Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

Bir kadının varolma mücadelesi



Toplam oy: 46
Ersi Sotiropoulou // Çev. Ayhan Özşeker
Ayrıntı Yayınları
Eva, paravanın arkasından hayatı izlemek ile paravanı yıkıp geçmek arasında bir mücadelenin romanı...

Türkçeye Eva dışında –en azından şimdilik– hiçbir metni çevrilmeyen Ersi Sotiropoulos, Yunanistan’ın gözde yazarlarından. Hem evrensel öğelere hem de Yunanistan kültürüne kitaplarında hayli yer veren bir isim; ayrıca, eğitimini aldığı felsefe ve kültürel antropolojinin izlerine de sıklıkla rastlanıyor. Eva da, bunların hemen hepsini kapsayan ve bir kadının hayata tutunma mücadelesini anlattığı, yer yer Sotiropoulos’un yaşamından parçalar da taşıyan bir roman.


Sotiropoulos’un romanda anlattığı hikaye, bir yönüyle, Eva ile Nikos’un çalkantılı ilişkisi üzerine kurulu; ayrılığın gücüne teslim olduktan sonra aşkları yeniden kabaran çiftin ilişkisi, her ne kadar ideal görünse de altında anlaşmazlıklar yatıyor. Hikayenin diğer ayağı ise Eva’nın varoluşuna dair.


Sotiropoulos’un bu iki tarafı zaman zaman birbirine yaklaştırdığını bazen de birbirinden kopardığını görüyoruz. Bu sırada metne eşlik eden Kavafis şiirleri ve The Doors şarkıları, Eva ile Nikos’un ilişkisindeki “çekim” ve “itim” noktalarını temsil ediyor.

 

 

 

İkilinin katıldığı bir partinin tasvirleriyle genişleyen romanda Sotiropoulos loş odaları, yüksek sesli müziği ve insanların birbiriyle anlaşma uğraşını anlatıyor. Tüm bu unsurlar, Eva ile Nikos’un ilişkisine derinlik katan birer metafor olarak kullanıyor. Öte yandan, karanlık bedenler ve gecenin ağır havasını da yansıtıyor bu benzetmeler.


Unutulan endişeler

 

Sotiropoulos, yalnızca Eva’nın bugününde değil, yakın geçmişinde de odaklanırken babasının okuduğu kitaplar ve annesiyle didişmelerinin ağırlıkta olduğu aile yaşantısı da kurmacadaki yerini almış. Gerek Niko gerek kendi ailesi ve çevresi, Eva’nın hayatını çeşitli yönlere çekiştirirken sağlam durmaya çalışan bir kadınla karşılaşıyoruz. Üstelik buna, onun sol fraksiyonlara mensup arkadaşlarıyla yaşadığı gerginlikleri aşma çabası da dahil.

Eva’nın hayatı, “unutmadığı şeylere dair unuttuğu endişelerle” örülü. Bu anlamda Sotiropoulos, okura hep tetikte kalması gereken bir roman armağan etmiş: Çoğunlukla paniğin ortasındaki bir sükûnet, sakinliğin orta yerinde heyecan giriyor devreye. Dar mekanda büyük olaylar silsilesiyle yüzleşiyor okur.

Edebiyatla varolan ve yazmanın kendisini en iyi ifade etme biçimi olduğunu söyleyen Sotiropoulos, Yunanistan’ın en zor dönemlerinde okuyarak nasıl ayakta kaldığını hiç unutmuyor. Bu anlamda romanın başkarakteri Eva’yla, mücadele bağlamında benzer tarafları var. Romandaki karanlık, sancılı ilişkiler ve bir noktada gün yüzüne çıkan hesaplaşmalar, Eva gibi Sotiropoulos’un da hayatını etkilemiş. Böyle bakınca, yazarın, yarattığı karakterle yakınlığından söz etmek mümkün.

 

Eva, romanda çift yönlü bir karakter olarak beliriyor: Öncelikle kendi hayatını yaşayan ve gerilimlerin peşinden sürüklenen biri. Ardından, hem anlatıcının hem de Sotiropoulos’un kahramanı. Olup bitenin tamamını göz önünde bulundurduğumuzda romanın, gündelik yaşantı içinde ve aynı zamanda onun dışında bir karakter etrafında kotarıldığını görüyoruz.


Eva, bu anlamda paravanın arkasından hayatı izlemek ile paravanı yıkıp geçmek arasında bir mücadelenin romanı.

 

 


 

 

Görsel: Elif Demir

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Alman edebiyatının efsaneleşmiş yazarı Unica Zürn’ün parçalı metinlerden oluşan otobiyografik romanı Yasemin Adam, yakın bir zaman önce Türkçede de yayımlandı. Takıntının, deliliğin, mutsuzluğun, uyumsuzluğun, şizofreninin, sanrıların, hayallerin öne çıktığı roman kurtulmanın, mutluluğun, iyileşmenin ve ideal aşkın imkansızlığını kapkara bir dille anlatıyor.

Feminist farkındalığın aksesuvarlaşıp yakalara takılan rozetler, sloganlı tişörtler, pembe berelerle süslenmesi, anaakım tarafından sahiplenilmesi, edebiyattan destek alması, sosyal medyayı ele geçirmesi, popüler kültürün ta kendisi olması gözleri fazla kamaştırdı. Buna rağmen Batı’da feminizmler kavga ediyor. Farklı feminist dalgalar arasında bir nesil çatışması var.

Çağımız insanının zihnine, her şeyden ve herkesten kaçıp doğanın kucağına sığınmak yerleşmiş bir kere. Artan şehirleşme ve beraberinde gelen modern sorunlar, insanlarda, yaşadığı yerlerden kaçıp gitme isteği uyandırıyor ister istemez. Mutlu değiliz yaşadığımız yerlerden, sevmiyoruz her gün gördüğümüz insanları. Ve tüm bu tıkanıklıktan bize geriye kalan tek şey ise, stres…

Türkiyeli okurlar Sofi Oksanen’i, Stalin’in İnekleri ve Araf isimli romanlarından hatırlayacak.

Çoğu roman ve öykünün, gerçek hayatın aksine, bir odağı bulunur; olaylar bu odak doğrultusunda, bir neden-sonuç ilişkisi içerisinde akar ve hikaye, odağa hizmet etmeyen detaylardan temizlenmiştir.

Söyleşi

Zeynep Şen

 

ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.