Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Dosya


Dosya

Filmlerin ardındaki kısa öyküler




Toplam oy: 313

Edebiyat ve sinema kol kola girmiş yaşlı bir çift gibi birbirlerini destekleyerek yürümeyi sürdürüyor. Sinemanın edebiyata ilgisi her geçen gün artadursun, bu ihtiyar çiftin dostluğu sandığınızdan daha eskilere dayanıyor ve uzun zamandır edebiyat, sinemacılara ilham veriyor. Öyle ki birçoğumuzun beğeniyle izlediği bazı filmler aslında kısa öykülere dayanıyor. 

 

Christopher Nolan’ın adını dünya çapında duyurmasını sağlayan filmi Memento’nun hikayesi aslında ünlü yönetmenin kardeşi Jonathan Nolan’ın Memento Mori adlı öyküsüne dayanıyor. Jonathan Nolan öykünün kurgusunu Georgetown Üniversitesi’nde aldığı bir psikoloji dersinin etkisiyle oluşturmuş. Guy Pearce tarafından canlandırılan karakterin ismi Leonard iken öyküde aynı karaktere Earl ismi verilmiş. Jonathan Nolan’ın hikayesinde Earl bir akıl hastanesine kapatılmış.

 

 

Usta yönetmen Stanley Kubrick de edebiyattan ilham alanlardan. Yönetmenin başrollerini Tom Cruise ve Nicole Kidman’ın paylaştığı ünlü filmi Gözü Tamamen Kapalı yazar ve psikanalist Arthur Schnitzler’in 1926 yılında kaleme aldığı novellası Dream Story’ye dayanıyor. Psikanaliz ve cinsellik ekseninde şekillenen filmde doktor Bill Harford’ın eşinin o güne dek gizlediği cinsel arzularından haberdar olmasıyla hikaye de ivme kazanmaya başlıyor. Cinsel kıskançlık gerek filmin, gerekse novellanın ana temasını oluşturuyor.

 

 

Stanley Kubrick’in edebiyatla dirsek teması Gözü Tamamen Kapalı’dan ibaret değil. Dünya dışı yaşam fikrini büyüleyici bulan Kubrick’in yolu eninde sonunda bilimkurgu yazarı Arthur C. Clarke ile kesişmiş. Böylelikle ikili 2001: Bir Uzay Destanı filmi için kolları sıvamışlar. Kubrick insanlarda hayret uyandıracak, onları dehşete düşürecek, tabiri caizse terör estirecek bir film çekmek istediğini söyleyince yazar Arthur C. Clarke ona The Sentinel adlı öyküsünü önermiş. Bu öyküden yola çıkan ikili, senaryoyu da beraber kaleme almışlar. Böylelikle Arthur C. Clarke sadece bir ilham kaynağı olmakla kalmamış, filme doğrudan bir katkıda da bulunmuş.

 

Edebiyattan ilham alanlar sadece Batılı yönetmenler değil elbette. Sinema tarihinin en önemli ve etkileyici yönetmenlerinden Akira Kurosawa’nın imza niteliğindeki filmi Raşomon ilhamını Japonya’da kısa hikaye türünün babası olarak anılan Ryünosuke Akutagawa’nın 1915’te yazdığı Raşomon ve Korulukta adlı iki kısa hikayeden alıyor. Raşomon Kurosawa’ya dünya sinemasında bir yer kazandırdı, yazar Ryünosuke Akutagawa’nın adı ise Japon edebiyatının kayda değer ödüllerinden olan Akutagawa Ödülleri ile yaşatılıyor.

 

 

Cornell Woolrich’in 1942 tarihli kısa öyküsü It Had To Be Murder, korku sinemasının usta yönetmeni Alfred Hitchcock’un sadece ilgisini çekmekle kalmamış, aynı zamanda usta yönetmenin en bilinen filmlerinden Arka Pencere’nin de ilham kaynağı olmuş. Ayağını kırdığı için evden çıkamayan bir foto-muhabirin komşularını gözetlemeye başlamasıyla gelişen film bugün sinemanın en nadide işlerinden biri sayılıyor. Öyle ki 1997 yılında Amerika Birleşik Devletleri Kongre Kütüphanesi tarafından seçilerek ABD Ulusal Film Arşivi’nde muhafaza edilmesine karar verildi.

 

 


 

 

* Kaynak: Flavorwire

 

* Manşet görseli: Özlem Isıyel

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Latin Amerikan edebiyatının Gabo'su Gabriel Garcia Marquez yakın çağın tartışmasız en büyük yazarlarından biriydi.

Kimi kitaplar daha yayınlanır yayınlanmaz sinema profesyonellerinin radarına giriyor ve henüz kitabın popülerlik dalgası sona ermeden bu kez film uyarlamasıyla karşılaşıyoruz. Öte yandan başlangıçta kıyıda köşede kalmış, fakat dramatik potansiyellerinin keşfedilmesiyle çok ünlü filmlere dönüşmüş kitaplar da var.

Kahramanlarını çürümüş ve itici algılanabilecek bir dünyanın içine yerleştiren kara filmler, 1950'li ve 60'lı yıllarda başta Amerika olmak üzere dünyanın hemen her yerinde epey popülerdi. Fakat o günlerde de edebiyat ve sinema arasındaki işbirliği bugünkünden farklı değildi elbette. O günlerde de sinema edebiyattan epeyce faydalanıyordu.

Ayrıntı Yayınları, otuzuncu yılını kutluyor. Kutlama etkinlikleri kapsamında bu ay başına kadar (8 Mart) ziyaret edilebilen “Kitabın Yazgısı (fata libelli)” başlıklı bir serginin yanı sıra bir dizi atölye ve seminer de gerçekleştirildi.

 

İnternet bağlantısı hemen hepimizin hayatının ayrılmaz bir parçası artık. Bir yandan sosyal medya kanalları gündelik iletişimimizin ayrılmaz bir parçası haline gelirken internete girme yaşı da gitgide düşüyor. Eskiden tuvalete girerken yanımıza alınan kitapların yerini bile hızla akıllı telefonlar alıyor! İnternette geçirdiğimiz zaman uzadıkça okumaya ayırdığımız zaman da kısalıyor.

Söyleşi

Kerem Yücel ile söyleşi:


“İyi bir fotoğraf her zaman kendini anlatabilir.”


Ece Karaağaç

 

ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.