Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Dosya


Dosya

Okuma Listeniz: Her şey kontrol altında




Toplam oy: 618
Babaannem artık pek haber izlemiyor. Başbakan çıkınca limon yemiş gibi yüzünü ekşitip kanalı değiştiriyor. Evet, limon gibi…

Bir akşam oturduğum masanın başındaki adam şöyle dedi: Hiçbir şeyle ilgilenmediğin vakit,  bu ülkede yaşamak güzel. Gazete okuma, televizyonu açma. Yaşamak öyle güzel ki…

 

 

Sahiden de öyleydi. İki haftadır, televizyonda ne zaman haber bültenine rastlasam panik atak gelmiş gibi bir telaşla kumandaya sarıldım. Değil gazete okumak, gazete kağıdına bile dokunmadım. Sosyal medyaya bulaşmadım. Ne mi yaptım? Film izledim; DJ’lerin konuşmadığı radyo kanallarını dinledim, Leyla ile Mecnun’u izledim, evin köpeğiyle konuştum; kitapları karıştırdım, kitaplar okudum. Sokağı değil, sadece ağaçları gören pencereden dışarı baktım.
Bir süre sonra azıcık kafamı kaldırdım “Ne oluyor acaba?" diye. Şöyle olmuş: Bir Başbakan, 2500 polis, 20 zırhlı araç, 105 özel koruma ve sekiz TOMA… Başbakan ODTÜ’de, Göktürk-2 uzayda. Neden? Çünkü “Uzayda da iddialıyız”mış. (Yazar burada gülüyor.)

 

 

 

 

 

 

"ÖYLE GAZETECİ" OLMAYAN GAZETECİ

 

 

80 yaşını deviren babaannemle yaşadığım bir anım geldi aklıma. Akşam haberlerini izliyor babaannem. Ben de en fazla 17 yaşındayım. Haber bülteni, İstanbul Üniversitesi’nde çıkan öğrenci olaylarını gösteriyor. Olayı hatırlamıyorum; hatırladığım, polisin öğrencilere "kontrollü güç" kullandığı. Her şey kontrol altında: Misal, bir kız öğrenci iki polis tarafından saçlarından kavranarak polis aracına sürükleniyor. Kontrol altında. Bir öğrenci yerde, üstünde de birkaç polisin kontrol altındaki postalları. Babaannem de “Oh olsun, alın götürün anarşikleri, kör olasıcalar.” diyor. Tamam, babaannemden belki bir Emma Goldman değildi, bunu biliyordum ama ona yine de çok kızmıştım. “Niye öyle diyorsun babaanne, yarın bir gün onlar arasında ben de olabilirim!” demiştim. O da bana, “Sen de mi devlete karşı geleceksin? O zaman sana da yapsınlar aynılarını, hiç acımam.” demişti. Tabii benim güzel babaannem biricik torununun daha ortaokuldayken okulun duvarlarına neler yazdığını, başına ne belalar aldığını bilmiyordu. Çok şükür ki ben üniversiteye gitmedim, babaannem de, “Benim torun da işinde gücünde. Gazeteci oldu; ama ‘öyle gazeteci’ değil, kitap okuyor sürekli.” filan diyor. Babaannemin çocukken köyünde kuzuları mı, koyunları mı ne varmış... Aman ne güzel de otlar dururlarmış, ne güzel de oldukları yerde bakarlarmış. İşte ben o koyunların şimdi aslında kim olduğunu hiç anlatamayacağım. Ya da ne bileyim... Mesela Sırça Köşk hikayesini ve oradaki koyunun başını anlatsam… Yok, olmaz. Babaanneme hiçbir zaman o çocukların yumruklarının neden havada olduğunu anlatamayacağım. 2500 polisin orada ne işi olduğunu, biber gazını, göğsüne tekme yiyen çocukları... Babaanneme Toplumsal Olaylara Müdahale Aracı'nı nasıl anlatayım... Neyse ki, artık pek haber izlemiyor. Başbakan çıkınca limon yemiş gibi yüzünü ekşitip kanalı değiştiriyor. Evet, limon gibi…

 

 

 

Nietzsche ve Babaannem Mustafa Ulusoy


Hayatımı Yaşarken Emma Goldman (iki cilt)


Yeryüzünde Bir Sürgün Juan Goytisolo


Protestodan Direnişe
Ulrike M. Meinhof


Modern Devlet ve PolisFerdan Ergut


Sırça KöşkSabahattin Ali

 

 

 

 

 

 

(Manşette kullanılan görsel Samantha Blyth'e aittir.)

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder


Ah ne güzel değil mi güncelden kopmak ? Ne rahat ! Oysa aynı zamanda o kadar yanlış ki...Etrafımızda uçurum olup olmadığını bilmeden otlamaya devam edelim sadece...En iyisi evet haklısın...

47%
53%

Güzel yazı olmuş. Yine de ne olursa olsun her gazeteye her habere bakın derim :)

38%
62%

Gazete okuduğunuz zamanlar oldu mu? yada başka soru önerdiğiniz kitapları kim önermenizi söyledi? daha birçok soru...!!!

49%
51%

Katiliyorum yazdiklariniza. Ben 2 senedir tv izlemiyorum. Gundemi de takip etmiyorum sadece twitterda gorduklerimle yetiniyorum ve mutluyum. Beynimi yormuyorum bu ulkenin sacmaliklariyla.

48%
52%

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Yeni yıl diye adlandırdığımız takvim dönemine yaklaşırken, yayınevleri, bizi heyecanlı tutmak adına yazarlarının beklenen yapıtlarını müjdelemeye başlar; biz okurlar da, sıkıntılı zamanlarımızda sığınabilmek ve günü geçirebilmek için okunacak yeni kitapların beklentilerine kapılırız.

Anna Karenina'yı elime ilk aldığımda lisedeydim. Birkaç sayfa okuduktan sonra uzun ve sıkıcı bir roman olduğuna karar verip rafa geri koymuştum. İkinci denememde üniversiteden yeni mezun olmuştum, bu defa elimden bırakamadım. O yaşta beni en çok heyecanlandıran, romanın unutulmaz karakterleri ve elbette aşktı.

Kimilerine göre “modern zamanların ilk miti”, kimilerine göre de “ilk modern bilimkurgu” olan Frankenstein ya da Modern Prometheus 1818’de yayımlandı ve on sekizinci yüzyılın sonlarına doğru zirveye çıkıp on dokuzuncu yüzyılın ilk yarısında hız kesen Britanya gotik romanının geç dönem eserlerinden biri olarak edebiyat tarihine geçti.

Korkularımızdan can bulup yine korkularımızla beslenerek yaşayan canavarlar; genelde hayvansal formlara insani özellikler eklenerek şekillendirilmişler – bazen insanlar gibi dik dururlar, bazen insana özel yüz ifadeleri taşırlar, bazen konuşurlar vesaire… İnsani özellikler; inandırıcılıklarını ve dolayısıyla etkilerini artırırken, kendileriyle ilintili korkuları da cisimleştirir.

Sinema severlerin heyecanla beklediği dönemlerden biri yaklaştı! Bu yıl 17.'si düzenlenen !f İstanbul Bağımsız Filmler Festivali 15-25 Şubat'ta İstanbul'da, 1-4 Mart tarihlerinde de Ankara ve İzmir'de... Filmlerin yanı sıra !f Music de, Müjde Ar ve Tuğrul Eryılmaz’ın !f İstanbul’a özel sohbeti ve hayat verecek etkinlikleriyle çok konuşulacak gibi görünüyor. Bu yılın teması ise "Hayat Var!”

Söyleşi

Zeynep Şen

 

ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.