Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Dosya


Dosya

Dünyadan // Ödüllerin ışık tuttuklarıyla 2017




Toplam oy: 45
Eskiden, bu ödüllü kitapların dilimize aktarılması için yıllarca beklerdik...

Kazananlarıyla ve bazen de kaybedenleriyle ödüllerin ışıklarını takip etmek, sanırım gelenekselleştirdiğim bir yöntem oldu; basit ama pratik, belki de bazıları için çok uysal bir okurluğa götürebilecek bir yöntem. Eskiden bu ödüllü kitapların dilimize aktarılması için yıllarca beklerdik, ama bu yılın pek çok ödüllü kitabı, üzerinden çok da zaman geçmeden taze çevirileriyle kitabevlerimizin raflarında da gözüktü; bu açıdan, öncelikle yayıncılarımızı tebrik etmek gerekir. 


Hemen tüm kitapları YKY’den çıkan Kazuo Ishiguro’ya verilen Nobel Ödülü’nü zikrederek İngiltere’den başlayalım. O taraflardan büyük hevesle açıklanmasını beklediğimiz ödüllerden biri de Man Booker ödülleriydi. Biliyorsunuz, bu isimde iki ödül söz konusu: İngilizce yazılan yapıtlara verileni ve çeviri ödülüyle birleşmiş “enternasyonal” olanı. 2017’de Paul Auster (Türkçeye de çok geçmeden ulaştırılan 4 3 2 1’le [çev. Seçkin Selvi, Can Yayınları]), Emily Fridlund (History of Wolves), Mohsin Hamid (Exit West), Fiona Mozley (Elmet) ve Ali Smith’i (yeni “mevsimler dörtlemesi”nin ilk kitabı Autumn) geride bırakarak Amerikalı George Saunders Lincoln in the Bardo romanıyla (Arafta, çev. Niran Elçi, DeliDolu Yayınları) Man Booker’a layık görüldü. Bizde az sayıda kitabıyla tanınan İsrailli David Grossman’ın İngilizceye A Horse Walks Into A Bar adıyla çevrilen romanı da, bu ödülün “enternasyonal” olanına layık görüldü; Fransız Mathias Énard (Boussole romanının çevirisiyle), Norveçli Roy Jacobsen (YKY tarafından yayımlanan Görülmeyenler romanının çevirisiyle), Türkçede Karate Vuruşu adlı öykü derlemesiyle tanıdığımız Danimarkalı Dorthe Nors (Spejl, Skulder, Blink romanının çevirisiyle), İsrailli Amos Oz (Judas romanıyla)  ve henüz hiçbir kitabı bizde yayımlanmamış Buenos Airesli Samanta Schweblin (Distancia de Rescate kitabının çevirisiyle) gibi adaylar arasından...

 


The Rathbones Folio Prize, 2017’de Hisham Matar’ın The Return: Fathers, Sons and the Land in Between kitabına verildi; diğer adaylar Laura Cumming, China Miéville, C. E. Morgan, Maggie Nelson, Francis Spufford, Madeleine Thien ve Robbin Yassin-Kassab ile Leila Al-Shami’ydi.  Bu isimlerden 1976 doğumlu C. E. Morgan’ın The Sport of Kings’i, yayımlandığı yıl olan 2016’da Kirkus dergisinin ve Windham-Campbell edebiyat ödülünü kazanmıştı; bu sene ayrıca Pulitzer ve Baileys ödüllerine aday oldu. Madeleine Thien de çokça adaylık alanlardan biri; Çin kökenli Kanadalı yazarın son kitabı, bizde de Hep Kitap’tan Özlem Yüksel çevirisiyle çıkan Bundan Sonra Her Şey Biziz, 2016’da yayımlandığında Kanada’da İngilizce alanında Genel Vali ödülüyle Scotiabank Giller ödülünü kazanmış, Man Booker’ı kıl payıyla kaybetmiş, bu yıl da Rothbones dışında Baileys’e aday gösterilmiş.


