Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Dosya


Dosya

Editörden // Davete icabet etmek




Toplam oy: 43

2000’li yılların hemen başında, bazı önemli riskleri göze alarak Antalya’dan İstanbul’a gelişimde, Anton Çehov’un Maksim Gorki’ye yazdığı mektubun da etkisi olmuştu. Çehov, Gorki’ye taşradan ayrılmasını, edebiyat çevresine yakın olmak için Moskova’ya veya Petersburg’a yerleşmesini öneriyordu söz konusu mektubunda. Gorki reddetmişti belki ama Çehov’un büyük şehir davetine ben icabet etmiştim! Şimdi buradan durup baktığımda çok da kötü bir karar olmadığını düşünüyorum ama Gorki’nin değil de Çehov’un sözünü dinlememin tek nedeni, büyük ihtimalle yalnızca bir “bahane”ydi. İşte şimdi de, 28 Mart 1868 doğumlu Maksim Gorki’nin, doğumunun 150. yılını “bahane ederek”, edebiyatta taşra ve kent konusunu irdeleyelim istedik SabitFikir’in mart sayısında. Bülent Usta’nın da dosya yazısında altını çizdiği gibi, “Türkiye’nin modernleşme sürecinden ve modernleşmeye dair tartışmalardan ayrı düşünülemez taşra ve kent. Bu tartışma da her zaman bir hayat-memat meselesi olageldiğinden, Doğu-Batı, gelenek ve modernleşme arasında yaşanan çatışmalar, yazılan ilk romanlardan günümüze edebiyatımızın değişmeyen temalarından biri oldu.”


Bir taraftan da, son zamanlarda, şehirlerden bir an önce kaçmamızı öneren –sözüne güvenilir– tanıdıklarımızın sayısı artmaya başladı. Üstelik Gorki’nin cümleleri daha bir “anlamlı” sanki artık: “Tekrar kentteydim; iki katlı, beyaz, tabuttan farksız, kalabalık bir evde kalıyordum. Ev yeniydi, ama birden zenginleşince önüne geleni tıkınmaya başlamış, yağlanmış sıska bir fakiri andırıyordu. Sokağa yan duruyordu, her katında sekiz pencere vardı, evin ön yüzü olması gereken yerde ise her katta dört pencere... Alt katın pencereleri avlunun dar bir geçidine, üst katın pencereleri ise avlu duvarının üzerinden çamaşırcı bir kadının küçük evi ile çamurlu yamaca bakıyordu. (...) İnanılmaz derecede sıkıcı, pis bir yerdi burası. Sonbaharın havası bu çöplü, vıcık vıcık toprağı bozmuş, ayakkabılara yapışan sarı bir zifte çevirmişti. Bu kadar küçük bir alanda bu kadar çamur daha önce hiç görmemiştim; tertemiz tarlalardan, ormanlardan sonra kentin bu köşesi hüzünlendiriyordu beni.” (Maksim Gorki, İnsanlar Arasında, çev. Ergin Altay, Can Yayınları, 2014.)

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

"Yeni çıkanlar" rafının kalabalığı içinde gözden kaçabilecek metinlere dair izlenimlerimizi artık bu yeni köşemizde topluyoruz. Vitrindekiler; son ayların kitapları hakkında kısa kısa...

 

 

 

Amerikan şiirinin en önemli figürlerinden Langston Hughes 1967 yılında hayatını kaybetmişti. Aynı yıl, Hughes’ün büyük bir hayranı olan Nina Simone'un efsanevi şairin dizelerini ödünç aldığı “Backlash Blues” dinleyiciyle buluştu. Şarkı uzun yıllar Nina Simone’un repertuarının bir parçası oldu.

Her nedense en rahat ve yaygın olarak takip ettiğimiz edebiyat dili İngilizce gibi geliyor bana. Bir zamanlar Fransızcanın belirgin bir ağırlığı varmış, hatta yazarlarımız Fransızca okudukları romanlardan ve şiirlerden hareketle modern edebiyatımızı oluşturmaya başlamışlar.

Dan Simmons’un 2007 tarihli aynı adlı romanından televizyona uyarlanan The Terror, birini tanımak için onunla yolculuğa çıkmak gerektiğini doğrulayan bir öykü. 15.

Tam güneş tutulmasına şahit olmak bir kişinin ömründe sayılı kez gerçekleşebilecek bir durum.

Söyleşi

 

Emily Gould ile söyleşi // Zeynep Şen


ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.