Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Dosya


Dosya

Jane Eyre'den günümüz kadınlarına hayat dersleri




Toplam oy: 13

Charlotte Brontë'nin çağının sınırlarını aşan romanı Jane Eyre'yi bilmeyen yoktur. 1847 yılında yayınlanan bu roman Victoria dönemi İngiltere'sinde aralarında sınıf farkı bulunan iki karakter arasındaki aşkı anlatır. Romanın kahramanı Jane Eyre zorlu bir çocukluğun ardından öğretmen olmuştur ve yaşadığı dönemin kadınlara dayattığı pek çok normu ve edilgen konumu da reddetmektedir. Nereden baksanız feminist bir hali vardır Jane'in. Bu durum bir nebze de Charlotte Brontë'nin kişiliğinin kurguya sızmasındandır. Yazarın kendisi de yaşadığı çağda kadın yazarların ciddiye alınmamasından mustariptir ve romanını bir erkek ismi olan Currer Bell adı altında yayınlamıştır.

 

Peki ilk kez 1847'de yayınlanan Jane Eyre günümüz kadınlarına ne söyler, ne gibi bir mesaj iletir? Gelin, beraber düşünelim.

 

Başka insanlar uğruna öyle olmadığın halde mutluymuş gibi davranmayın.

 

Küçük Jane zor bir çocukluk geçirmiştir. Zalim akrabalarının yanında büyüyen bir yetimdir o; kuzenlerinin zorbalıklarına katlanmış ve "yeterince mutlu olmadığı için" cezalandırılmıştır. Ama Jane duygularını bastırmayı ve gizlemeyi reddeder ve bir yetişkin olduğunda da kimseye "nasıl hissetmesi gerektiğini" dikte etmez.

 

Güzellik herşey değildir.

 

Jane hiçbir zaman güzelliğiyle tanınan bir kadın olmamıştır. Örtük bir güzelliktir onunki, ancak biri ona güzel olduğunu söylediğinde ortaya çıkan cinstendir. Sade biridir Jane. Çirkin değildir ama büyüleyici bir güzelliği de yoktur. Bu kadarı yeterlidir Jane için. Hakeza Rochester'ın da öyle abartılacak cinsten bir yakışıklılığı yoktur. Zaten Jane ve  Rochester'ın aşkı da birbirlerinin görüntüsünden kaynaklanmaz, çok daha derin bir ilişkidir onlarınki. Bu karakteri yaratmakla Charlotte Brontë'nin Victoria dönemi güzellik kıstaslarına tepkisini ortaya koyduğunu söylemek de yanlış olmaz.

 

Bağımsızlığınızdan asla vazgeçmeyin.

 

Jane ve Rochester birbirlerini ne kadar severlerse sevsinler, eşit konumlara gelmedikçe beraber olamazlar. Öncelikle Jane'in Rochester için çalışmayı bırakması, kendi yolunu çizmesi ve kendi kendinden memnun olması gereklidir. Ya da Jane'in ifadesiyle o bir kuş değildir, kafese konulamaz. O bağımsız bir iradesi olan özgür bir insandır.

 

 

 

Sesinizi yükseltin.

 

Eğer bir şey söylemek istiyorsanız söyleyin. Sessizce oturup hayatın kendi kendine yoluna girmesini beklemeyin. Aşık olduğunuz kişiye duygularınızdan bahsetmekten çekinmeyin. Adaletsizliğin üstünün sessizlikle örtülmesine müsaade etmeyin. Ve ne olursa olsun, aşağılık kimselerin size üstünlük taslamasına izin vermeyin.


Evlenmeniz gerektiğini düşündüğünüz için evlenmeyin.

 

Sırf evlenmeniz gerektiğini düşündüğünüz ya da sizden evlenmeniz beklendiği için evlenmeyin. Toplumsal normların devamlılığını sağlamaya adanmış bir nefer olmaktansa kendi özgürlüğünün ardından koşan biri olun. Eğer evlenecekseniz de bunu salt kendi arzunuz bu yönde olduğu için yapın ve sizinle eşit şartlarda bulunan bir partner seçin.


Dünyanın ne denli geniş olduğunu unutmayın.

 

Zaman zaman kendinizi bir ilişkide ya da döngüde kapana kısılmış gibi hissedebilir, kendi hayatınızı yönlendirme kuvvetini kendinizde göremiyor olabilirsiniz. Böyle anlarda Jane'in öyküsü size hayatın nasıl da ihtimallerle dolu olduğunu hatırlatabilir ve kendi hayatınız için ilham verebilir.

