Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

Bir Klasik // Paranın kiri



Toplam oy: 13
Giovanni Verga // Çev. Neyyire Gül Işık
İş Bankası Kültür Yayınları
Gerçekçilik akımının öncüsü olan Verga, İkinci Dünya Savaşı sonrası İtalya’sının Neorealist sinema hareketinin de esin kaynaklarından birisi.

İtalyan edebiyatının önemli klasiklerinden birisi olarak gösterilen Duvarcı Ustası Don Gesualdo'da tam da Sicilya'ya özgü bir hikaye anlatmış Giovanni Verga. Sicilya'nın kaderinin roman kahramanının kaderiyle birleştiği, yani yenilginin kaçınılmaz olduğu bir hayatın hikayesi...


Giovanni Carmelo Verga, 1840 yılında, Sicilya adasının o dönemde önemli bir tarımsal merkezi olan Vizzini kasabasında doğdu. İkinci dereceden soylu ailesi oğullarının iyi bir eğitim almasını istiyordu. Ancak Verga, gazeteciliğe ve edebiyata atılmak üzere, hukuk öğrenimini yarım bıraktı. O yıllarda İtalya'da etkili olan "toplumsal romantizm"e yakınlık duyuyordu. Bu akımın etkisi altında yazdığı ilk romanları –Una Peccatrice (1866) ve Storia di una Capinera (1870)– ona büyük başarı kazandırdı. Ardından gelen –Eva (1873), Tigre reale (1875) ve Eros (1875)– yapıtları da, barındırdıkları duygusal hikayelerle beğeni toplamıştı. Ancak “Verismo” diye adlandırılan İtalyan doğalcılığından etkilenen Verga daha gerçekçi eserler vermek istiyordu. İlk “verismocu” öyküsü “Nedda”yı 1874’te yazdı. Sonrasında ise sıra büyük bir eser hazırlamaya gelmişti. I Vinti (“Yenilenler”) başlığı altında beş ciltlik bir roman dizisi tasarlıyordu. Dizinin ilk iki cildi; İtalya’daki edebiyat çevrelerinde büyük heyecan yaratan I Malavoglia (1881) ve Mastro Don Gesualdo (1889) romanları Verga’nın başyapıtlarıydı. Ancak Verga’nın mükemmelliyetçiliği nedeniyle dizi tamamlanamadı. Verga, 1922’de hayata veda edene kadar da bir başka eser vermedi.


“Yenilenler”in şahı



Giovanni Verga, Türkiye’de yeterince tanınmıyor. Türkçeye ilk kez 1962 yılında Mastro Don Gesualdo’su çevrilmişti. Verga’nın yeni bir kitabının çevirisi –Malavoglia'lar– yaklaşık elli yıl sonra, 2015 yılında gerçekleşti. Geçtiğimiz ay içinde yayımlanan Duvarcı Ustası Don Gesualdo da aslında ilk çevirinin tıpkı basımı değil, Neyyire Gül Işık çevirisiyle hazırlanmış yeni bir edisyon. (Meraklıları için bir hatırlatma yapmak hem yararlı hem hakkaniyetli olacak: “Yazar ve Ülkesi” başlıklı “Sunuş” yazısında çevirmen Neyyire Işık’ın roman ve Verga hakkında çok kapsamlı ve doyurucu bir tanıtım yazısı var ki daha fazlasına ihtiyaç bırakmıyor.)

 

 

 

1888 yılında yazılan Duvarcı Ustası Don Gesualdo, önce Floransa’daki La Nuova Antologia dergisinde on bir sayılık bir tefrika olarak yayımlanmış ve ertesi yıl bazı değişikliklerle Milano’da Treves yayınevince kitaplaştırılmış. Malavoglia'lar’da, bir Sicilya kıyı köyünde yaşayan yoksul bir balıkçının ve ailesinin hikayesi zenginlik-yoksulluk karşıtlığı ile birlikte anlatılmıştı.  Sicilya’nın farklı bir mekanında geçmekle birlikte Duvarcı Ustası Don Gesualdo’da da benzer temaları kullanıyor Verga. Mekan bu kez Sicilya’nın iç kesiminde –güneydoğudaki dağlık kesimde– konuşlanmış, tarım ürünleriyle ünlü bir kasaba; yazarın doğum yeri olan, kitapta adını bir kez bile anmamayı yeğlediği Vizzini kasabası...


