Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

Baştan sona doğru okumak mı; çok sıkıcı!



Toplam oy: 18
“Sayfaların arasında dilediğince gezin. Unutma! Bu kitabın başkahramanı sensin.”

Zamanla pek bir korkutuculuğu kalmıyor, hatta sıkıcı hale bile gelebiliyorlar ama, benim lunaparklarda en sevdiğim kısım, korku tünelleri. Bir arkadaşımızla birlikte yan yana bir “araba”ya biner (yalnızken o kadar eğlenceli olmuyor), yol boyu çığlık efektleri ve çoğunlukla kırmızı-yeşil yanıp sönen loş ışıklar eşliğinde korkutucu kuklaların, plastik iskeletlerin üzerimize doğru ani hamlelerine maruz kalırız... Ancak bir keresinde, bir arabayla değil de, yürüyerek dolaşılan bir korku tüneline girdiğimi hatırlıyorum. Diğerleri gibi bu korku tüneli de karanlıktı elbette, dolayısıyla el yordamıyla ilerliyorduk. Bir süre sonra karanlıkta önüme çıkan yollardan hangisini seçeceğime karar verememiş, duvarlarda birtakım ne olduğunu bilmediğim "şeyleri" ellemiş ve gerçekten de kaybolmuştum. Altımda rotası belli bir araba yoktu ne de olsa, her şey bana bağlıydı... İşte o korku tünelinde hem gerçekten korktuğumu hem de gerçekten eğlendiğimi hatırlıyorum.

 

 

“Macera Tüneli” serisindeki kitaplar da, tam olarak işte o yürüyerek dolaşılan korku tünelleri gibi. Uzayın derinliklerinden okuyanusların derinliklerine, Antik uygarlıkların gizeminden perili köşklerin esrarına türlü macera (aventür, demeliyiz belki de) vaat eden “Macera Tüneli” serisindeki kitapların kuşkusuz en ayırt edici özelliği başkahramanın -gerçek anlamda- okurlar olması. Şu cümlelerle başlıyor her bir kitap: “Macerasever dostum! Bu kitabı okurken değişik bir macera yaşayacaksın. Onu alışık olduğun diğer kitaplar gibi baştan sona okuma. Sayfaların arasında dilediğince gezin. Unutma! Bu kitabın başkahramanı sensin.” Örneğin Zaman Tüneli kitabının bir yerinde önümüze şöyle iki seçenek çıkıyor ve seçim bize bırakılıyor: “Soğuktan ve rüzgârdan korunmak üzere kendinize bir barınak arayacaksanız sayfa 6'dan devam edin” ya da “Eğer dondurucu rüzgâra meydan okuyup çevrenizde olan bitenleri görmeye niyetliyseniz sayfa 16'ya ilerleyin” gibi... Üstelik her bir kitapta 20'ye yakın “son” bekliyor bizi. Kimi zaman her şeyin bir rüya olduğunu öğrenerek bitiriyoruz hikayeyi, kimi zaman da maceranın devam edeceğini düşünerek girdiğimiz bir mağarada korkunç irilikte bir kaplana yem olabiliyoruz. Kimi zaman bir dedektif, kimi zaman bir kaşif, kimi zaman geçmişle gelecek çağlar arasında dolaşan bir zaman gezgini gibi davranmamız gerekiyor bu maceralarda. “Macera Tüneli” kitaplarının sayfaları arasında dolaşırken atıldığımız serüvenlerin haddi hesabı yok!

 

 