 

 

 

Onuru değil, mutluluğu önemseyin.

 

Jane Eyre'nin evreninde onurlu olmanın ne denli önemli olduğu yadsınamaz. Fakat onurlu olmak bir noktada toplumun inşa ettiği norma uyum sağlamak haline gelebilir ve bu da mutluluğunuza mal olabilir. Onurlu olmak iyidir ama onurlu ama mutsuz biri olmak da sandığınız kadar iyi olmayabilir. İnsanlar sizi, size mutluluk veren şeylerden ötürü yargılarsa onlara hiç aldırmamak en iyisidir. Yani Brontë'nin de dediği gibi, "Geleneklere bağlılık ahlaklılık değildir."

 

Kendiniz olun.

 

Hemen hemen tüm gotik kahramanlar gibi, Jane de oldukça güçlü duygulara ve hayallere sahiptir. Ama onu Jane Eyre yapan özelliği de ayaklarının her zaman yere basması, hedeflerini ve beklentlerini makul ölçüde tutması ve onu hükmü altına almaya çalışanlara var gücüyle kafa tutmasıdır. Jane mükemmel olmaya, olmadığı biri gibi davranmaya çalışmaz. "Ben bir melek değilim," diyerek itiraf eder gerçekçi varoluşunu. "Ve ölene kadar da olmayacağım. Ben kendim olacağım."

 

Kendinizi sevin.

 

Jane Eyre'nin ilettiği en geçerli mesajlardan biridir bu. Romantizm ne denli heyecan verici olursa olsun, Jane kendine saygı duymayı ve kendini sevmeyi öğrenemedikçe romantik bir ilişkide de başarılı olamaz. "Kendimi önemsiyorum," der Jane Eyre. "Ne kadar yalnız, ne kadar dostsuz, ne kadar güçsüz kalırsam kalayım, kendimi bir o kadar önemsiyorum."

 

 

 


 

 

 

Kaynak: Bustle

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Her okurun bir yazarı çok sevmek için son derece haklı ve bir o kadar özgün gerekçeleri vardır şüphesiz. Yola bu bilinçle, SabitFikir okurlarının edebiyatın öne çıkan yazarlarını neden sevdiklerine ilişkin bir tartışma başlatmak için çıktık. Öyleyse soruyoruz:  Siz Georges Simenon'u niçin okuyorsunuz?

 

 

Beat Kuşağı'nın en önemli figürlerinden biri olan şair Allen Ginsberg, Naropa Üniversitesi'ne bağlı Jack Kerouac School of Disembodied Poetics'teki kürsüsünden genç şairlere seslenirken onları "profesyonel bir evrendeki amatörler" olarak tanımlıyordu. Ölene dek sürdüreceği bu derslerde Beat Kuşağı'nın edebi tarihini anlatan Ginsberg hemen her öğretmen gibi ödevler de veriyordu elbette.

Romantizm akımının en tanınmış yazarlarından biridir Victor Hugo. Daha ilk romanı olan Notre Dame'ın Kamburu ile ortaya koyar edebiyat alanındaki yetkinliğini ki bu roman ona dünya çapında bir şöhret de getirmiştir. Müzikallerden sinema filmlerine kadar birçok farklı görünüme giren Notre Dame'ın Kamburu, Disney animasyon stüdyosu tarafından çizgi filme dahi uyarlanmıştır.

Seri kitaplar okumayı sevenler iyi bilirler: Yeni bir seriye başlamak uzun bir yolculuğa çıkmak gibidir. Bu yolculuğun ne kadar süreceği sizin okuma hızınız kadar serinin yazarının yazma hızına da bağlıdır. Serinin yeni kitabını beklerken yaşlanan da, birbiri ardına eklenen yeni kitapları okuyacağım derken ömrünü vakfeden de çoktur.

Galip Tekin’i kaybettik. İsmi çizgi romanla birlikte anılan önemli bir sanatçı, çizgili dergileri takip eden herkesin ilk aklına gelen üreticilerden biriydi. Yüzlerce çizer ve hikayeci arasında hatırlanması, sempati ve saygı görmesi birkaç haklı nedene dayanıyordu. Her şeyden önce, halihazırda çizgi roman çizmeyi, her hafta iş üretmeyi sürdüren bir emekçiydi.

Söyleşi

Gökhan Dumanlı ile söyleşi:



"Zarafet ölmedi, görgüsüzlük popüler oldu."


Ece KARAAĞAÇ

 

ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.