Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Dosya


Dosya

Baskının “kısa” tarihi




Toplam oy: 109

Shakespeare’in 36 oyundan oluşan toplu oyunlarının ilk baskısının iki yıldan uzun sürdüğünü ya da İngilizcede basılan ilk kitabın Kral Arthur olduğunu biliyor muydunuz? Şimdilerde baskı teknolojileri bir hayli gelişmiş olsa da baskının tarihine ilişkin bilmediğimiz pek çok şey var. Hal böyle olunca baskının tarihinde bir yolculuğa çıkalım ve bilinmeyenleri bir nebze olsun aydınlatalım dedik. İşte baskının "kısa" tarihi:


Bilinen ilk baskı milattan önce 868 yılına kadar dayanıyor. Bu belgenin Çin’in Tang Hanedanı dönemine ait olduğu düşünülüyor ve 1889 yılında Dunhuang’da bir mağarada bulunmuş. Yaklaşık 5 metre uzunluğunda bir parşömene, oldukça yüksek bir kalitede basılmış olan bu eser Elmas Değerinde Vecizeler başlığını taşıyor ve bilinen ilk kitap olma vasfına da sahip.

 

Zamanı biraz ileri sarıp bu kez 11. Yüzyıl Çin’ine geldiğimizde bu kez kil tabletlere oyulan harflerle çıkıyor baskı teknolojisi karşımıza. Bu kil tabletler sonrasında mürekkebe bulanıyor ve kağıda bastırılarak baskı gerçekleştiriliyordu. İnsanlar bu tabletlere oyulan harfleri birbirinden bağımsız olarak yapıyorlardı ki sonrasında başka metinlerde de kullanmak mümkün olsun. Ancak bu yöntem oldukça zorluydu ve bir hayli vakit alıyordu. Üstelik harfler bir kere oyuldu muydu bir daha üzerlerinde düzeltme yapılması da pek mümkün olmuyordu. Çince’de harflerin oldukça kompleks olduğu düşünüldüğünde bu işlemin ne denli zorlu olduğu daha iyi anlaşılabilir. Ayrıca kilin çabuk zarar gören bir malzeme olması da tabletlerin uzun süre kullanılmasına engel oluyordu.

 

Kile oranla çok daha dayanıklı bir malzeme olan tahtayla 1430’lu yıllarda ilk baskıyı gerçekleştirenin Johannes Gutenberg olduğu tahmin ediliyor. Baskı teknolojisini geliştirmek için yoğun bir çaba sarf eden Gutenberg kitapların sadece belirli bir zümreye değil, herkese ulaşmasını hayal ediyordu. Gutenberg’in sisteminde harfler hareket edebiliyor ve farklı sözcükler için farklı dizilimler oluşturabiliyordu. Buradaki temel problem ise belirginlikti, bu yöntemde harfler yeterince belirgin ve berrak olarak basılamıyordu. Ancak bu elbette Gutenberg’i durdurmadı. Zira kendisi matbaa üzerine çalışmaya başlamadan evvel kuyumculuk yapıyordu ve geniş bir malzeme bilgisine sahipti. Bu sayede de malzeme olarak ağaç yerine metal kullanmaya karar verdi.

 

 

Böylelikle Gutenberg metalden dökülmüş harfler ve karakterler kullanarak baskı teknolojisini bir adım daha öteye taşıdı. Harfler kurşun, kalay ve antimon karışımından dökülüyordu. Daha sonra dökülen bu harfler mahir bir dizgici tarafından ahşap bir çerçeve içine yerleştiriliyordu. Becerikli bir dizgici saatte 2000 harf dizebiliyordu, bu da dakikada 33 harf anlamına geliyordu!

 

William Caxton İngiliz bir yazar, tüccar ve aynı zamanda da diplomattı. Avrupa’ya gerçekleştirdiği seyahatler sırasında Almanya’da gittikçe ilerleyen baskı teknolojilerini gözlemleme fırsatı buldu ve İngilizce bir kitap basmaya karar verdi. Böylelikle ilk İngilizce kitap Belçika’nın Brügge bölgesinde basılmış oldu. Bu kitap Raoul Lefèvre tarafından Fransızca olarak yazılmış olan Recueil des Histoires de Troye’un İngilizce bir çevirisi idi.

