Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Dosya


Dosya

KuşBakışı // Çağatay Yaşmut'un masasından




Toplam oy: 76

Çağatay Yaşmut’un kaleme aldığı “Başkomiser Galip polisiyeleri”nin ilki olan Beyoğlu Çıkmazı, 2008’de yayımlanmıştı. 2012’de de Kadıköy Cinayetleri ile dördüncü kitaba ulaşmıştık. Sonrasında ise yeni bir macera eklenmedi bu seriye. Dolayısıyla, aradan geçen beş yılın ardından, bir beklentiyle de ziyaret ettik Yaşmut’u. Müjdeyi de aldık!

 

 

(Fotoğrafı büyütmek için tıklayınız.)

 

 

Başkomiser Galip, bu yıl içinde bu sefer bir öykü kitabıyla geri dönecekmiş. Ama Yaşmut’un halen üzerinde çalıştığı kitaptan, “Editör Cinayetleri” öyküsünden şu tadımlık alıntı, geri dönüşe dair şüphe tohumları ekiyor ister istemez: 



Elime saplanmış maket bıçağını acısı yetmezmiş gibi, masada ne varsa bana fırlattığı için, kolumu başıma siper ederek kendimi güçlükle korumaya çalışıyordum. Artık, elimin acısına dayanamayacak durumdaydım. Bir an boş bulunup kolumu indirince son gördüğüm şey, havadaki tuğla gibi o kitaptı. Ortaçağ’da İşkence Yöntemleri tüm heybetiyle Berna’nın ellerinden fırlamış, bana doğru uçuyordu. Kitap alnımın ortasına isabet ettiğinde biran dünyam sarsıldı, sendeledim. Bunu hak etmiştim. Çünkü o kitabı bir gün önce masaya bizzat kendim koymuş ve orada unutmuştum. Hak etmiştim! Sendelemem fırsatını kaçırmayan Berna, kitaptan daha hızlı üzerime uçarak beni yere yıkmayı başardı, sırtım taş zemine çarpınca korkunç bir acı hissettim. Berna üzerime oturdu, avucuma saplamış maket bıçağına bütün gücüyle bastırarak, bıçağın sivri ucunu elimin üstünden çıkardı. O anda, hissettiğim o korkunç acıdan kaskatı kesildim, tüm gücümü yitirdim. Üstünlüğü ele geçirmenin sadistçe bir gülüşü yayıldı yüzüne. İkinci darbe için, elini havada görmemle yanağıma şiddetle inmesi bir oldu. Gözümde şimşekler çaktı. Ağzıma kan tadı doldu. Aynı yanağıma bir tokat daha yiyince beynim yerinden oynadı. O güçlü eller bir mengene gibi boğazıma sarıldı ve acımasızca sıkmaya başladı. Debelenmeye çalıştım ama boşuna! Berna bir güreşçi gibi çok kuvvetli ve kamyon gibi de ağırdı. Yavaş yavaş ölüyordum. Kıpırdayamıyordum. Kurtulamıyordum. Berna’nın ellerinde hayata veda etmek üzereydim. Ortaçağ’da İşkence Yöntemleri’nin son kurbanı bendim! Bilincimi yavaş yavaş kaybediyordum. N’apalım, bu hayatta herkes eninde sonunda ölecekti. Kaçınılmaz sondan korkmamalıydım. Daha iyi bir yere gidiyordum. Aydınlanma dedikleri şey buydu demek: Yaşamın, bedenin anlamsızlığını; ruhun ve ölümün değerini anlamış olmak. Debelenmeyi bırakarak kendimi Berna’nın ellerine teslim ettim. Bütün sıkıntılarım, dertlerim az sonra bitecekti. Ölmek bu kadar güzel miydi?


Ben Başkomiser Galip, bu yaşamdaki son anlarımı yaşıyordum!

 

 

 

 

 

 


 

 

 

 

Fotoğraflar: Pelin Ulca

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Biyografik metinlerin çok azı Stefan Zweig’ınkiler kadar “keyif”le okunur kanısındayım. Örneğin Nietzsche’yle ilgili cümleleri, ilk okuduğumdan bu yana hafızamdaki yerini koruyor: “Bir Alpler otelinin altı franklık bir pansiyonunda ya da Ligurya kıyılarında derme çatma bir yemekhane. Kayıtsız müşteriler, çoğu ‘small talk’ denen küçük sohbete dalmış orta yaşlı hanımlar.

Şebnem İşigüzel, geçen seneye iki roman “sığdırmıştı.” Çalışma masasının fotoğrafını çekmek üzere, bu üretkenliğinin devam ettiğini düşünerek ziyaret ettik kendisini. Yanılmamışız!

 

 

 

Teknolojik gelişmeler, sanatçıların kullandıkları aracıları ve sanat ürünlerini tarih boyu dönüştürdü. Boya tüplerinin bulunması empresyonist ressamların kapalı mekanları terk etmesine imkan verdi; matbaanın gelişip yaygınlaşması romanları ve romancıları doğurdu; tek kişinin kullanabildiği ve nispeten ucuz video kameranın icadı performans sanatına yeni bir boyut kazandırdı.

Hikayelerini, romanlarını, şiirlerini okuduğumuz edebiyatçıların mektuplarını okumak, edebiyat tarihi meraklılarına ne sağlayacaktır? Örneğin, kimi zaman mektuplar, gazetelerde “açık mektup” ifadeleriyle yayımlanarak bir polemik başlangıcı olur ve dönemin edebiyat ortamına dair bize bilgiler verir.

Dünyanın farklı yerlerinden yazarlardan bahsedeceğim bir “küçük okumalar rehberi” için editörümle anlaşmıştım, ama Londra merkezli Granta dergisinin son sayısında (139. sayı) üçüncü kez Amerikan edebiyatının genç yazarları listesine yer verdiklerini gördüğümden, tüm yazıyı bu listede odaklamak istedim.

Söyleşi

Ahmet Faruk Kayral ile söyleşi:


"Her şeye rağmen, yine de bu konuyla ilgilenen binlerce kültürlü insan var."


Ece KARAAĞAÇ

 

 

 

 

ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.