Uzun yıllara yayılan ve içinde bir kasabaya ait karmaşık ilişkileri barındıran hikayenin en kısa özetini “Sunuş”tan alıntılıyorum: “Eğitimsiz, ancak olağandışı bir zekâya sahip Gesualdo, babasının kireç ocağında sefalet içinde geçirdiği çocukluğunun acı deneyimiyle, aklını ve güçlü bedenini seferber ederek, soylulara ve Kilise adamlarına karşı kendini savunarak, büyük hırsla mal mülk edinmeyi başarır, göz kamaştırıcı bir servete erişir. O yolda başvurduğu yöntemler her zaman hamiyetli ve insani olmasa da, kendisi özünde hayırsever, çevresindekileri, ailesini ve adamlarını koruyan, iyi niyetli, dile getirmeyi beceremese de yüreği sevecenlik dolu bir halk adamıdır. Ancak, aile fertleri dahil kimseye yaranamaz, çevresinde yalnız haset ve kin uyandırır. Onca didinmesinin sonucu husumet ve yalnızlık olacaktır: Ne denli güçlü olursa olsun, ‘yenilenler’in şahıdır Don Gesualdo, bütün çarpışmaları kazansa bile savaşı yitirecektir.”


Romantizm ve Gerçekçilik arasında

 

İtiraf etmeliyim ki, Giovanni Verga ile, Duvarcı Ustası Don Gesualdo’nun yeni edisyonu vesilesiyle –yani çok geç– tanıştım. Art arda okuduğum romanlarının bende bıraktığı ilk izlenim, 19. yüzyıl gerçekçiliğinin Sicilya’ya özgü örnekleri oldukları yönündeydi. Tarihi, doğası ve insanlarıyla Sicilya her iki romanın da asıl kahramanı. Kendisinden sonraki “Sicilyalı” yazarlarda etkisi mutlaka olmuştur. Ancak Verga’nın etkisi yerellikle sınırlı değil; köye, kasabaya, sıradan insanlara, zengin-yoksul çatışmasına kucak açan bakışıyla kendi çağında Gerçekçilik akımının öncüsü olan Verga, İkinci Dünya Savaşı sonrası İtalya’sının Neorealist sinema hareketinin de esin kaynaklarından birisi. Öyle ki Luchino Visconti, La Terre Trema filmini Verga’nın Malavoglia'lar’ından uyarlamıştır.

Gerçekçi olduğu kadar karamsar bir yazar Verga. Bunda romantizm geçmişinin ne denli rolü var bilemiyorum ama felaketlerden yakası bir türlü kurtulmayan Don Gesualdo’nun, ailesinin, hele ki verem olan karısı Bianca’nın yazgısı Verga’nın romantizmle bağını hiç koparmadığını düşündürüyor. Doğa tasvirlerindeki şiirsellik ya da acı tasvirlerindeki yoğunluk da öyle. Mesela Bianca’nın hastalığından bir sahne: “Kafeste, göremeyecekleri ilkbaharın türküsünü içlerinde duyan kuşcağızlar gibiydi. Yatak bedenini kemiriyordu, humma onu ağır ateşte eritiyordu. Şimdi öksürük nöbeti tuttuğunda tükeniyor, soluksuz kalıyordu; ağzı açık, derin çukurların dibine kaçmış gözleri fal taşı gibi açılmış, çırpıya dönmüş biçare kollarıyla sanki hayata tutunmak istercesine debeleniyordu.”


