Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

“Lütfen bir oturuşta okuyun bu kitabı...”



Toplam oy: 140
Selçuk Demirel
Yapı Kredi Yayınları
Yazarın kelimelerinin ressamın çizgileriyle buluştuğu, yazarın hatıralarının ressamın hatıralarına karıştığı bir kılavuz kitap...

Sanırım bu yılın ilk aylarıydı; Selçuk Demirel bir röportajında son aylarını satırların altını çize çize, notlar ala ala Kara Kitap’ı okuyarak geçirdiğini, desenler çizip alıntılar seçtiğini belirtiyor, Orhan Pamuk’la işbirliğinin müjdesini veriyordu. İşte haberini bu şekilde önceden aldığımız, Selçuk Demirel’in resimleriyle Orhan Pamuk’un elyazmalarını buluşturan Sen Surat Okumayı Bilir misin? geçtiğimiz günlerde yayımlandı.

 

Başkahramanı Galip’in, karısı Rüya ve kuzeni Celâl’i arayışını konu alan Kara Kitap, birincil hikayesiyle tipik bir polisiye roman gibi okunabilecek olsa da, Pamuk’un roman boyunca hem alıntılarda, hem anlatım tekniğinde hem de içeriğindeki arayış hikayesinin alt metinlerinde Attâr'a, Mevlâna'ya ve Şeyh Galip'e atıfta bulunması, böylelikle postmodern bir kurguyla Doğu anlatı geleneğini bir araya getirerek yepyeni bir anlatı kurması Kara Kitap’ı Türk edebiyatının eşsiz eserlerinden biri yapıyor. Kara Kitap yayımlanalı yirmi yedi sene olmuş; kitaba dair tartışmalar da yayımlandığı günden beri sürüyor. Kimi eleştirmenlerce Orhan Pamuk’un şimdiye dek yazdığı en iyi roman olarak görülen, kimilerince de modern romanın gereklerini yerine getiremeyen Kara Kitap, edebiyatımızda üzerine en çok düşünülen, en çok yazılıp çizilen romanlardan biri kuşkusuz.

 

 

Selçuk Demirel, Sen Surat Okumayı Bilir misin?’de kitabı resimlemiyor elbette. Kitabın kurgusundan bağımsız olarak kitaptan seçtiği, muhtemelen bir okur olarak kendisini etkileyen bölümleri alıntılayıp romanın temel izleklerinden bazılarını konu ediyor çizimlerine. “İnsanın yalnızca kendisi olabilmesinin bir yolu var mıdır acaba?” alıntısıyla açılan kitaptaki çizimlerde romandaki temel izleklerin; kendi olmanın, kendini aramanın, kaybolmanın, yolculuğun, kişinin her hareketini izleyen yabancı gözlerin, kesik başların, cellatların, toplumsal baskının, başkalaşmanın izleri seziliyor. Orhan Pamuk’un yazdığı önsözde kitabın macerasını anlatırken sorduğu bir soru var: “Selçuk’un çizgisi, kaleminin ucu, benim kelimelerim arasında acaba nasıl kaybolabilirdi?” Bu sorunun cevabı Selçuk Demirel’in vapurlarla, Boğaz’la, Alaaddin’in dükkanıyla, uzaktan izleyen gözlerle, birbirine karışan sayfalar ve yazılarla, izleyenler ve izlenenlerle, sarmallarla, labirentlerle, harflerle, hüdhüd kuşlarıyla, yüzlerle, “yüzlerin gizli bakışları”, “bakışların korkunç esrarı”yla bezenmiş harikulade resimlerinde.


Yazının resme konu olduğu Sen Surat Okumayı Bilir misin?, yazarın kelimelerinin ressamın çizgileriyle buluştuğu, yazarın hatıralarının ressamın hatıralarına karıştığı bir kılavuz kitap. Kara Kitap-severlerin bu kitabı okurken kafalarındaki imgeleri ressamın çizdikleriyle karşılaştırıp romana dair bambaşka çözümlemeler yapacaklarına kuşku yok.

 

Orhan Pamuk’un sözleriyle bitirelim: “Kitap birlikte yapıp geliştirdiğimiz bir şeyden çok yavaş yavaş Selçuk’un kitabı oluyordu. Öyleyse bana da bu kitabın üzerine adımı koymak değil, ona bir önsöz yazmak düşer diye düşünmeye böyle başladım. Acaba önsözde ne yazacaktım? Şunu söylemek isterdim: Lütfen bir oturuşta okuyun bu kitabı... Kelimelerin ve resimlerin ruhunun aynı olduğuna inanan ve yazdıkları ve çizdikleri birbirine kardeş olan biri yazar diğeri ressam iki kişinin kaleminden, fırçasından çıktı her şey.”

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

İnsan bazen, aklını bulandıran, onu belki bir kıyıya belki bir uçurumun kenarına iten kitaplarla karşılaşır. Bu hayatta pek az olan bir şeydir. İnsan kitap elinde, itilip kaldığı yerden dünyaya bakakalır. Okuduğu satırların aralarına sıkışır, ağırlığı fark edilmeyen bir kitabın altında kalır. Boğazda bir yumru aynaya bakmaktan korkmaktır bazı kitaplar.

Hayat çok sıkıcı, çok şükür ki ölüm var. Aşk, hayat ve sanat. Zaten bunların hepsi ölüm demek. Bu öngörü, birkaç bin yıl önceki bir yazıttan alıntı. Öleceğimiz ana kadar –bazen bir buzul kayanın üzerinde, bazen çölün ortasında– yalnızlıktan yakınarak ağlıyoruz. Diğerleriyle birlikte. Ama nazar değmesin, hayatta kalma reflekslerimiz, ölümlü olduklarını bilmeyen hayvanlarınkiyle neredeyse denk.

Jim Thompson imzalı Vahşet Gecesi, “ucuz” polisiye alanındaki en iddialı eserlerden biri. Ardından gelenlerin basamak taşı olsa da, genel görüş, henüz onu kimsenin geçmediği ve daha bir süre geçemeyeceği yönünde.

Kobayaşi Takici, Japonya’da işçi edebiyatının başlangıcı sayılan Yengeç Konserveleme Gemisi romanında güç koşullar altında av yapan bir gemi mürettabatının isyanını anlatıyor.

1935’te, henüz 26 yaşında, doktorasını yeni tamamlamış bir sanat tarihçisi olan Ernst Gombrich, dünya tarihini sevdirmek amaçlı bir kitapçık yazmayı denemiş: Almanca yazdığı kitabın başlığı “Genç Okurlar İçin Kısa Dünya Tarihi.” Böylesi geniş bir konuyu 40 kısa bölümde açıkladığı kitap klasikleşmiş sonradan.

Söyleşi

 

Emily Gould ile söyleşi // Zeynep Şen


ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.