Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Dosya


Dosya

KuşBakışı // Çağatay Yaşmut'un masasından




Toplam oy: 66

Çağatay Yaşmut’un kaleme aldığı “Başkomiser Galip polisiyeleri”nin ilki olan Beyoğlu Çıkmazı, 2008’de yayımlanmıştı. 2012’de de Kadıköy Cinayetleri ile dördüncü kitaba ulaşmıştık. Sonrasında ise yeni bir macera eklenmedi bu seriye. Dolayısıyla, aradan geçen beş yılın ardından, bir beklentiyle de ziyaret ettik Yaşmut’u. Müjdeyi de aldık!

 

 

(Fotoğrafı büyütmek için tıklayınız.)

 

 

Başkomiser Galip, bu yıl içinde bu sefer bir öykü kitabıyla geri dönecekmiş. Ama Yaşmut’un halen üzerinde çalıştığı kitaptan, “Editör Cinayetleri” öyküsünden şu tadımlık alıntı, geri dönüşe dair şüphe tohumları ekiyor ister istemez: 



Elime saplanmış maket bıçağını acısı yetmezmiş gibi, masada ne varsa bana fırlattığı için, kolumu başıma siper ederek kendimi güçlükle korumaya çalışıyordum. Artık, elimin acısına dayanamayacak durumdaydım. Bir an boş bulunup kolumu indirince son gördüğüm şey, havadaki tuğla gibi o kitaptı. Ortaçağ’da İşkence Yöntemleri tüm heybetiyle Berna’nın ellerinden fırlamış, bana doğru uçuyordu. Kitap alnımın ortasına isabet ettiğinde biran dünyam sarsıldı, sendeledim. Bunu hak etmiştim. Çünkü o kitabı bir gün önce masaya bizzat kendim koymuş ve orada unutmuştum. Hak etmiştim! Sendelemem fırsatını kaçırmayan Berna, kitaptan daha hızlı üzerime uçarak beni yere yıkmayı başardı, sırtım taş zemine çarpınca korkunç bir acı hissettim. Berna üzerime oturdu, avucuma saplamış maket bıçağına bütün gücüyle bastırarak, bıçağın sivri ucunu elimin üstünden çıkardı. O anda, hissettiğim o korkunç acıdan kaskatı kesildim, tüm gücümü yitirdim. Üstünlüğü ele geçirmenin sadistçe bir gülüşü yayıldı yüzüne. İkinci darbe için, elini havada görmemle yanağıma şiddetle inmesi bir oldu. Gözümde şimşekler çaktı. Ağzıma kan tadı doldu. Aynı yanağıma bir tokat daha yiyince beynim yerinden oynadı. O güçlü eller bir mengene gibi boğazıma sarıldı ve acımasızca sıkmaya başladı. Debelenmeye çalıştım ama boşuna! Berna bir güreşçi gibi çok kuvvetli ve kamyon gibi de ağırdı. Yavaş yavaş ölüyordum. Kıpırdayamıyordum. Kurtulamıyordum. Berna’nın ellerinde hayata veda etmek üzereydim. Ortaçağ’da İşkence Yöntemleri’nin son kurbanı bendim! Bilincimi yavaş yavaş kaybediyordum. N’apalım, bu hayatta herkes eninde sonunda ölecekti. Kaçınılmaz sondan korkmamalıydım. Daha iyi bir yere gidiyordum. Aydınlanma dedikleri şey buydu demek: Yaşamın, bedenin anlamsızlığını; ruhun ve ölümün değerini anlamış olmak. Debelenmeyi bırakarak kendimi Berna’nın ellerine teslim ettim. Bütün sıkıntılarım, dertlerim az sonra bitecekti. Ölmek bu kadar güzel miydi?


Ben Başkomiser Galip, bu yaşamdaki son anlarımı yaşıyordum!

 

 

 

 

 

 


 

 

 

 

Fotoğraflar: Pelin Ulca

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Twin Peaks 17 yıllık uzun bir aranın ardından ekrana geri döndü! 8 Nisan 1990'da başlayan ve ancak 29 bölüm yayınlanabilen Twin Peaks, polisiye bir dizi olmanın ötesinde, sadık hayran kitlesiyle de televizyon tarihinde yerini almış bir yapım.

 

“Başkalarının parka ya da ormana koştuğu gibi ben hep kahveye koşardım”


Thomas Bernhard / Odun Kesmek

 

Anksiyete, görülme sıklığı son yıllarda hızla artan bir problem. Özellikle şehir hayatının stresiyle baş etmek zorunda olanlar için anksiyete daha da ciddi sonuçlar doğurabiliyor. Kalp sağlığından mide sağlığına, birçok hayati organı doğrudan etkileyen anksiyete kimi zaman öyle boyutlara ulaşıyor ki hayatı kişi için çekilmez kılabiliyor. Anksiyetenin, ne yazık ki, doğrudan bir tedavisi yok.

Son zamanlarda özellikle popüler romanlar vesilesiyle karşımıza çıktı iz sürme seyahatleri. Dünyanın dört bir yanından insanlar, zaten bir turizm kenti olan Paris’i, bir de Dan Brown’ın Da Vinci'nin Şifresi romanı rehberliğinde gezdiler.

Bizleri March kardeşlerin hayatına ortak eden unutulmaz bir romandır Küçük Kadınlar. Ağırbaşlı Meg, haşarı Jo, sessiz sakin Beth ya da uçarı Amy. Bu kitabı okuyan hemen her kız çocuğu kendini bu kız kardeşlerden biriyle özdeşleştirmiş, hikayeyi de onun gözlerinden izlemeyi tercih etmiştir.

Söyleşi

Emre Yavuz ve Sinan Ural ile söyleşi:


“İşin sırrı çizgi romanda ya da figürde değil, biriktirme tutkusunda.”


Ece KARAAĞAÇ

 

ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.