Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Dosya


Dosya

Televizyon // Atwood’un tokadı




Toplam oy: 28
Online içerik platformu Hulu’nun Damızlık Kızın Öyküsü’nü (Atwood’un danışmanlığında) ekrana uyarlaması, Trump Amerika’sıyla ilgili tüm anksiyetelerin ve karanlık beklentilerin üzerine denk geldi.

İnsanın ölümlü olduğunu bildiğimiz gibi, insanlığın da bir gün sonunun geleceğini biliyoruz. Her çağ, insanoğlunun sonunu hayal etmiştir, dersek yanlış olmaz sanırım. Margaret Atwood’un ilk olarak 1985’te yayımlanan distopyası Damızlık Kızın Öyküsü de, olası bir yok oluşa koşar adım giden bir toplumun son çıkış stratejisini ele alıyor. Kuzey Amerika’nın bir yerinde kurulan Gilead Cumhuriyeti’nde, azalan sağlıklı doğum oranlarından ve artan kısırlıktan ötürü yaşanan bir tükeniş humması; yok oluşa çok yaklaşan bir toplumun kendi çocuklarına, “çoğunluğun çıkarı” adına neler edebileceği konu ediliyor.

 

Yeni iklim döngüleri, yasal ve yasa dışı kimyasal silah depolarındaki sızıntılar, AIDS gibi hastalıklar ve çoğunluğun kürtaj ya da doğum kontrolü gibi tercihlere meyletmesiyle düşen doğum oranları toplumu paniğe sevk etmiştir; askeri-teokratik bir rejim, oldukça kanlı bir darbe ile başa gelir. Esasen darbe öncesinde yaygınlaşan Taşıyıcı Annelik uygulamasını, Eski Ahit’in bir yorumuna dayanarak kendi ideolojisi içine yedirir; erkeklerin kısırlığından bahsetmek kanunen artık mümkün değildir. Kadınların çalışması, mal mülk sahibi olmaları yasaklanır, kilisede yapılmamış evlilikler iptal edilir. Kadınlar, öncelikle “meyve veren” ve “kısır” olarak ikiye; sonra Teyzeler (endoktrinasyon ve disiplin), Eşler, Damızlıklar (yönetici elit için çocuk doğurma), Marthalar (hizmetçilik) ve Jezebeller (fahişelik) gibi fonksiyonlarına göre ayrılıp giysilerinin rengiyle kodlanırlar. Bu kategorilerden hiçbirine “razı” olmayanlar ve doğurgan da olmayanlar, kadınlık dışı (unwoman) ilan edilip ölene dek zehirli atık temizlemeye gönderilirler.

 

Reagan Amerika’sı döneminin verdiği ilhamla yazılmış olan bu feminist spekülatif kurgu, 1987’de verilen ilk Arthur C. Clarke Ödülü’nün de sahibi oluyor. Reagan dönemi kadın mücadelesi açısından karanlık bir dönemdi şüphesiz; kürtaj yasalarından kadınları koruyan sosyal kanunlara kazanılmış pek çok hakkın geri çevrildiği bir dönem. Online içerik platformu Hulu’nun, romanı (Margaret Atwood’un danışmanlığında) ekrana uyarlaması, Trump Amerika’sıyla ilgili tüm anksiyetelerin ve karanlık beklentilerin üzerine denk geldi ve bir ibret öyküsü olarak algılandı. 21. yüzyılın son hızla üretmekte olduğu hareketlenmelere bakılırsa; Atwood’un ideolojinin doğasını, insani etkileşim üzerindeki nüfuzunu zamansız bir anlatıya dönüştürdüğü anlaşılıyor. Yazarın da açıkladığı gibi, Damızlık Kızın Öyküsü, tarihte kendine yer bulabilmiş uygulamaların “oldu olacak” yöntemiyle uç noktaya taşındığı bir öykü.

 

 