Önümüzdeki yıldan itibaren Baileys ile sponsorluk anlaşması bitecek olan Women’s Prize for Fiction da, bu yıl Naomi Alderman’ın Güç romanına verildi (Misis Kitap tarafından çok yakın bir zaman önce Özden Umut Akbaş çevirisiyle yayımlandı Türkçe’de de). Yukarıda bahsettiğim iki ismin dışında yine Hep Kitap tarafından yakında Begüm Korkmaz çevirisiyle yayımlanmış Nijerya kökenli Ayobami Adebayo’nun Benimle Kal’ı, henüz hiçbir kitabı yayımlanmamış Linda Grant’ın The Dark Circle’ı ve bu yıl Gordon Burn ve Goldsmiths ödüllerine de aday olan, henüz bizde hiç kitabı yayımlanmamış 1979 doğumlu Gwendoline Riley’nin beşinci romanı First Love Baileys ödülünü kıl payı kaçıran diğer adaylar olmuş. Rothbones adaylarından Francis Spufford’un bizde henüz yayımlanmamış Golden Hill romanı İngiltere’de ilk romanlara verilen Desmond Elliott ödülünü alırken, ödülü kıl payı kaçıranlar arasında İrlandalı Kit de Waal’in Benim Adım Leon olarak Bilge Nur Gündüz çevirisiyle Hep Kitap tarafından yayımlanan romanı da bulunuyordu.


Goldsmiths Ödülü bu yıl H(A)PPY yapıtıyla Nicola Barker’a verilirken; Sera Baume, Kevin Davey, bizde önceki neredeyse tüm kitapları Kıvanç Güney çevirisiyle YKY’den yayımlanmış Jon McGregor, Gwendoline Riley ve bizde de Sel Yayıncılık tarafından Sıla Okur çevirisiyle ilk parçası Şemsiye’nin yayımlandığı modernist üçlemesinin son romanı Phone ile Will Self bu ödülü kıl payı kaçıranlar arasında. 2016’da David Szalay’ın, yakınlarda Hep Kitap tarafından Sevi Sönmez çevirisiyle yayımlanan Erkek Dediğin...’inin layık görüldüğü Gordon Burn adına verilen ödülün bu yılki kazananı da, polisiye yazarı Denise Mina The Long Drop ile oldu.

 

 

Umarım yayıncılar, bu yıl beni mahcup ederler

 

ABD’deyse National Book Award for Fiction, henüz hiçbir kitabı dilimize çevrilmemiş Jesmyn Ward’a, 2011 tarihli romanı Salvage Bones’un ardından ikinci kez Sing, Unburied, Sing romanı için verildi; diğer adaylar Elliot Ackerman, Lisa Ko, Min Jin Lee, Carmen Maria Machado’ydu. Bu ödülü geçen yıl, 2017 içinde Siren Yayınları tarafından Begüm Kovulmaz çevirisiyle yayımlanan ve en popüler çeviri romanlarımızdan biri haline gelen –bu yıl Pulitzer ödülüne de layık görülen– Colson Whitehead’in Yeraltı Demiryolu kazanmıştı; Pulitzer’i de bir önceki yıl, yakınlarda Kafka Kitap tarafından Duygu Akın çevirisiyle yayımlanan Viet Thanh Nguyen’in Sempatizan’ı kazanmıştı (her iki ödülle ilgili bir isim de, 2015’te Fortune Smiles ile National Book Award ve 2013’te The Orphan Master’s Son ile Pulitzer alan Adam Johnson). ABD kitap eleştirmenleri tarafından verilen National Book Critics Awards ise en son Louise Erdrich’in LaRose romanına verildi; bu roman aynı zamanda Viet Dinh’in After Disasters, Sunil Yapa’nın Your Heart is a Muscle the Size of a Dist, Garth Greenwell’in What Belongs to You yapıtlarıyla birlikte PEN-Faulkner ödülünün adaylarındandı, ama Imbolo Mbue’nin Behold the Dreamers yapıtı karşısında hepsinin boynu bükük kaldı... Biliyorsunuz, ABD’de farklı PEN kuruluşları bulunuyor ve çok farklı amaçlarla çok sayıda ödül veriyorlar. Mesela PEN American Center’ın verdiği PEN Çeviri Ödülü bu sene –Tess Lewis’in Almancadan çevirdiği– Maja Haderlap’ın Angel of Oblivion’una verilirken; bir önceki yıl yapıtları bizde de yeniden Monokl tarafından Başak Bingöl Yüce çevirisiyle yayımlanmaya başlamış Clarice Lispector’un The Complete Stories’ini çeviren Katrina Dodson’a verilmişti. PEN Center USA, kurgu alanında Martin Pousson’un Black Sheep Boy’una ödül verirken, çeviri ödülünü Rabee Jaber’in Confessions’unu çeviren Kareem James Abu-Zeid’e vermeyi layık gördü; bu kurumdan Yaşamboyu Başarı Ödülü de, televizyon uyarlamalarıyla ve bizde de Doğan Kitap tarafından yayımlanan kitaplarıyla son yılların en popüler ismi Margaret Atwood’a verildi, ki Atwood bir önceki yıl da İngiliz PEN kurumununun PEN/Pinter ödülüne layık görülmüştü.


