Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Dosya


Dosya

Televizyon // Kitap rafta duruyor işte!




Toplam oy: 229
Alınan yeni bir habere göre, 1982'den bu yana sekiz kitabı yayımlanmış olan korku- fantezi - western serisi, Stephen King'in magnum opus'u Kara Kule hem beyazperdeye hem de ekrana uyarlanmak üzere.

James M. Cain’e, 1969’da New York Times Review of Books’a verdiği bir röportaj sırasında, Postacı Kapıyı İki Kere Çalar, Çifte Tazminat ve Mildred Pierce gibi kitaplarından yapılan sinema uyarlamalarını niçin sinemada izlemediği sorulur. “Kitaplarınıza ne yaptıklarını merak etmiyor musunuz?” Sonradan Stephen King’e ve Raymond Chandler’a da atfedilecek olan ünlü yanıt, edebiyat uyarlaması denen tuhaf hayvanın doğası üzerine bir ders niteliğindedir: "Kitaplarıma hiçbir şey yapmadılar. İşte hepsi raflarda duruyor. Paramı aldım, konu kapandı."

 

Bu anekdotu, 2013 yılında web sitesinde yayımladığı bir mektupla, Kubbe’nin Altında’nın televizyon uyarlamasını kitaptan çok farklı buldukları için hayal kırıklığına uğramış fanlarına hatırlatıyordu King. Kubbe’nin Altında’nın ilk bölümü ABD’de 13.5 milyon hanede izlenmiş, başlangıçta olumlu eleştiriler almasına rağmen, sekizinci bölümden itibaren reytingi hızla düşüşe geçmişti. King, genelde kendi eserlerinden yapılan uyarlamaları kanatları altına alıyor, Kubbe’nin Altında için de fanlarına, kitabın özünün dizide muhafaza edildiğini, fakat pekala televizyonun kurallarının edebiyattan farklı olduğunu, dolayısıyla öykünün bir nebze değiştirilmesinin anlayışla karşılanması gerektiğini açıklıyordu. Chester’s Mill kasabasının üzerinde peydahlanan ve kasabanın dış dünya ile bağlantısını kesen Kubbe’nin nereden hasıl olduğunu dizinin yapımcı ve yazarları yeniden hayal etmişlerdi ve bu kabul edilebilir bir durumdu. İlginçtir, bu yeniden hayal etme meselesine Stephen King, Stanley Kubrick’in Cinnet’i söz konusu olunca şiddetli bir alerjiyle tepki veriyor.

 

B tipi canavarı


Bugün kült mertebesine erişmiş olan Cinnet filmi, 1980 yılında ilk kez gösterildiğinden bu yana Stephen King’in kimilerinin kıskançlık kimilerinin haklı bir serzeniş olarak gördüğü eleştirilerine maruz kaldı. Roman, Kubrick’in elinde senaryolaşırken pek çok değişikliğe uğramıştı. King’e göre ortaya çıkan film, diğer tüm romanlarından bir ölçü daha fazla otobiyografik olan Cinnet’in özünü yitirmişti. Son 35 yıldır, her fırsatta ve ilk eleştirilerine yenilerini ekleyerek King, Kubrick’in Cinnet’inden yakınıyor. Overlook Oteli’ne münhasır şeytani özelliklerin filmde Jack Torrance’ın alkolizminin ve ailevi sorunlarının basit birer tezahürü, sıkıcı birer metaforuna indirgendiğinden tutun, Jack’in akıl hastası gibi yansıtıldığına, dolayısıyla bir kefaret olanağından yoksun bırakıldığına kadar uzanan çok ciddi eleştirilerde bulunuyor. “Bu çok düşünen ve çok az hisseden bir adamın filmi, bu yüzden tüm o gelişmiş efektlere rağmen gerçek korkunun yapması gerektiği gibi insanı gırtlağından yakalamıyor.” Buraya dek her şey olağan görünse de, işler Stephen King’in bir intikam hamlesi yapıp Cinnet romanını televizyona adapte etmeye kalkışmasıyla (1997) sarpa sarıyor. Stephen King’in kendi elleriyle yazdığı ve Mick Garris’in yönettiği, üstelik kült bir romandan uyarlanmış bir mini dizinin, insanın aklını başından alması beklenirken, korku türünün sık başvurduğu bir anlatı aracı olan durumsal ironinin kurallarına (en güvenli görünen yer, en az güvenli yerdir) uygun olarak, bu beklenti kelimenin her anlamıyla boşa çıkıyor. Ucuz görsel efektler, ekrana adapte olurken “düzleşen” karakterler, romanı “anlatmak” isteyen senaryoda gerilim unsurlarının ortadan yok olmasıyla King, Cinnet’den bir B tipi canavarı yaratıyor. 

