Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Dosya


Dosya

Churchill'in Nobel konuşması: "Bu ödülü hak etmiyorum"




Toplam oy: 391

İsveçli kimyacı Alfred Nobel anısına 10 Aralık 1901'den beri ödül dağıtan İsveç Akademisi, Leo Tolstoy, James Joyce, Virginia Woolf, Mark Twain, Joseph Conrad, Anton Chekhov, Marcel Proust, Henry James, Henrik Ibsen, Emile Zola, Robert Frost, W.H. Auden, F. Scott Fitzgerald, Jorge Luis Borges ve Vladimir Nabokov'u atladığı için eleştirildi. Fakat Akademi, ödülü en az bu isimler kadar hak eden William Faulkner, Ernest Hemingway, John Steinbeck, V.S. Naipaul, Doris Lessing gibi birçok edebiyatçıyı ödüllendirdi.

 

Ödüle layık görülen edebiyatçılar da yazarın sorumluluklarına ilişkin konuştular. Peki, neler söylediler?

 

Bu soruya cevap olsun diye her hafta bir edebiyatçının, ödül töreni sırasında yaptığı konuşmayı yayınlamaya devam ediyoruz.

 

İşte, Sir Winston Churchill'in ödül aldığı 1953 yılında eşi Clementine Churchill aracılığıyla yaptığı konuşma:

 

"Gururlu ama şaşkınım"

 

 

Nobel Edebiyat Ödülü benim için benzersiz ve beklemediğim bir onur. Yapmam gereken işler yüzünden, bu ödülü Stockholm’e bizzat gelerek, sevgili Kral hazretlerinin elinden alamadığım için üzüntü duyuyorum. Bu görevi eşime emanet edebildiğim için ise çok mutluyum

 

Üzerine ismimin kazındığı madalya, 20. yüzyıl dünya edebiyatında gerçekleşen olağanüstü bir şeye işaret ediyor. İsveç Akademisi'nin değerlendirmeleri, uygar dünya tarafından tarafsız, yetkili ve samimi addediliyor. Gururluyum ama aynı zamanda şunu da kabul etmeliyim ki, beni seçme kararınız karşısında oldukça şaşkınım. Umarım doğru olanı yapmışsınızdır. Sizin de, benim de önemli bir risk aldığımızı ve bu ödülü hak etmediğimi düşünüyorum. Ancak sizin bu konuda bir endişeniz ya da şüpheniz yoksa benim de yok.

 

Alfred Nobel'in 1896 yılındaki ölümünden sonra, bir fırtına ve trajedi dönemine girdik. İnsanın gücü her alanda arttı ancak kendi üzerindeki gücü değişmedi. Hiçbir eylem sahasında olaylar kişilikleri bu kadar ezmemiştir. Tarihte, acımasız gerçekler düşüncelere hiç bu kadar hükmetmemiştir, yaygın erdemler bu kadar sönük bir müşterek odak bulmamıştır. Bu noktada o korkunç soru karşımıza çıkıyor: Problemlerimiz, çözümlerimizin ötesine mi geçti? Şüphesiz ki, bunun böyle olabileceği bir dönemden geçiyoruz. Bu noktada alçakgönüllü olmalı, irşat ve merhamet aramalıyız.

 

Sağlık güvencesi ve sosyal güvenceler planlayan, tıp ve bilim alanında olağanüstü başarılar elde eden ve herkes için adalet ve özgürlük amaçlayan Avrupa ve Batı dünyası, Atilla ve Cengiz Han'ın zulmünü bile gölgede bırakan bir yokluk, sefalet, zulüm ve yıkım ile karşı karşıya kalmıştır. Önce Milletler Cemiyeti ile, şimdi de Birleşmiş Milletler ile insanlığın uzun zamandır hayalini kurduğu barışı daimi kılmaya çalışan bizler, Roma İmparatorluğu'nun çöküşünden sonra Avrupa'yı sarsan olaylardan daha büyük ve şiddetli ayrışmalarla parçalanmış ve uyuşmazlıkların tehditi altında bir dünya gördük.

 

Bu karanlık tablodan sonra, Alfred Nobel'in düşüncelerine ilham veren şevketi ve umudu takdir ediyoruz. Derin ihtiyaç içinden olan bir nesle, arkasında aydınlık ve daimi bir kültür, amaç ve umut ışığı bıraktı. Bu ünlü kuruluş, bu dünyada takip etmemiz gereken yolu bize gösteriyor. Etrafımızda gördüğümüz karmaşaya ve sertliğe, toleransla, sükûnetle ve çeşitlilikle yaklaşalım.

 

Dünya, üç ülkenin egemenliklerinden vazgeçmeden, fikri, ekonomik ve yaşam standartları konusunda birlik içinde yaşayan İskandinavya'ya hayranlık ve avuntu ile bakıyor. Dilerim ki böylesi kaynaklardan tüm insanlık için yeni ve aydınlık fırsatlar çıksın. Sanıyorum ki bunlar, Nobel Vakfı tarafından seçilerek onurlandırılan ve şüphesiz ki o ünlü kurucusunun ideallerine ve umutlarına saygı duyan birinin duygularıdır...

 

 


 

 

* Çeviren: Elif İlik

 

* Diğer Nobel konuşmaları için tıklayınız.

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Bilinç Yumağı: “Işık Karanlıkta Parlar”

 

Cem Kalender’in Klan isimli romanı yayımlandığı günden beri okurun ilgisini çeken, duyurdukları ve duyumsattıklarıyla farkını ortaya koyan bir ilk roman.

Edebiyat tarihi bildiğimiz, tanıdığımız yerler kadar sadece hayal dünyamızda var olan yerler de ihtiva eder. Bu yerler kimi zaman içinde yaşadığımız dünyanın kimselerin bilmediği bir köşesinde kurulmuştur, kimi zamansa çok uzaklarda bir yerlerde. Fakat bu yerlerin kimileri vardır ki onların ortak özelliği okurlarının o yerleri görmek, o hikayelerin bir parçası olmak istemesini sağlamasıdır.

Kitaplarla haşır neşir olanlar bilirler ki, kütüphanenizdeki kitapların sayısı arttıkça bir düzeni sürdürmek de gittikçe zorlaşır. Kitaplar raflara sığmaz olur, gittikçe üst üste yığılır ve en sonunda işler içinden çıkılmaz bir hal alır. Peki bu krizi olumlu bir duruma dönüştürmek mümkün mü?

 

Yeni yıl yeni kitaplar demek hiç kuşkusuz. Belki de uzun zamandır çevrilmesini beklediğimiz o kitabı 2018 içinde Türkçede görebileceğiz nihayet ya da nicedir yeni bir roman yazsa diye beklediğimiz o ismin yeni romanını okuyabileceğiz sonunda. Sürpriz ilk kitaplarla, yeni isimlerle de karşılacağız hiç kuşkusuz....

İstanbul Ataşehir’de, gökdelenlerin arasında bir vahadan farksız Nezahat Gökyiğit Botanik Bahçesi (NGBB). Girişte, duvarlarında bahçenin tarihçesinin anlatıldığı levhaların sıralandığı bir tünelden geçiyorsunuz ve adeta bir zaman tüneli gibi, sizi bambaşka bir zamana ve mekana çıkarıyor o uzunca tünel.

 

Söyleşi

İrem Çağıl ile söyleşi:


“Bize sunulan şey ‘iyi’ olmayınca ‘iyi olanı’ bizim arayıp bulmamız gerekiyor.”


Ece KARAAĞAÇ


ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.