Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

Ailede başlayan hikayeler



Toplam oy: 18
Dilek Türker
Hep Kitap
Dilek Türker, güzel dünyalara ve yüzde belli belirsiz bir tebessüm yaratan, tortulara ışık tutan hatıra ve yaşanmışlıklara götürüyor okuru.

İsmine ve öykülerine çeşitli edebiyat dergilerinden aşina olduğumuz Dilek Türker’in ilk kitabı Avucumda Çimen İzi, otobiyografik öğeler taşıdığı izlenimi bıraksa da yazarın, kurguyla yaşanmışlık dengesini gözettiği on altı öyküden oluşuyor. Türker’in öykülerindeki ikinci dengeli durum, baktığı geriye takılıp kalmaması. Anlattığı çocuklar, kadınlar ve aileler, trajik olanın ya da acının çemberinden bir ölçüde geçmiş ama belli ki o girdapta kaybolup gitmemiş. Hatta aile olarak kalma ve tecrübe kazanmanın verdiği güçle hayatını devam ettirmiş çoğu.



“Eski”nin kuvvetiyle yeni olanın tazeliği ve dinamikliğini birleştiren Türker, geçmişin sevgi dolu, kimi zaman da hüzünlü anılarından beslenip yaşadığı dönemin farkında; hatıralarıyla bunu kaynaştıran karakterler kotarmış. Öykü kişilerinin hemen hepsinin umudunun kaynağında da bu bileşim var. Teyzeler, anneler, çocuklar ve diğer aile fertleri, o özlemden sıyrılmış ve nostalji takıntısı haline getirilmeyen geçmişten aldığı ölçülü destekle yaşıyor. Başka bir deyişle anların kıymetini bilen veya onları hatırlayarak bugün için bir rota çizen karakterlerden söz etmek mümkün. Bu yolda çocuklara bakan büyükler, büyükleri hayranlıkla izleyen çocuklar da mevcut. Onların ortak noktası ise aile; her iki kesim de ailesinden hareketle anlatmaya başlıyor, hayatı oradan kuruyor.

 

 



Geçmiş ve yarın

 

Öykülerinde, acı-tatlı anılarıyla insan hikayeleri anlatan Türker, güzel dünyalara ve yüzde belli belirsiz bir tebessüm yaratan, tortulara ışık tutan hatıra ve yaşanmışlıklara götürüyor okuru. Böylece saf olanın, henüz erişkinliğe adım atmamışların ve zorunluluktan erken erginleşenlerin hayatlarıyla karşılaşıyoruz.



Türker’in karakterleri bazen bocalayıp ikilemlerde kalıyor ama hayatın bir yerine tutunmayı başarıyor, belki de yaşanmışlıklara sığınıyor. Fakat her şartta kendileri olarak varlar. “Zamanı, sonsuz bir kuyuya dönüştüren sessizliği” anlatan Türker, kimi öykülerinde aynı şeyi, konuşkan kahramanları aracılığıyla kotarıyor. Bazen de gözyaşı ve sevinç dolu anlar yardımıyla aynı yere çekiyor okuru. Türker’in bir rüyayı andıran öykülerinde ise kitaba adını veren çimen izinin şaşkınlığı var. Elbette bu da bir yaşanmışlıkla ilgili.



Türker’in öykülerinde, bir insanın kendisini bulmasını sağlayan aile ve o ailenin fertleri ön planda. Aynı zamanda, aileyi aile kılan ev ve ilişkiler de kendine yer buluyor satırlarda. Beri yandan, aile ve ilişkilerin bağlayıcılığının yarattığı sıkışmışlık duygusu da hissediliyor kimi anlarda. Dolayısıyla geçmişini özleyenler de boy gösteriyor kitapta, ondan uzak duranlar da.



Avucumda Çimen İzi, hayatın kilometre taşları olan anlara yoğunlaşan, yaşanmışlıkların kurgulanıp hikayeleştiği bir kitap. Türker, yarına dair umutlar filizlendirirken geriye dönüp bakanların sahne aldığı bir öykü toplamı oluşturmuş. Genellikle kadın ve çocukların el verdiği hikayelerde, tüm sıkıntıların hatıralar zemininde beraberce aşılabileceğini ve mutlu anların da yan yana çoğaltılabileceğini ortaya koyan öykülerle okura seslenen Türker, bu anlamda yaşamdan aldıklarını, metinler yoluyla yaşama yeniden gönderiyor.

 

 


 

 

Görsel: Seda Mit

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Sabahattin Ali romanları, hikayeleri ve şiirleriyle olduğu kadar hayatı ve fikirleriyle de edebiyatımızın gelmiş geçmiş en önemli isimlerinden biri. Ne yazık ki zorluklarla geçirdi hayatını ama baskılara boyun eğmedi. Hapisten çıktıktan sonra art arda yazdığı hikaye kitaplarıyla edebiyat dünyasına kendisini kabul ettirmişti.

Tokyo denince zihnimizde ışıltılı ve kalabalık bir kent canlanıyor canlanmasına ama son dönemde Japonya’dan gelen haberlere bakılırsa, aynı zamanda ülkenin yalnızlar başkenti Tokyo. Evlerine çekilen güruhla birlikte Tokyo’nun karanlıkta kalan yüzü de ortaya çıkıyor.

Siyah şemsiye, mavi ağaç, sarı yağmurluklu bisikletli adamlar, alan derinliği yüksek plan sekanslar dendiğinde nasıl gözlerimizin önüne anında Angelopoulos filmleri geliyorsa, bira içen yalnız adamlar, kargalar, rüyalar, yabancılaşmış taşra sıkıntıları dendiğinde de aklımızdan o saniye Cemil Kavukçu öyküleri geçer.

Sessiz Kalma’nın açılışı hızlı ve çarpıcı: Genç insanlar, akşamın ilerleyen saatlerinde birlikte eğlenmek ve dans etmek için bir partide buluşuyor. Birbiriyle flört edenler, kendini müziğin ritmine bırakanlar, sohbet edenler, ‘Ben neden buradayım?’ diye soranlar; kısacası partide herkes var. Gecenin ilerleyen saatlerinde partide kavga çıkıyor ve silahlar konuşuyor.

Yakın bir zaman önce yayımlanan Dönüş kitabı, Avustralya’nın en önemli yazarlarından kabul edilen Tim Winton’ın on yedi öyküsünden mürekkep.

Söyleşi

Tarkan Kaynar ile söyleşi:


"Hayvanlar her zaman ilacım olmuştur."


Ece KARAAĞAÇ

 

ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.