 

Ateş etmeye hazır fanlar


Stephen King’in eserleri, televizyon uyarlamaları için verimli bir kaynak oldu hep. İlk yapılan ve belki de hem eleştirmenlerden hem fanlardan tam not almış olan en başarılı uyarlama, Tobe Hooper’ın yönettiği 1979 tarihli Salem’s Lot. Vampir Avcısı Buffy’den Kayıp Çocuklar filmine dek ilham verdiği onca yapıtla, klasik vampirin sinema-televizyon kaderini değiştirecek kadar etkili bir yapım.  Arkasından gelen O, Mahşer ve Çağrı, sayıları neredeyse otuzu bulan televizyon uyarlamaları arasında, orijinal fikirdeki dehayı en başarılı, en “korkunç” biçimde görsel alana aktarabilen yapımlar.

 

Alınan yeni bir habere göre, 1982’den bu yana sekiz kitabı yayımlanmış olan korku-fantezi-western serisi, King’in magnum opus’u Kara Kule hem beyazperdeye hem de ekrana uyarlanmak üzere. HBO’da yayımlanacağı da duyurulan Kara Kule dizisiyle ilgili beklentiler bir hayli yüksek. Seri, King evreninden pek çok karakteri, mekanı ve unsuru epik bir atmosferde bir araya getiriyor ve yüksek dil denen özgün bir anlatım ortaya koyuyor. Stephen King’in (Cinnet’te olduğu gibi) azımsanmayacak bir duygusal yatırım yaptığı Kara Kule’yi ekrana taşıyacak bir HBO yapımının durumsal ironi kredisinin çok düşük olacağını tahmin ediyorum. Dizinin prömiyerini elinde tabancayla izleyecek, ufak bir hayalkırıklığı halinde ekrana ateş etmeye hazır fanlar uzak ihtimal gibi görünmüyor.

 

 


 

 

Görsel: Erhan Cihangiroğlu

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Yeni yıl diye adlandırdığımız takvim dönemine yaklaşırken, yayınevleri, bizi heyecanlı tutmak adına yazarlarının beklenen yapıtlarını müjdelemeye başlar; biz okurlar da, sıkıntılı zamanlarımızda sığınabilmek ve günü geçirebilmek için okunacak yeni kitapların beklentilerine kapılırız.

Anna Karenina'yı elime ilk aldığımda lisedeydim. Birkaç sayfa okuduktan sonra uzun ve sıkıcı bir roman olduğuna karar verip rafa geri koymuştum. İkinci denememde üniversiteden yeni mezun olmuştum, bu defa elimden bırakamadım. O yaşta beni en çok heyecanlandıran, romanın unutulmaz karakterleri ve elbette aşktı.

Kimilerine göre “modern zamanların ilk miti”, kimilerine göre de “ilk modern bilimkurgu” olan Frankenstein ya da Modern Prometheus 1818’de yayımlandı ve on sekizinci yüzyılın sonlarına doğru zirveye çıkıp on dokuzuncu yüzyılın ilk yarısında hız kesen Britanya gotik romanının geç dönem eserlerinden biri olarak edebiyat tarihine geçti.

Korkularımızdan can bulup yine korkularımızla beslenerek yaşayan canavarlar; genelde hayvansal formlara insani özellikler eklenerek şekillendirilmişler – bazen insanlar gibi dik dururlar, bazen insana özel yüz ifadeleri taşırlar, bazen konuşurlar vesaire… İnsani özellikler; inandırıcılıklarını ve dolayısıyla etkilerini artırırken, kendileriyle ilintili korkuları da cisimleştirir.

Sinema severlerin heyecanla beklediği dönemlerden biri yaklaştı! Bu yıl 17.'si düzenlenen !f İstanbul Bağımsız Filmler Festivali 15-25 Şubat'ta İstanbul'da, 1-4 Mart tarihlerinde de Ankara ve İzmir'de... Filmlerin yanı sıra !f Music de, Müjde Ar ve Tuğrul Eryılmaz’ın !f İstanbul’a özel sohbeti ve hayat verecek etkinlikleriyle çok konuşulacak gibi görünüyor. Bu yılın teması ise "Hayat Var!”

Söyleşi

Zeynep Şen

 

ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.