İrlanda’da Dublin’de verilen eski IMPAC ödülü (kendi dillerinde Duais Liteartha Idirnáisiúnta Bhaile Átha Chliat ödülü), Dublin Belediye Meclisi tarafından verilen 100 bin euroluk bir ödül ve 2017’de Portekizli José Eduardo Agualusa’nın Daniel Hahn tarafından çevrilen A General Theory of Oblivion adlı romanına verildi. Bu ödül için bahsi geçen adaylar arasında Mia Couto (Confessions of the Lioness), Kim Leine (The Prophets of Eternal Fjord), Anne Enright (The Green Road), Valeria Luiselli (bizde Siren Yayınları’ndan Seda Ersavcı çevirisiyle yayımlanan Dişlerimin Hikâyesi), Viet Thanh Nguyen (Sempatizan), Chinelo Okparanta (Under the Udala Trees), Orhan Pamuk (Kafamda Bir Tuhaflık’ın Ekin Oklap çevirisi), Robert Seethaler (bizde Timaş Yayınları tarafınan Feza Şişman çevirisiyle yayımlanan Bütün Bir Ömür) ve Hanya Yanagihara (A Little Life) bulunuyordu.


Hiç kuşkusuz Avrupa’nın diğer ülkelerinde (özellikle Fransa, Almanya, İtalya, İspanya) verilen pek çok prestijli ödül de dikkat çekiciydi geçtiğimiz yıl. Ne yazık ki bu ülkelerin dillerinden dilimize çağdaş kitap aktarımı İngilizceye oranla çok daha az ve gecikmeli oluyor; umarım yayıncılar bu yıl beni bu konuda mahcup ederler, diyerek bu ülkelerin ödüllerini sayıp dökmeyi başka bir mecraya bırakıyorum!

 

 


 

 

 

2016'nın ödülleri ile ilgili yazı için tıklayınız.

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Son zamanlarda O (2017), Kara Kule (2017) ve Gerald's Game (2017) gibi sinema uyarlamaları sayesinde Stephen King uzun zamandır olmadığı kadar gündemde.

Kenar mahallelerden birinde büyüdüm, üzerinden seneler geçti; insan, insanın muallimi olmaya teşnedir, bir abimiz, biz çocuklara şöyle demişti, sigarasını somurarak: “Aşkını anlatan yavşaktır.” Çocuksun, dinliyorsun. Anlatmak istediği, kadının illa ki korunup kollanmasıydı. Erkek, çapkın sayılır, maşuk olur ama iş sevdiceğine gelince ve olur ya vuslata erilmezse, kadın "hoppa" sayılırdı.

Türkiye’nin ilk özel müzik kütüphanesi olarak kurulan Borusan Müzik Kütüphanesi, uzun yıllar Borusan Sanat’ın İstanbul’da, İstiklal Caddesi’ndeki eski binasında öğrencilere ve müzikseverlere hizmet verdi. 2014 yılında ise kapandı ama arşive ulaşmak halen mümkün.

1) İlk şiiri 8 yaşındayken yayımlandı
1941 yılında Boston Herald’da yayımlanan şiirin başlığı “Poem”, yani Şiir’di. Yazarın alametifarikası olan karanlık metinlerden çok farklı, kısa ve neşeli dizeler bunlar.

 

“Önümde belki bir dakika var, belki bin dakika. Belki bir gün var, belki bin gün... Geride ise yüzlerce hatayla, çok eksiklerle, dile gelmemiş suçlarla, telafi edilmemiş ihmallerle dolu bir hayat. Hangisini, ne ara düzelteceğim? Nereden başlayacağım kendi cennetimin yolunu döşemeye? Zamanla yarıştan galip çıkan var mıdır? Kader, insanın başına gelen değil midir?

Söyleşi

 

Emily Gould ile söyleşi // Zeynep Şen


ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.