Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

“Lütfen bir oturuşta okuyun bu kitabı...”



Toplam oy: 45
Selçuk Demirel
Yapı Kredi Yayınları
Yazarın kelimelerinin ressamın çizgileriyle buluştuğu, yazarın hatıralarının ressamın hatıralarına karıştığı bir kılavuz kitap...

Sanırım bu yılın ilk aylarıydı; Selçuk Demirel bir röportajında son aylarını satırların altını çize çize, notlar ala ala Kara Kitap’ı okuyarak geçirdiğini, desenler çizip alıntılar seçtiğini belirtiyor, Orhan Pamuk’la işbirliğinin müjdesini veriyordu. İşte haberini bu şekilde önceden aldığımız, Selçuk Demirel’in resimleriyle Orhan Pamuk’un elyazmalarını buluşturan Sen Surat Okumayı Bilir misin? geçtiğimiz günlerde yayımlandı.

 

Başkahramanı Galip’in, karısı Rüya ve kuzeni Celâl’i arayışını konu alan Kara Kitap, birincil hikayesiyle tipik bir polisiye roman gibi okunabilecek olsa da, Pamuk’un roman boyunca hem alıntılarda, hem anlatım tekniğinde hem de içeriğindeki arayış hikayesinin alt metinlerinde Attâr'a, Mevlâna'ya ve Şeyh Galip'e atıfta bulunması, böylelikle postmodern bir kurguyla Doğu anlatı geleneğini bir araya getirerek yepyeni bir anlatı kurması Kara Kitap’ı Türk edebiyatının eşsiz eserlerinden biri yapıyor. Kara Kitap yayımlanalı yirmi yedi sene olmuş; kitaba dair tartışmalar da yayımlandığı günden beri sürüyor. Kimi eleştirmenlerce Orhan Pamuk’un şimdiye dek yazdığı en iyi roman olarak görülen, kimilerince de modern romanın gereklerini yerine getiremeyen Kara Kitap, edebiyatımızda üzerine en çok düşünülen, en çok yazılıp çizilen romanlardan biri kuşkusuz.

 

 

Selçuk Demirel, Sen Surat Okumayı Bilir misin?’de kitabı resimlemiyor elbette. Kitabın kurgusundan bağımsız olarak kitaptan seçtiği, muhtemelen bir okur olarak kendisini etkileyen bölümleri alıntılayıp romanın temel izleklerinden bazılarını konu ediyor çizimlerine. “İnsanın yalnızca kendisi olabilmesinin bir yolu var mıdır acaba?” alıntısıyla açılan kitaptaki çizimlerde romandaki temel izleklerin; kendi olmanın, kendini aramanın, kaybolmanın, yolculuğun, kişinin her hareketini izleyen yabancı gözlerin, kesik başların, cellatların, toplumsal baskının, başkalaşmanın izleri seziliyor. Orhan Pamuk’un yazdığı önsözde kitabın macerasını anlatırken sorduğu bir soru var: “Selçuk’un çizgisi, kaleminin ucu, benim kelimelerim arasında acaba nasıl kaybolabilirdi?” Bu sorunun cevabı Selçuk Demirel’in vapurlarla, Boğaz’la, Alaaddin’in dükkanıyla, uzaktan izleyen gözlerle, birbirine karışan sayfalar ve yazılarla, izleyenler ve izlenenlerle, sarmallarla, labirentlerle, harflerle, hüdhüd kuşlarıyla, yüzlerle, “yüzlerin gizli bakışları”, “bakışların korkunç esrarı”yla bezenmiş harikulade resimlerinde.


Yazının resme konu olduğu Sen Surat Okumayı Bilir misin?, yazarın kelimelerinin ressamın çizgileriyle buluştuğu, yazarın hatıralarının ressamın hatıralarına karıştığı bir kılavuz kitap. Kara Kitap-severlerin bu kitabı okurken kafalarındaki imgeleri ressamın çizdikleriyle karşılaştırıp romana dair bambaşka çözümlemeler yapacaklarına kuşku yok.

 

Orhan Pamuk’un sözleriyle bitirelim: “Kitap birlikte yapıp geliştirdiğimiz bir şeyden çok yavaş yavaş Selçuk’un kitabı oluyordu. Öyleyse bana da bu kitabın üzerine adımı koymak değil, ona bir önsöz yazmak düşer diye düşünmeye böyle başladım. Acaba önsözde ne yazacaktım? Şunu söylemek isterdim: Lütfen bir oturuşta okuyun bu kitabı... Kelimelerin ve resimlerin ruhunun aynı olduğuna inanan ve yazdıkları ve çizdikleri birbirine kardeş olan biri yazar diğeri ressam iki kişinin kaleminden, fırçasından çıktı her şey.”

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Tokyo denince zihnimizde ışıltılı ve kalabalık bir kent canlanıyor canlanmasına ama son dönemde Japonya’dan gelen haberlere bakılırsa, aynı zamanda ülkenin yalnızlar başkenti Tokyo. Evlerine çekilen güruhla birlikte Tokyo’nun karanlıkta kalan yüzü de ortaya çıkıyor.

Siyah şemsiye, mavi ağaç, sarı yağmurluklu bisikletli adamlar, alan derinliği yüksek plan sekanslar dendiğinde nasıl gözlerimizin önüne anında Angelopoulos filmleri geliyorsa, bira içen yalnız adamlar, kargalar, rüyalar, yabancılaşmış taşra sıkıntıları dendiğinde de aklımızdan o saniye Cemil Kavukçu öyküleri geçer.

Sessiz Kalma’nın açılışı hızlı ve çarpıcı: Genç insanlar, akşamın ilerleyen saatlerinde birlikte eğlenmek ve dans etmek için bir partide buluşuyor. Birbiriyle flört edenler, kendini müziğin ritmine bırakanlar, sohbet edenler, ‘Ben neden buradayım?’ diye soranlar; kısacası partide herkes var. Gecenin ilerleyen saatlerinde partide kavga çıkıyor ve silahlar konuşuyor.

Yakın bir zaman önce yayımlanan Dönüş kitabı, Avustralya’nın en önemli yazarlarından kabul edilen Tim Winton’ın on yedi öyküsünden mürekkep.

Yayımcı Meslek Birlikleri Federasyonu her yıl kaç bandrol temin ettiklerini açıklıyor; yani basılan kitap sayısını… Gazetecilerin oldukça hoşuna giden bu bilgi her defasında haberleştirildiğinden, mutlaka denk gelmişsinizdir. Örneğin ilgili basın bülteni 2016’da Türkiye’de 404 milyondan, 2015’te 383 milyondan fazla kitabın yayımlandığını duyurmuştu.

Söyleşi

Tarkan Kaynar ile söyleşi:


"Hayvanlar her zaman ilacım olmuştur."


Ece KARAAĞAÇ

 

ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.