Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Dosya


Dosya

İkisiBirArada // Kamaradan kamaraya




Toplam oy: 12
10 numaralı kamaradan 47 numaralı kamaraya ulaşmak hiç de zor değil!

Evine giren hırsızla yüz yüze geliyor Laura Blacklock: “Birbirimize bakarak öylece durduk. Parlayan gözlerini gözlerime dikmişti. Aklımdan binlerce düşünce geçiyordu: Telefonum hangi cehennemde? (...) Tek kelime etmedim ve kıpırdamadım da. Rüküş sabahlığımın içinde öylece dikilip titremeye başladım. (...) ‘Lütfen,’ diye geçirdim içimden. ‘Lütfen bana zarar verme.’ (...) Adam öne doğru bir adım attı. ‘Hayır...’ dedim. Emir verirmişçesine bir tavır takınmaya çalışsam da sesim daha çok yalvarıyormuşum gibi çıkmıştı. Zayıf, tiz ve korkudan titriyordu: ‘Ha...’ Kelimenin sonunu bile getiremedim. Yatak odamın kapısını yüzüme çarptı. Yanağıma isabet etmişti. Uzun bir süre öylece donakaldım, elimi yüzüme götürdüm. Şokun ve hissettiğim acının etkisiyle dilim tutulmuştu. (...) Koşarak yatağıma dönmek, başımı yastıkların altına gömmek, ağlamak ve ağlamak istiyordum. Ama kafamın içinde çirkin bir ses, ‘Adam hâlâ orada,’ deyip duruyordu. ‘Ya geri dönerse? Ya peşine düşerse?’”

 

Hiç kuşkusuz korkunç bir karşılaşma bu. Atlatabilmek, evin içinde normale dönmek kolay değil. Biraz da bu yüzden kabul ediyor Londra’dan Norveç’e gemiyle yapılacak yolculuk teklifini Laura (kısaca Lo). Biraz uzaklaşmak iyi gelebilir. Üstelik, seyahat yazıları yazan bir gazeteci olarak kariyeri için de bulunmaz bir fırsat. Bir ikramiye hatta. Norveç fiyortlarını gezen butik, yalnızca on kamaralı, süper lüks bir yolcu gemisi Aurora Borealis çünkü. İlk yolculuğuna çıkıyor. Bir tanıtım turu bu; özel seçilmiş misafirleri ağırlıyor. Her şey mükemmel... Kamarasında kendisini şahane hisseder Lo, “Okyanusun ortasındaki bir geminin içindeyiz,” diye düşünür, “burası muhtemelen olabileceğim en güvenli yer.” Fakat biliyoruz ki, Ruth Ware’in kaleme aldığı 10 Numaralı Kamara, bir gerilim romanı; şahane bir şekilde devam etmeyecektir Lo’nun gemide geçirdiği zamanlar. Nitekim korkunç bir olaya tanıklık eder; yan kamarasındaki kadın, gemiden denize atılır...

 

 

 

İlk romanı Kapkaranlık Ormanda, “Gillian Flynn'in Kayıp Kız'ını ve Paula Hawkins'in Trendeki Kız'ını sevenleri büyüleyecek,” şeklinde tanıtılmıştı; Ruth Ware, benzer bir atmosferi 10 Numaralı Kamara’da da yaratmaya çalışıyor. Anksiyete için düzenli ilaç kullanan, içkiye pek de “hayır” diyemeyen ve kısa süre önce travmatik bir hırsızlık olayı yaşayan biri olarak Lo, gemiden denize atılan kadın “hikayesinde” ne kadar güvenilirdir? Lo’nun bu muğlaklığı kendi kendisine sorguladığı –gereksiz uzunluktaki– bölümlerde romanın temposunun biraz düştüğünü söylemeliyiz örneğin, ama genel olarak, bir bestseller gerilim romanından beklenenleri karşılıyor 10 Numaralı Kamara.

 

10 Numaralı Kamara’nın benim için bir diğer etkisi, Hikmet Hükümenoğlu’nun 2010 tarihli 47 Numaralı Kamara isimli romanını hatırlatması oldu. “İçerik” olarak belki bir arada değerlendirilemeyecek romanlar ama 10 numaralı kamaradan 47 numaralı kamaraya geçmek hiç de zor değil! 

 

"Suya atılan cansız beden kime aitti, merak ediyoruz. Sabahın o en soğuk saatinde, güneşin doğmasına birkaç dakika kala, güvertede kim vardı, merak ediyoruz. Hepimizin ortak noktası bu merak işte. Merak etmezsek bir satır bile okumayız. Merak etmezsek sayfayı çevirmeye üşeniriz, uykumuz gelir, gözlerimiz kapanır, elimiz başucu lambasını söndürmek üzere uzanır. Cinayeti kimin işlediğini merak etmeyeceksek roman okumanın ne anlamı kalır?.." 47 Numaralı Kamara’nın –entelektüel aşırılığı ile bilinen, yakın zamandan beri ise artık çok satmaya başlamış– yazar karakterinin bu sözleri, sanki 10 Numaralı Kamara’nın hikayesinden bahsediyor gibidir. Ayrıntılara indiğimizde belki başka bağlantılar da bulabiliriz iki roman arasında; ama 47 Numaralı Kamara, kitap içinde başka kitapların dönüp dolaştığı bir roman aslında. Bestseller kalıplara doğru meyletmiyor, ama bu, okuru “içine çeken” bir yapısı olmadığı ya da okura “şaşırtıcı” bir son vaat etmediği anlamına gelmiyor tabii... 

 

 

 

 


 

 

 


Görsel: Serkan Yolcu

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

En prestijli edebiyat ödüllerinden Man Booker’a aday olmak için nasıl kitap yazmak gerekli? Aday kitapların izlediği yol ne? Edebiyat ödüllerini kazanan yazarların sırrının ne olduğu hep merak edilegelmiştir. İster Nobel gibi uluslararası bir ödül olsun, isterse yerel bir ödül; ödülü kazanan yazarların başarılı olmasını sağlayan unsurlar üzerine en çok konuşulan konulardan biri olur.

Bu yılın Nobel Edebiyat Ödülü kazananı Kazuo Ishiguro çağımızın üretken isimlerinden de biri aynı zamanda. Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazanmasıyla bir anda gündeme oturan Kazuo Ishiguro yazarlık serüveni boyunca verdiği birçok röportajda yazma süreçlerinden de sık sık bahsediyor. Ishiguro'nun yazma süreçleri hakkında söyledikleri genç yazarlar için de oldukça kıymetli.

Yazarların daima geceleri el ayak çekildikten sonra yazmaya başladığı düşünülür. Sanatçıların ve yaratıcı bir uğraşıyla meşgul kişilerin en verimli olduğu saatin de gecenin çıt çıkmayan, sadece düşüncelerin akışının tıkırtısının duyulduğu gece saatleri olduğu türlü çalışmalarla da savunulmuştur.

Bir Adam İki Hayat

 

Rüyalar hayatımızda, hafızamızı en çok zorlayan ve bizi en çok düşündüren durumlardan biridir. Kimi zaman gün içerisinde benliğimize kaydettiğimiz bir olay kimi zaman da dışa vuramayıp bastırdıklarımız rüyalarımızda gün yüzüne çıkar.

 

Söyleşi

Serhat Tolga Yıkıcı ve Ayşegül Kirpiksiz ile söyleşi:


 “Wattpad genç okuru daha iyi anlamamıza imkan veriyor.”


Ece KARAAĞAÇ

 

ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.