Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

“Allaturca” bir yalı…



Toplam oy: 32
Zeynep Rade
Oğlak Yayıncılık

Radyo oyunlarıyla tanıdığımız Zeynep Rade’nin “Boğaz’da yitip giden her hatıraya” ithaf ettiği ilk romanı Yeniköy’de Bir Yalı, Boğaz'ın bir asır önceki pitoreskini sergileyerek açılıyor. Şirket-i Hayriye vapurları mavi yeşil sularda nostaljinin tadını çıkarırcasına süzülüyor… İyot kokusu burnumuza dolarken, yalıların gıcırdayan tahta döşemesini duyuyoruz. Kitabın sonunda, bir albümün tozlu sayfalarından çıkma siyah-beyaz fotoğraflar var. Okura sürpriz bir hediye gibi sunulan bu fotoğraflar yazarın aile albümünden çıkmış olabilir.

 

1910’ da Halit Paşa, Levanten bir İtalyan çifti ikna(!) ederek, yalılarını değerinin çok altında bir fiyata satın alarak Boğaziçili statüsüne yükselir. Halit Paşa’nın paşalığı da şaibelidir üstelik. O, çocukken gelin olmuş Saliha Hanım, küçük oğul Enver ve lala Kehribar Hanım’ın yalıya yerleşmesiyle perde açılır.


Roman, Halit Paşa'nın huysuzlukları ve Saliha Hanım'ın erken gelen olgunluk ve kabullenmişliğiyle devam eder. Saliha Hanım bir cumhuriyet kadınıdır ve çocuklarını da öyle yetiştirmek ister ancak Boğaziçi’nde oturmanın yaşamlarına nasıl bir değişiklik getireceğini bilmemekte ve korkmaktadır. Pek çok şeyden korkar Saliha Hanım. Kalp kırmaktan, hak yemekten, kocasından, başkalarından, öte taraftan, omuz başındaki meleklerden, ahiret gününden, Fikret’in doğruluğundan, Enver’in yanlışlığından korkar... Dünya nimetlerinden faydalanmak aklına gelmez.

 



Çocukların büyümesiyle roman hız almaya başlar. Yeniköy’de Bir Yalı yakın tarihimizi de gözler önüne serer. Kapalı Çarşı’nın uçaklarla bombalandığını, Lebon Pastanesi’nin piramit pastasını, onun yerine açılan Markiz Pastanesi’ni, Büyük Maksim Gazinosu’nu, Pandeli’yi, Abdullah Lokantası’nı, İstinye dondurmacısı Veysel’i, Nakamura’nın oyuncak mağazasını, gazyağlı “Vezüv” sobasını hatırlarız.



Artık sahnede taban tabana zıt karakterli iki erkek kardeş vardır. Küçük oğul Fikret, İsviçre’de evlenerek kendine orada bir yaşam kurar. Enver yalıda kalacak, yıllar içinde Gargantua ile Oblomov arasında bir karaktere evrilecektir. Yaşamı haset, bölücülük ve dedikodudan ibarettir artık. Hırçın Boğaz'ın kendisi olmuştur Enver. Bununla birlikte en renkli karakter yine odur. Nüktedan, entelektüel, hazırcevap ve neşelidir. Fikret gibi “soğuk nevale” değildir. Fransızcayı anadili gibi konuşur, Tenten sevdalısı, en mühimi de boğazına düşkündür. Yemek yemek onun dünyasıdır. Öğle yemeği yerken akşam ne yiyeceğini düşünecek kadar obur, yalının iskelesine yürümeyecek kadar tembeldir. Tüm bu olumsuz taraflarına rağmen onu annesinden sonra en çok seven kişi lalası, Kehribar Hanım’dır. Enver Kehribar Hanım’ın hiç doğmamış oğlu, bazen de küçük kardeşidir. Kehribar Hanım, konu Enver olduğunda gözü kimseyi görmez, ona körü körüne bağlıdır.

 

Derken bir gün yalıya bir mutfak yardımcısı olarak alınır. İsmet Hanım’dır bu. Yoksulluktan gelen, gözünü para hırsı bürümüş İsmet yalıya bir yılan gibi nüfuz edecek, kısa sürede zehir gibi yayılacaktır. Yoksulken de zenginliğin ne olduğunu çözmüştür. “Zenginlik parayı tutmakta değil nasıl harcadığındadır,” sözü İsmet’e aittir.



