Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

“Seninle bir gün karşılaşacak mıyız?”



Toplam oy: 47
Unica Zürn // Çev. Kansu Kanber
Dedalus Kitap
Zihnin fonksiyonunu yitirmesini, dış dünyayla iç dünyanın uyumsuzluğunu, iç dünyanın gitgide parçalanışını bütün detaylarıyla adım adım takip ediyoruz.

Alman edebiyatının efsaneleşmiş yazarı Unica Zürn’ün parçalı metinlerden oluşan otobiyografik romanı Yasemin Adam, yakın bir zaman önce Türkçede de yayımlandı. Takıntının, deliliğin, mutsuzluğun, uyumsuzluğun, şizofreninin, sanrıların, hayallerin öne çıktığı roman kurtulmanın, mutluluğun, iyileşmenin ve ideal aşkın imkansızlığını kapkara bir dille anlatıyor.

Unica Zürn’ün pek de kolay bir hayatı olmamış, “efsaneleşmesinin” bir parça da bu hayat hikayesine ve intiharına bağlı olduğunu söyleyebiliriz. Herkesin hayran olduğu ancak görevi sebebiyle uzakta olan bir baba, intihar eden bir anne, kendinden yaşça büyük bir adamla gerçekleştirilen evlilik, peşi sıra doğan iki çocuk ve boşanmanın ardından çocukların velayetinin babalarına verilmesi… Tam da bu sıralarda yazmaya ve çizmeye başlayan Zürn’ün yolu birkaç yıl sonra ressam Hans Bellmer ile kesişiyor; sevgilisinin yanına Paris’e taşınan yazar, burada André Breton, Marcel Duchamp, Henri Michaux gibi Fransız gerçeküstücülerle tanışıyor. O yıllarda şizofrenik belirtiler göstermeye başlayan Zürn, sonrasında ruhsal olarak çökkün bir vaziyette, tedavi gördüğü kliniklerde yazarak ve çizerek hayatına devam ediyor. Bellmer’in 1969’da kalp krizi geçirmesinin ardından Zürn’ün hastalığı da kötüleşiyor ve 1970’te hayatına son veriyor.

 

Kırılgan ruh hali


Yasemin Adam’daki bütün metinler, yazarın ilk kez, kışın bile yaseminlerin açtığı bir bahçede karşılaştığı ve sevginin resmi olarak hafızasında yer eden Yasemin Adam tutkusu ve takıntısı üzerinden ilerliyor. Henüz çocukken Yasemin Adam’la gizlice evlenen yazar, hayatı boyunca bu evliliğe sadık kalıp her erkekte Yasemin Adam’ı arıyor. Yazarın asla peşini bırakmayan bu beyazlık ve saflık imgesi, yazarı hem derin zevklere hem de depresyona sürüklüyor. Bu metinleri Henri Michaux’yla tanışmasının hemen ardından yazmaya başlayan Zürn için “Yasemin Adam”ın, ideal sevgilinin, gerçek sevginin somut karşılığı belli ki Michaux; diğer yandan da iç dünyasını yansıttığı metinlerde hayali olarak Herman Melville’i bu imgeye uygun gördüğünü okuyoruz.

Bu otobiyografik metinlerin üçüncü şahıs anlatıcıyla yazılması, duygusal içerikle aramıza belli bir mesafe koyuyor. Gerçeklikle sanrıların birbirine karıştığı bu parçalı anlatıda belki de bütünlüğü sağlayan şey, yazarın her satırda hissedilen kırılgan ruh hali. Zürn de tıpkı Antonin Artaud gibi hastalığının belirtilerinden kaçmak yerine, bütün safhalarını deneyimleyip halüsinatif bir dille metnine yansıtıyor. Zihnin fonksiyonunu yitirmesini, dış dünyayla iç dünyanın uyumsuzluğunu, iç dünyanın gitgide parçalanışını bütün detaylarıyla adım adım takip ediyoruz. Bu umutsuzluk halinde yazarın tutunduğu tek şey anagramlar. Bir cümlenin harflerinin ya da kelimelerinin yerlerini değiştirerek oluşturduğu yeni cümlelerin getirdiği yeni anlamlar, bazen taze umutlar bazen de derin kederler doğuruyor. Bu noktada belirtmek gerekir, orijinal metindeki anagramların Türkçe çeviride her zaman karşılanamamış olması metnin ritmini yer yer düşürüyor.

1957’de “Başlangıcın başında olmak bir şans. Başımıza hiçbir şey gelemez biz bile kendi başımıza gelemeyiz,” diyerek anlatmaya başladığı ve bir gün Yasemin Adam’la karşılaşma umuduyla sürdürdüğü hikayesini yıllar sonra umudunu keserek “Peki bu bir kurtuluş olabilir mi?” diye bitiriyor Zürn. Belli ki olmuyor.

 

 


 

 

 

Görsel: Akif Kaynar

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

İnsan bazen, aklını bulandıran, onu belki bir kıyıya belki bir uçurumun kenarına iten kitaplarla karşılaşır. Bu hayatta pek az olan bir şeydir. İnsan kitap elinde, itilip kaldığı yerden dünyaya bakakalır. Okuduğu satırların aralarına sıkışır, ağırlığı fark edilmeyen bir kitabın altında kalır. Boğazda bir yumru aynaya bakmaktan korkmaktır bazı kitaplar.

Hayat çok sıkıcı, çok şükür ki ölüm var. Aşk, hayat ve sanat. Zaten bunların hepsi ölüm demek. Bu öngörü, birkaç bin yıl önceki bir yazıttan alıntı. Öleceğimiz ana kadar –bazen bir buzul kayanın üzerinde, bazen çölün ortasında– yalnızlıktan yakınarak ağlıyoruz. Diğerleriyle birlikte. Ama nazar değmesin, hayatta kalma reflekslerimiz, ölümlü olduklarını bilmeyen hayvanlarınkiyle neredeyse denk.

Jim Thompson imzalı Vahşet Gecesi, “ucuz” polisiye alanındaki en iddialı eserlerden biri. Ardından gelenlerin basamak taşı olsa da, genel görüş, henüz onu kimsenin geçmediği ve daha bir süre geçemeyeceği yönünde.

Kobayaşi Takici, Japonya’da işçi edebiyatının başlangıcı sayılan Yengeç Konserveleme Gemisi romanında güç koşullar altında av yapan bir gemi mürettabatının isyanını anlatıyor.

1935’te, henüz 26 yaşında, doktorasını yeni tamamlamış bir sanat tarihçisi olan Ernst Gombrich, dünya tarihini sevdirmek amaçlı bir kitapçık yazmayı denemiş: Almanca yazdığı kitabın başlığı “Genç Okurlar İçin Kısa Dünya Tarihi.” Böylesi geniş bir konuyu 40 kısa bölümde açıkladığı kitap klasikleşmiş sonradan.

Söyleşi

 

Emily Gould ile söyleşi // Zeynep Şen


ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.