Hayatta kalabilmek


Kuralların günden geceye değişiverdiği Gilead’da, Damızlık Kız Offred, henüz değişmemiş olan, değişmesi daha az mümkün görünen şeylere tutunuyor; ev hapsini kesintiye uğratan bir market ziyareti demek, ezeli ve ebedi güneşin ışığını yüzünde hissetmek demek. “Piçlerin seni yıkmasına izin verme” cümlesini duvara kazıyıp sonradan intihar etmiş olan bir önceki Offred’in bir zaman var olmuş, sonra yok olmuş olması da yeni Offred’e umut oluyor. Çilesini paylaştığını bildiği en az bir kişi varmış, o kişinin çilesi artık sona ermiş. Açık, net ve kesin bir gerçek, yasaya, kurala tabi olmayan hakikat, Gilead denen o kaygan zeminde bile mümkün demek. Sivil itaatsizlik, uygulanan asimetrik ve aşırı şiddetle yeraltına iniyor. Gilead koşullarında hayatta kalabilmek için canlılardan ya da ölülerden olsun, yardım almak zaruri ama her zaman işe yaramıyor, korku ve paranoya hüküm sürüyor. Damızlıklar evden şu veya bu vesileyle ancak yan evde yaşayan Damızlık ile birlikte çıkabiliyorlar. Berlin Duvarı’nda görevli nöbetçilerin asla tek başına bırakılmaması, yanlarına mutlaka bir asker daha verilmesi, bu askerlerin, diğerinin kaçma ihtimaline karşı her şeyden önce birbirlerini gözetlemesi geliyor akla.

 

 

 

Dizi, romana son derece sadık, ikinci sezona yol verecek olan birkaç ekleme dışında, esas ekrandaki Offred ile sayfadaki Offred arasındaki uzlaşmaz bir fark var. Atwood’un çok üzerinde durmadığı bir detay belki; Offred, Komutan’ın seremoni sırasındaki faaliyetini anlatırken, “Bedenimin alt kısmını beceriyor,” diyordu; “sevişmek diyemem, çiftleşmek diyemem, işin içinde iki kişi varmış gibi anlaşılır; tecavüz de diyemem buna,” diye devam ediyordu; “Ortada benim rızam dışında gerçekleşen bir şey yok. Seçenekler azdı ama vardı yine de, bunu ben seçtim.” Anlatı burada bu tek pasajla, “özgür” iradeden “liberal” demokratik ideolojiye, hakim paradigmamızın taşıyıcı sütunlarını tek tek dinamitliyor. Dahası, faşist bir rejimde işbirlikçilerle kurbanlar arasındaki ayrımın muğlak bir ahlaki ayrım olduğunu hatırlatıyor. Nazi Almanya’sı deneyiminden ne öğrendik? En çok, “sessizlik komplosu”nun nelere kadir olduğunu. Dizide ise Offred, Meksika’dan gelen ve Damızlık Kızları satın almaya geldiği anlaşılan ticaret delegasyonunun başkanına, "Tecavüze uğruyorum,” diyor. Halbuki basitçe, ceza kolonisinde ölmeyi veya endoktrinasyon merkezlerinden birinde gözlerinden olmayı tercih etmemiştir. Offred, dizinin ilk bölümünden itibaren, “Hayatta kalacağım,” vurgusu yapıyor. Bedenin, kendi bütünlüğünü koruma ve hayatta kalma istenci hayranlık uyandırıcı, Alien’da (1979) android Ash’in yaratığa olan hayranlığını açık eden sözleri, varoluşu hayatta kalma çabasına indirgenmiş bir insan için de söylenebilirdi; “bilinç, vicdan veya ahlak hezeyanlarına pabuç bırakmayarak” hayatta kalabilmek.

 

İnsan hayatının değeri?

 

Gilead devleti gibi bir otoriter devlet belki de bu yüzden bedenle (ve [nedense!] çoğunlukla kadın bedeniyle!) bunca alakadar. Offred'in muayenehanede doktora göründüğü sekansta kullanılan ışık, tıp terimiyle söyleyecek olursak, “invazif”; altındaki her şeyi istila eden, her yere duhul eden, kör edici bir ışık. Burası aynı zamanda doktorun Offred’e, yüksek mevkideki erkeklerin çoğunlukla kısır olduğunu, o “kutsal” döllenme işinin bu yüzden başarısız olduğunu açıkladığı yer. Doktor ise kısır değil; yardım teklifi, eğer hamile kalıp tüm istatistiklere meydan okuyarak sağlıklı bir çocuk doğuramazlarsa “kadınlık dışı” ilan edilip yaşam beklentisinin en fazla 3 yıl olduğu ceza kolonisine gönderilmekle karşı karşıya olan bazı Damızlıklara çekici geliyormuş. Offred ise Komutan’ın eşi tarafından şoförü Nick’e teslim edilecek. Açıkta söylenmesi mümkün olmayan şeyleri, insanlar birbirlerine gizlice söylüyorlar.

 

 

 

Gilead toplumunda gücün dağılımı öyle adaletsiz ki, elinde hiç güç bulunmayanlar için bir nüfuz kırıntısı bile çok değerli. Toplumun görev dağılımı haritası cetvelle çizilmiş, farklı görevlere atanmış bireylere tek ve büyük bir amaç dayatılmıştır; çoğunluğun çıkarına, herkesin iyiliğine hizmet etmek. Kişisel hırslara kapılan, “elde edemeyeceği şeyi arzulayanlar” cezalandırılacaktır.