Tarihsel geri planda siyasi gerilimler yer almakla birlikte Verga’nın meselesi siyaset sahnesini canlandırmaktan ziyade kasabanın gündelik hayatını, aslında ruhunu açığa çıkarmak. Böyle bir bakış açısından hareketle insanlararası ilişkiler üzerinde titizlikle duruyor. “Kimi atalarından kalma servetini koruyabilmiş, kimiyse yoksul düşmüş, harap konaklarına kapanmış, nesilleri tükenmek üzere olan soylular,” onlarla birlik olmuş din görevlileri, kasaba yöneticileri ve ayakta kalmak için büyük mücadele veren ama birbirini yemekten imtina etmeyen yoksullar.... Birbirleriyle iç içe yaşayan küçük bir dünyadır burası; herkesin her şeyi bildiği, yalanların hep birlikte gizlendiği, işin aslının dedikodularla yayıldığı, alt sınıftan birisinin yükselmesinin asla hoş karşılanmadığı kirli bir dünya. Bu dünyanın hükümdarı paradır. Gerçekten de başka hiçbir kitapta görmediğim kadar “para” sözcüğü geçtiğini fark ettim Duvarcı Ustası Don Gesualdo’da. Verga, insanların karakterlerini açığa çıkaran bir turnosal kağıdı gibi kullanıyor parayı. Ve elbette açığa çıkan kirlilikten, iki yüzlülükten, ahlaksızlıktan, alçaklıktan başka bir şey olmuyor.

 

 

 


 

 

 

 

Görsel: Servet Kesmen

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Hasta ve geri döndürülemez biçimde sakatlanmış çocuklarla dolu bir hastanenin koridorlarında dolaşırken, Scott Stambach’in beni oraya nasıl sürüklediğini merak etmekten kendimi alamadım. Belki özel ihtiyaçları olan çocuklara öğretmenlik yapması, belki de Çernobil gibi bizi de çok yakından etkileyen bir konu seçmesi bu etkiyi yaratıyordu.

Üç Yaşam’ın orijinali yayımlandıktan kısa bir süre sonra, 1910’da, Chicago Record-Herald gazetesinde kitap hakkında şöyle bir yazı yer almış; "Stein, hayata dair parçaları değil, hayatı olduğu gibi ortaya koyuyor.’’ Kimilerine göre modern edebiyatın en önemli eserlerinden biri olan Üç Yaşam, başta Hemingway olmak üzere birçok yazarı etkilemiş, ilham kaynağı olmuş.

“Ardıç ağacı kutsal kabul edilmiş bir bitkidir, uzun ömürlüdür. Tohumu nice hastalığın tedavisinde ve yemeklere koku ve tat vermek amacıyla da kullanılır…” gibi bir sözlük tanımıyla açılıyor Selçuk Altun’un Ardıç Ağacının Altında başlıklı yeni romanı. Kapağında ise, arka planında bir ardıç ağacı bulunan,  Da Vinci imzalı bir portre olan Ginevra de’ Benci yer alıyor.

Kirliydi Kar’ın bıraktığı tat, “Çeviriyi 69 yıl beklediğimize değdi!” dedirtecek cinsten. Hemen söyleyelim, Georges Simenon’un ünlü karakteri Maigret’nin yer aldığı bir romanı değil elimizdeki; fakat bu durum onun kuşkuya, suça, adalete, yargıya ve yazgıya değinmediğini ya da daha az değindiğini kesinlikle düşündürmesin. Aksine tam da bu konuları işliyor Kirliydi Kar.

İçinde yaşadığınız dünyayı ve onun güncel gerçekliğini bir yandan deneyimlerken, aynı gerçekliği eşzamanlı olarak çağdaşınız bir yazarın gözünden okumak, okur ile eser arasında normalde olmayan bir ilişki kuruyor.

Söyleşi

İrem Çağıl ile söyleşi:


“Bize sunulan şey ‘iyi’ olmayınca ‘iyi olanı’ bizim arayıp bulmamız gerekiyor.”


Ece KARAAĞAÇ


ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.