Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

“Sistem”in girdabında



Toplam oy: 149
Mehmet Açar
Doğan Kitap
Politikanın, bilimkurgunun, distopyanın ve gerçeğin harmanlandığı bir romanla karşı karşıyayız.

Mehmet Açar Kayıp Hasta’da, 21. yüzyılda “Sistem” isimli yapay zeka tarafından yönetilen bir ülkenin bir hastanesinde çantasını kaybeden, kimliğinden yoksun, geçmişiyle baş başa kalan, dosyalar ve makineler arasında sıkışan Ali Z. ile buluşturuyor okuru. Klasik müziğin yankılandığı mekanın, bir devlet hastanesiyle alakası yok; söz konusu duruma, Ali Z.’nin oraya nasıl geldiğini, çantasını ve kimliğini nerede kaybettiğini bilmeyişinden doğan bulanıklık eşlik ediyor. Aslında bu kimliksizlik ve tekinsizlik halinin, “Akıllı Hastane” ve ona kumanda eden “Sistem”in yazar tarafından birer metafor olarak kullanıldığını, Ali Z. ve diğer hastalardan bu labirente benzeyen can sıkıcı bürokratik düzene itaatin beklendiğini fark ediyoruz. Bürokrasi, tamamen akıllı tasarımla veya yapay zekayla işletildiğinden, bildiğimiz türden insani iletişim de sekteye uğruyor. Okur, “geleceğin tıbbının şekillendiği”nin ve “hastalığın nedeninin de, tedavisinin de orada olduğu”nun iddia edildiği bir hastanede dolanıyor kısacası. Ali Z.’nin maruz kaldığı “Sistem,” bilgiyi her şeyin üstünde tutarak kişinin geçmişi, bugünü ve geleceği arasında bağlantı kuruyor.

 

Ali Z.’nin içinde gezindiği, anlayıp anlamlandırmaya uğraştığı olaylar silsilesi, hastanenin hakikati öğrenmeye çalışan kimliğinden kaynaklanıyor; sadece hastalık değil elbette, tüm kişisel veriler bağlamındaki bir hakikat bu: “Hakikate asıl ihtiyacı olan devlet; hastane, bu hakikat arayışının bir parçası.” Bu ifade, Açar’ın romanını distopik yaptığı gibi gerçekçi de kılıyor. Çünkü yapay zekanın insana olası etkilerini gösterirken devletin birey üzerindeki kuşatıcılığına bir örnek vererek “Sistem”den çıkışı zorlayan Ali Z.’nin kulağına oradan kurtulmanın pek mümkün olmadığını fısıldıyor.

 

 

 

Açar’ın, yaşananları gerçeklik ve tuhaf bir rüya şeklinde kurguladığını da söyleyebiliriz; olan ile hayale çalan arasında geçişler mevcut: Ali Z.’nin zihnine tebelleş olan geçmiş ve şimdi, hapishaneyi andıran mekanın sessizce anlattıkları, gerçek ile rüya arasındaki sınır çizgisi... Hasta olduğuna inanılan toplumu iyileştirme ideali de benzer bir çizgiyi temsil ediyor. Sınırın aşıldığı nokta ise, “Sistem”in bilgi birikimiyle, yani arşiviyle herkesi ve her şeyi yönetmesi. Yapay zekanın hâkim olduğu kurumun “akıl dışı”na teslim edilmesi ise az önce bahsi geçen sınırın enikonu silikleşmesi demek. Bacon’ın, “Bilgi güçtür,” cümlesini doğrularcasına bütün kuvvetini arşivlenen verilerden alan “Sistem,” herkesin iplerini elinde tutuyor.



Tüm bu yönleri dikkate aldığımızda politikanın, bilimkurgunun, distopyanın ve gerçeğin harmanlandığı bir romanla karşı karşıyayız. Başını Ali Z.’nin çektiği “Sistem”in dışına çıkmaya çabalayanlar ile onun içinde kalanlar arasındaki gerilim, roman boyunca okurun ensesindeki tedirgin edici nefese dönüşüyor. Yeniden yaratılan hatıralara eklenen korku ve rüyalar ile su yüzüne çıkan kuşatılmışlık hali de cabası. Açar, hepimizin bir biçimde bulaştırıldığı bu mekanizmayı; zihninde, rüyalarında ve “Sistem”de sıkışıp kalan kahramanı aracılığıyla romanlaştırıyor.

 

 

 


 

 

 

Görsel: Akif Kaynar

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Bir metin/heykel/resim/sinema filmi/tiyatro oyunu üzerine düşünmek, bu düşünmeyi bir metne dönüştürmek nasıl bir süreci göz önüne almak demek? Bu süreci yazıya dökerken, dökme hali için kelimeler her zaman yeterli olur mu? Bunu bir başka şekilde anlatmak mümkün mü? Cem İleri'nin E Evi'ni okurken bu sorular kafamın bir köşesinde hep dönüp durdu.

Havalar ısındı, çiçekler böcekler derken evlilik mevsimi geldi çattı. Binbir türlü hayallerle birçok çift, dünya evine girecekler. Zaman zaman düşünüyorum; bu kadar fazla kişi evlenirken, bir yandan da o kadar fazla evlilik yürümüyor. İşte tam da nedenlerini anlamaya çalışırken, yakın bir zaman önce, hayatıma bir çift giriverdi ve evliliğin nasıl yürüdüğü üzerine kafa patlatmamı sağladılar.

Bugün uluslararası bir şöhret sahibi olan Haruki Murakami, Rüzgârın Şarkısını Dinle’de yazarlığa adım atışının hikayesini anlatıyor. Kısa ve sıcak bir anlatı.

Roman ve öykülerinin yanı sıra nitelikli çevirileriyle de tanıdığımız Fuat Sevimay, bu kez Hep Kitap’ın “Atölye” serisinden, çeviriye ve çevirmenliğe dair bir kılavuzla karşımızda: Çeviri’Bilirsin!: Edebiyatın Gizli Kahramanlığı Hakkında Notlar.

Bir arkadaşımın arkadaşının anlattığı hikayede, kırklarına doğru bir sanat akademisinde çalışmaya başlayan, ilerleyen aylarda da öğrencilerin resim bilgisiyle kendi eksiklerini karşılaştıran bir memur yaşıyormuş. Bu görevli zamanla, işi hızlandırmak için ünlü tabloların kötü kâğıda basılı görüntülerini toplayan, topladıkça haletiruhiyesini dağıtan bir karaktere dönüşüyor.

Söyleşi

 

Emily Gould ile söyleşi // Zeynep Şen


ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.