Yeniköy’de Bir Yalı iki kardeşin kutuplaşmasıyla keskin bir viraja girer. İsmet Hanım’ın başını çektiği, Enver Bey’le el ele verdiği entrikalar silsilesiyle sayfaları çevirirken insan kimden nefret edip kime acıyacağını şaşırır. Okur kızmakla acımak arasında gidip gelirken adalet ve hak kavramını, asıl mağdurun kimliğini sorgulamaya başlar.

 

Gerçekçi ve zengin bir geçmiş resmi çizen bu romana "belgesel roman" demek yerinde olur. Rade, 6-7 Eylül olayları, 1950’lerle başlayan gecekondulaşma sürecini en ilginci de “Soyadı Kanunu” nun nasıl uygulamaya konulduğunu gözler önüne seriyor. Okurken, ciddi araştırmalar sonunda yazılmış bir romanın varlığından emin oluyoruz. Diğer bir ilginç nokta da, bölüm başlıkları olmuş; Bir Berdelacuz, Kadınlar İçinde Kadınsız Bir Yaşam, Oturduğu Ahır Eskisi, Çağırdığı İstanbul Türküsü, Dar Omuzlu Koca Kafalı Bir Kambur, Kürk Mantolu Madama…


Son olarak dilden bahsetmek yerinde olur. Osmanlıca tabir ve deyimler metni "baharatlandırmış." Rade, karakterlerin dilini dönemini yansıtabilmek amacıyla zamanla paralel götürmüş. Romanın başında yoğun rastladığımız eski Türkçe kelimeler ve deyimler, sayfalar ilerledikçe seyreliyor ve sonunda bugünkü sokak diline yakın bir hale geliyor.

Zeynep Rade entrika yazmayı seviyor. Romanıyla aynı anda yayınlanan öykü kitabı En Güzel Boşanma Hikâyeleri ve daha önce basılan radyo oyunu kitaplarında kurguladığı entrika lezzeti bu kitapta da 280 sayfa kesintisiz sunulmuş. Yeniköy’de Bir Yalı bu bakımdan rahatlıkla film veya dizi olabilecek bir kurgu ve zenginliğe sahip bir roman.

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Steve Almond Küçük Güzel Şeyler için yazdığı giriş yazısında Cherly Strayed’la tanışmalarını anlatmış. Bir web sitesinde, okurlara hayata dair tavsiyeler veren köşenin yazarı olarak parasız bir işe başlamış Almond, köşenin adı “Sevgili Şeker” olmuş. O kendince, hem nezaket kurallarını aşındıran hem de son derece dürüst bir köşe yaratmaya çalışmış.

Bazı çevrelere göre modern edebiyatın öncülerinden, bazılarına göre yazdıkları anlaşılmayan, bazılarına göre bir deha, bazılarına göre kendi reklamını yapan, bazılarına göre politikacı biriydi Gertrude Stein; Pablo Picasso’nun portresini yaptığı, Virginia Woolf’un yazdıklarını basılmaya değer görmeyen, Ernest Hemingway’e göreyse yol gösterici bir isimdi...

Müzik ruhun gıdasıdır. Tıpkı edebiyat gibi. Bu iki kadim sanat, yüzlerce yıllık birlikteliklerini günümüze kadar başarıyla sürdürmüşler, insanların ruhsal gelişimlerine katkıda bulunmuşlardır. Sanatçılar, hangi dalda üretim yaparlarsa yapsınlar, sonunda hep bu iki sanatın insan üzerinde yaptığı etkileri, üretimlerinde temel unsur olarak kullanmışlardır.

Hepimiz yaşamın içinde heyecanlı ya da çaresiz hissettiren birçok olayın ya da durumun bizzat öznesi oluruz. Olup bitenlerin bu sürekli akışında aklımızda kalan, yaşananların bütünü değil, bütünden kesitler halinde çekip çıkardıklarımızdır. İşte çekip çıkarılanlar da anlardır aslında; hiç unutamadığımız, bizimle birlikte yaşayan anlar...

 

İnsan bazen, aklını bulandıran, onu belki bir kıyıya belki bir uçurumun kenarına iten kitaplarla karşılaşır. Bu hayatta pek az olan bir şeydir. İnsan kitap elinde, itilip kaldığı yerden dünyaya bakakalır. Okuduğu satırların aralarına sıkışır, ağırlığı fark edilmeyen bir kitabın altında kalır. Boğazda bir yumru aynaya bakmaktan korkmaktır bazı kitaplar.

Söyleşi

 

Emily Gould ile söyleşi // Zeynep Şen


ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.