 

Takvimler 1798’i gösterirken baskı teknolojisi bir adım daha ilerledi ve Alois Senefelder tarafından taş baskı icat edildi. Taş baskının en büyük avantajı ise kullanılan kağıdın Gutenberg’in kullandığı kağıda göre hayli ucuz olmasıydı. Bu da maliyetleri büyük oranda düşürüyordu. Bu yöntemde kireçtaşı, nitrik asit ve arapzamkı kullanılıyordu.

 

 

Taş baskı kuşkusuz çağı için büyük bir icattı ama takvimler artık 1900’lü yılları göstermeye başladığında ofset baskı da sahneye çıkmıştı. Aslında taş baskı için ofset baskının öncülü desek yanlış olmaz. Ofset baskı 1903’de Ira Washington Rubel tarafından geliştirildi ve bugün de kullanılmaya devam ediyor. Rubel bu yöntemi kendi taş baskı makinesini kullanırken keşfetmişti. Aslında bu keşif kutlu bir tesadüf eseri olmuştu; Rubel makineye bir parça kağıt yerleştirmeye çalışıyorken baskı levhası kauçuk silindire denk geldi.  Sonradan kağıdı yerleştirmeyi başardığında kauçuk silindirle yapılan baskının taş baskıdan çok daha kaliteli olduğunu keşfetti. Böylelikle ofset baskı da hayatımıza girmiş oldu. 1950’lere gelindiğinde ofset baskı en popüler baskı yöntemi olmuştu bile. Ofset baskı günümüzde de hâlâ birçok kitap, katalog, gazete ve derginin baskısında kullanılmayı sürdürüyor.

 

 


Bugüne geldiğimizde ise ofset baskının gündelik hayattan yavaş yavaş çekilmesine şahit olurken bilgisayarların yükselişine eşlik eden dijital baskıyla karşılaşıyoruz. Gutenberg baskının önemini erken kavramış ve kitapları her kesimden insanla buluşturmanın hayalini kurmuştu. Şimdilerde ise baskı makineleri evde bulundurulabilecek denli ucuz ve ufak. Baskı teknolojisi bugünlerde Gutenberg’in hayal edebileceğinin hayli ötesinde. Öyle ki Chuck Hall’un 2014 yılında üç boyutlu baskı teknolojisini geliştirmesiyle birlikte sadece harflerin değil; eşyaların ve hatta yapay organların bile baskıyla elde edilebileceği bir gelecek bizleri bekliyor.

 

 

EK

 

 


 

 

Kaynak: Electric Literature

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

En prestijli edebiyat ödüllerinden Man Booker’a aday olmak için nasıl kitap yazmak gerekli? Aday kitapların izlediği yol ne? Edebiyat ödüllerini kazanan yazarların sırrının ne olduğu hep merak edilegelmiştir. İster Nobel gibi uluslararası bir ödül olsun, isterse yerel bir ödül; ödülü kazanan yazarların başarılı olmasını sağlayan unsurlar üzerine en çok konuşulan konulardan biri olur.

Bu yılın Nobel Edebiyat Ödülü kazananı Kazuo Ishiguro çağımızın üretken isimlerinden de biri aynı zamanda. Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazanmasıyla bir anda gündeme oturan Kazuo Ishiguro yazarlık serüveni boyunca verdiği birçok röportajda yazma süreçlerinden de sık sık bahsediyor. Ishiguro'nun yazma süreçleri hakkında söyledikleri genç yazarlar için de oldukça kıymetli.

Yazarların daima geceleri el ayak çekildikten sonra yazmaya başladığı düşünülür. Sanatçıların ve yaratıcı bir uğraşıyla meşgul kişilerin en verimli olduğu saatin de gecenin çıt çıkmayan, sadece düşüncelerin akışının tıkırtısının duyulduğu gece saatleri olduğu türlü çalışmalarla da savunulmuştur.

Bir Adam İki Hayat

 

Rüyalar hayatımızda, hafızamızı en çok zorlayan ve bizi en çok düşündüren durumlardan biridir. Kimi zaman gün içerisinde benliğimize kaydettiğimiz bir olay kimi zaman da dışa vuramayıp bastırdıklarımız rüyalarımızda gün yüzüne çıkar.

 

Söyleşi

Serhat Tolga Yıkıcı ve Ayşegül Kirpiksiz ile söyleşi:


 “Wattpad genç okuru daha iyi anlamamıza imkan veriyor.”


Ece KARAAĞAÇ

 

ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.