Türkçede 80'li yılların sonunda yayımlanmaya başlayan seriye, nedense yirminci kitaptan (bazı kaynaklara göre otuz) sonra devam edilmemiş. Oysaki yurt dışında orijinal seriden, “Choose Your Own Adventure” (Maceranı Kendin Seç) üst başlığıyla 1979 yılından başlayarak 90'lı yılların sonuna kadar tam 185 kitap yayımlanmış; Edward Packard ile R. A. Montgomery imzasıyla. Türkçede orijinal serideki sıra izlenmemiş, o dönemde yayımlanan kitaplar şunlar: Tibet'in Gizli Hazinesi, Uzay Şeytanı, Ufo'nun Tutsakları, Uzay Dışında Yolculuk, Bay Thrombey'i Kim Öldürdü?, Dikili Taşların Esrarı, Öldüren Gölge, Lanetli Şato, Yeraltı Krallığı, Tehlikeler Evi, Zaman Tüneli, Zaman Tüneline Dönüş, Deniz Altında Macera, Kara Şatonun Esrarı, Dünya Tehlikede, Süper Bilgisayar, İpek Kralı Kayboldu, Uzay Kartalı, Denizde Tehlike, Piramitteki Sır. “Macera Tüneli” serisine Türkçede devam edilmediği gibi, ilk çıkan kitapların yeni baskıları da yapılmıyordu; sahaflarda bulmak bile pek kolay değildi artık. (Doğan Egmont etiketiyle zaman zaman bazı maceralar yayımlandı ama bir seri mantığı yoktu.) Ancak bu cümleyi artık şöyle bitirebiliriz: “şimdiye kadar”... April Yayıncılık, 2013 yılında yayımlamaya başlayıp devamını getirmediği bazı “Macera Tüneli” kitaplarını yeni bir tasarımla yeniden basmakla kalmamış, seriye yeni kitaplar da eklenmiş. Böylelikle R. A. Montgomery imzalı altı Macera Tüneli kitabına kolaylıkla ulaşmak mümkün artık: Atlantis: Denizler Altında, Himalayalar: Yeti’nin Peşinde, Uzayın Derinliklerinde, Robotum ve Ben, Mayaların Gizemi, Kaçinaların İzinde.

Eğlence konusunda benzersiz bir deneyim sunan bu kitaplar, her ne kadar içimizdeki çocuğu henüz kaybetmemişsek de, bir süre sonra “yeterli” gelmeyebilir elbette. Bu noktada da imdadımıza, Türkçede yine April Yayıncılık’ın yayımladığı, “Şahane Hatalar” serisi yetişebilir. “Gerçek hayatta geçmişinizi değiştiremezsiniz ama Şahane Hatalar'da imkansız diye bir şey yok!” Hatta, henüz Türkçede değil belki ama bu eğlenceye biraz daha “edebi” olarak katılmak isteyenler için de alternatifler mevcut. Örneğin Ryan North imzalı To Be or Not to Be’de kendinizi Hamlet’in seçimlerini kontrol ederken bulabilirsiniz ya da seçiminiz Emma Campbell Webster imzalı Lost in Austen da olabilir... Hangi kitaptan başlayacağınızın kararı tamamen size ait ya da bu dergiyi okumaya devam etmek istiyorsanız, 60. sayfaya geçebilirsiniz!

 

 

 

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Bir metin/heykel/resim/sinema filmi/tiyatro oyunu üzerine düşünmek, bu düşünmeyi bir metne dönüştürmek nasıl bir süreci göz önüne almak demek? Bu süreci yazıya dökerken, dökme hali için kelimeler her zaman yeterli olur mu? Bunu bir başka şekilde anlatmak mümkün mü? Cem İleri'nin E Evi'ni okurken bu sorular kafamın bir köşesinde hep dönüp durdu.

Havalar ısındı, çiçekler böcekler derken evlilik mevsimi geldi çattı. Binbir türlü hayallerle birçok çift, dünya evine girecekler. Zaman zaman düşünüyorum; bu kadar fazla kişi evlenirken, bir yandan da o kadar fazla evlilik yürümüyor. İşte tam da nedenlerini anlamaya çalışırken, yakın bir zaman önce, hayatıma bir çift giriverdi ve evliliğin nasıl yürüdüğü üzerine kafa patlatmamı sağladılar.

Bugün uluslararası bir şöhret sahibi olan Haruki Murakami, Rüzgârın Şarkısını Dinle’de yazarlığa adım atışının hikayesini anlatıyor. Kısa ve sıcak bir anlatı.

Roman ve öykülerinin yanı sıra nitelikli çevirileriyle de tanıdığımız Fuat Sevimay, bu kez Hep Kitap’ın “Atölye” serisinden, çeviriye ve çevirmenliğe dair bir kılavuzla karşımızda: Çeviri’Bilirsin!: Edebiyatın Gizli Kahramanlığı Hakkında Notlar.

Bir arkadaşımın arkadaşının anlattığı hikayede, kırklarına doğru bir sanat akademisinde çalışmaya başlayan, ilerleyen aylarda da öğrencilerin resim bilgisiyle kendi eksiklerini karşılaştıran bir memur yaşıyormuş. Bu görevli zamanla, işi hızlandırmak için ünlü tabloların kötü kâğıda basılı görüntülerini toplayan, topladıkça haletiruhiyesini dağıtan bir karaktere dönüşüyor.

Söyleşi

 

Emily Gould ile söyleşi // Zeynep Şen


ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.