 

Arzu ekonomisinin alt-üst edilişi (çünkü insanın elde edebileceği şeyi arzulamasına mahal var mıdır?) toplumsal psikolojik bastırma mekanizmasının veçhelerinden biri. Basınç iyi ayarlanırsa insan içinde bulunduğu kabın şeklini de alıyor. Romanda Offred, Gilead’ı ziyarete gelen Japon kadınların “açık saçık” kıyafetlerini garipsemeye başladığını itiraf ediyor. “Bu gibi şeylerle ilgili fikrimizin değişmesi çok kısa sürdü,” diyor. Eskiden kendisi de böyle giyinirmiş ama şimdi Ofglen’le ikisi hayranlıkla karışık bir tiksinti duyuyorlar. Japon kadınlar sanki çıplaklar.

 

Damızlık kızlara düzenli olarak, genelde siyasal suçlular, “düzen” düşmanlarından seçilen kurbanlar veriliyor, bir meydanda linç etmeleri için; bu törene “particicution”-katılımcı infaz deniyor. Merkezî güç odağı üzerinde bir kontrol mekanizması bulunmadığında mikrofaşizmlerin –sanal ya da cismani olsun– sosyal etkileşimi ele geçirdiğini biliyoruz. Birini ayıplama fırsatı, birine meşru(laşmış) bir tokat patlatma hakkı, gücünün yettiği kişiyi manipüle edebilme ihtimali mutlaka değerlendiriliyor. Fakat bu, her santimi daimi bir kontrol ve düzenleme/düzeltmeye tabi sathın altında gizli odacıklar açıyor. Gilead’da düzensizlikler, gayrimeşru ve yasa dışı işler kapalı kapılar ardında, bu gizli odacıklarda mümkün oluyor.

 

Merkezde kuvvet ne kadar atomize olursa olsun, merkezkaç kuvveti doğanın yenilmez bir kanunu. Toplumsal sistemlerde de entropi çalışır; düzen kaosa meyleder. Damızlık Kızın Öyküsü bunca olasıyken umudu büyük resimde bulmak, dünyevi yasaların üzerinde bulunan kozmik yasalardan medet ummak ve hayatta kalmaya odaklanmak mı yoksa tüm olasılıklarıyla birlikte hayatı reddetmek, fiziki sahadaki mevcudiyeti, bedeni, ölüm makinesine dönüşen devletin dişlerine vermek mi sorusuyla karşı karşıyayız. Atwood’un dizinin ilk bölümünde Teyze rolünde, Offred’e attığı tokada benziyor bu soru.

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Köşesiz Hüzünler


Behçet Çelik’in 2010’da yayımlanıp 2011’de Haldun Taner Öykü Ödülü’nü kazanan kitabı Diken Ucu, içerdiği on dört hikayeyle Çelik’in yazı dünyasına ışık tutmaktadır.

İnceliğin Sesi Olan Öyküler

Diyabet son yıllarda görülme sıklığı hızla artan bir sorun. Halk arasında şeker hastalığı olarak da anılan bu zorlu hastalık, çocuklardan yaşlılara ve hatta hamilelere kadar pek çok insanı etkiliyor. Üstelik sadece ilaç kullanmak yeterli değil, sağlıklı bir hayat sürmek istiyorsanız, yaşam biçiminizde köklü değişiklikler yapmanızı da gerektiriyor.

 

Arkadaşlarınızı sizin çok sevdiğiniz bir diziyi seyretmeye ikna etmeniz bazen epey güç oluyor. Bırakın ikna etmeyi, söz konusu diziyi tarif etmek bile başlı başına bir problem halini alabiliyor. Geçenlerde başıma geldi. Kalanlar'ın (The Leftovers) sonlarına yaklaşmıştım ve hayatımda seyrettiğim en güzel dizilerden birisi olduğunu düşünüyordum.

Kitabevi raflarında karşımıza çıkan kitaplara bir müddet sonra sinema salonlarında da rastlamaya alıştık. Gerek Hollywood, gerekse bağımsız sinema endüstrisi edebiyattan sıklıkla besleniyor artık. Peki 2018'de hangi romanların uyarlamalarını izleme fırsatı bulacağız? İşte 2018'de beyazperdede göreceğimiz 10 roman:

 

 

Söyleşi

Serhat Tolga Yıkıcı ve Ayşegül Kirpiksiz ile söyleşi:


 “Wattpad genç okuru daha iyi anlamamıza imkan veriyor.”


Ece KARAAĞAÇ

 

ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.