Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Dosya


Dosya

İkisiBirArada // Başlangıçta gönüllü, sonrasında zorunlu yolculuklar...




Toplam oy: 181
Bir tarafta George Prochnik’in kaleminden Stefan Zweig’ın, bir tarafta da Stefan Zweig’ın kaleminden İkinci Dünya Savaşı öncesi Avrupa’sının dokunaklı portresi.

Biyografik metinlerin çok azı Stefan Zweig’ınkiler kadar “keyif”le okunur kanısındayım. Örneğin Nietzsche’yle ilgili cümleleri, ilk okuduğumdan bu yana hafızamdaki yerini koruyor: “Bir Alpler otelinin altı franklık bir pansiyonunda ya da Ligurya kıyılarında derme çatma bir yemekhane. Kayıtsız müşteriler, çoğu ‘small talk’ denen küçük sohbete dalmış orta yaşlı hanımlar. Çan sesi üç kez yemeğe çağırdı. Eşikten biri, adımını atıyor: Omuzları düşük, hafif kambur, güvensiz. Bir cehennemden çıkıyor gibi hep beceriksizce yürür bu ‘yedide altı kör’ adam yabancı odaya doğru. Koyu, iyi fırçalanmış temiz elbiseler, yine esmer bir yüz, dağınık, koyu kumral, dalgalı saçlar. Kalın, neredeyse yusyuvarlak perdahlanmış hasta gözlüklerinin arkasındaki gözler de koyu.” Dünya Fikir Mimarları’nin ilk cildinde, Kendileri ile Savaşanlar’da, böyle bir başlangıç yapıyor Nietzsche portresine Zweig. (çev. Gürsel Aytaç, İş Bankası Kültür Yayınları) Devamındaki betimlemeleri daha da kalınlaştırıyor atmosferi; iyiden iyiye canlanıyor Nietzsche imgesi. Sancılarla, ağrılarla sarsılan hastalıklı bir vücut, kopkoyu bir yalnızlık, ürkekçe atılan adımlar, göçebelik yılları... Üstelik yalnızca Nietzsche ya da Dünya Fikir Mimarları ciltlerindeki diğer isimlerle ilgili yazdıklarında değil; kaleme aldığı her biyografi de benzer bir etki bırakır Stefan Zweig. Dolayısıyla, işte böylesi bir ismin biyografisini yazmak gerçekten de hiç kolay değildir. George Prochnik, buna cesaret etmiş!

 

 

 

George Prochnik, hemen giriş yazısından başlayarak, kendi hikayesini de göz ardı etmeden, ona “yakışır” bir anlatımla ele alıyor Stefan Zweig’ı. Özellikle “Kitap İnsanları” bölümünde, fotoğraflardan yola çıkarak yazdıkları oldukça dikkat çekici. Ama asıl mesele, Stefan Zweig’ın oradan oraya savruluşu tabii ki; kitabın adına da yansıdığı gibi, sürgünlüğü... Kuşkusuz Stefan Zweig’ın Nietzsche’yi bu kadar etkileyici resmetmesinin gerisinde de –farklı nedenlerle tatmış olsalar da– bu sürgünlük kavramı yer alıyor. Başlangıçta gönüllü, sonrasında zorunlu yolculuklar...

 

Stefan Zweig’ın gerçekleştirdiği yolculukların izini George Prochnik’in biyografisinden de sürmek mümkün ama Türkçede,  İmkânsız Sürgün kitabıyla neredeyse eşzamanlı olarak yayımlanan bir kitap daha var bu konuda yol gösterecek: Yolculuklar. Stefan Zweig’ın 1902-1940 yılları arasındaki yolculuklarına dair izlenimlerinin yer aldığı kitapta Londra, Oxford, Viyana, Paris, Avignon, Anvers, Floransa, Sevilla, Zürih, Salzburg gibi şehirlerin yanı sıra Amerika (New York, Boston, Detroit), Rusya (Moskova) ve Hindistan’ı da (Gwalior) geziyoruz birlikte.

 

 

 

Söz konusu iki kitabı bir araya getiren, yalnızca eşzamanlı yayımlanmış olmaları değil; bir şekilde kitapçılarda yan yana düşerlerse kapak görselleriyle de bir hayli albenili olacaklardır. Bir tarafta George Prochnik’in kaleminden Stefan Zweig’ın, bir tarafta da Stefan Zweig’ın kaleminden İkinci Dünya Savaşı öncesi Avrupa’sının dokunaklı portresi.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Vişnenin Cinsiyeti, Bedende Yazılı ve Tek Meyve Portakal Değildir gibi romanlarıyla tanıdığımız Britanyalı yazar Jeanette Winterson, Sel Yayıncılık etiketiyle geçtiğimiz aylarda raflardaki yerini alan devamı

Bir şeyin anlaşılır olması için, okunup yazılabilmesi gerekir. Bilginin iletimi için her şeyden önce, tıpkı okullar gibi yapısı önceden oluşturulmuş ortak bir anla(ş)ma zeminine gereksinim var. Düşünce, tıpkı insanlık ailesinin çevresinde buluştuğu büyük bir masaya benzer. Bu seçilmiş alan, binlerce yıllık bir düşünce geleneğine sahip evreni ayakta tutan ilahi bir güce sahiptir.

Tüm dünyadaki George R. R. Martin hayranları, Game of Thrones’un son sezonunun yanı sıra, Buz ve Ateşin Şarkısı (ya da yaygın bilinen ismiyle Taht Oyunları) serisinin altıncı ve yedinci kitabını da beklerken, Reddit kullanıcılarından biri, bu bekleyişe sıradışı bir çözüm getirdi!

Siyah Kitap etiketiyle raflardaki yerini alan Edebi Ziyafet, C.S.

Bakir kalmış coğrafyasına, elverişli fiyatlarına, ortaçağ kasabalarını hatırlatan dokunulmamış mimarisine, havasının ve suyunun kattığı lezzetli yiyeceklerine kapılan turistler, zamanında yaşanmış sert idari dönemlerin ve kıyasıya savaşların sonuçları için şöyle bir ahlanıp vahlanırlar, ama sonrasında gidecekleri başka bir yere geçerler.

Söyleşi

 

Emily Gould ile söyleşi // Zeynep Şen


ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.