Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

Bizim Gizli Bahçemizden



Toplam oy: 683
Nermin Bezmen
Doğan Kitapçılık

İki kişi arasında geçenler ne kadar mahrem kalmalı, ne kadar anlatılmalı? Nermin Bezmen’in Bizim Gizli Bahçemizden’ini (Doğan Kitap) okurken sık sık aklımıza gelen bir soru bu. Nermin Bezmen, geçtiğimiz yıl evliliklerinin 35. yılını kutlamaya hazırlanırken kaybettiği eşi Pamir Bezmen’le aşklarının başlamasını, birlikte olmalarını, evliliklerine kadar geçen zamanda yaşadıklarını anlatmış.

70’li yıllar… Nermin, liseyi yeni bitirmiş, üniversitenin ilk yılında 19 yaşında bir genç kız. Orta halli bir ailenin çevresinde beğenilen, sempatik, güzel kızı. Küçük flörtler yaşıyor ama hayatında aradığı erkeği bulamamış. Öyle birisini bulursa çevresinde pervane olan erkekleri terk edip aşkın peşinden koşmaya hazır, tetikte.

Nermin, geçici bir iş ararken Pamir Bezmen’in sekreteri oluyor. Pamir Bezmen, 37 yaşında başarılı bir iş adamı. İkinci evliliğini kendinden yaşça büyük bir Amerikalı hanımla yapmış. Kadınların özel ilgisini çeken ve bu ilgiyi karşılıksız bırakmayan karizmatik ve çapkın bir erkek. Nermin, daha ilk gördüğü andan itibaren Pamir beyden etkileniyor. Ona hayran oluyor. Zaman içinde Pamir bey de Nermin’e dikkat etmeye başlıyor. Patronla genç sekreteri arasında önce dillendirilmeyen, zaman içinde karşı konulamayan bir aşk başlıyor. Tarabya Koyu’nda Grayce II teknesinde, Ambarlı’daki Baler Motel’de gizlice buluşup aşklarını yaşamaya başlıyorlar. Daha sonra İzmir’de alevler iyice bacayı sarıyor. Türk filmi tadında bir ilişki. Ama devamı Türk filmlerindeki gibi olmuyor. Pamir Bezmen, karısından ayrılıp hamile sevgilisi ile evleniyor. Mutlu mesut 34 yıl geçiriyorlar.

Nermin Bezmen, aile tarihinden yola çıkarak yazdığı romanlarıyla tanınmış, çok okunmuş bir yazar. Akıcı bir anlatımı var. Kolayca okunuyor. Özellikle popüler romanlar seven kadın okurların hislerine tercüman oluyor. Aynı zamanda dobra, açık yürekli bir yazar. Kahramanlarını tüm boyutlarıyla yaşatıyor, özellikle cinselliklerinin altını çiziyor. Romanda daha kolay üstesinden gelinebilecek bu tür anlatım iş gerçek hayattan kaynaklanan bir anlatıya, anı kitabına geldiğinde aşılması gereken bir zorluk halini alıyor.

Başta sorduğum ‘nereye kadar anlatılmalı’, sorusu kitapta yazarca da soruluyor. Nermin Bezmen, Bizim Gizli Bahçemizde kaçınılmaz olarak bir paradoksla karşı karşıya kalmış ya yazarlığının en önemli özelliği olan açık yüreklilikten vazgeçecek ya da hayatının ikinci baharını yaşarken eşinin, dostunun, özellikle çocuklarının tepkisini göğüsleyecek, hatta onlarla ilişkisi bozulacak.

Bezmen, iki ayrı zamanda akan bir anlatı kurmuş. Bir yandan eşini yeni kaybetmiş bir eş/sevgili olarak her an her yerde onu nasıl hatırladığını, andığını günlük tadında bir kurgu ile anlatıyor diğer yandan da geçmişe dönüp ilişkilerinin başlangıcını hikaye ediyor. Araya sık sık rüyalar da giriyor. Bu anlatımda aşkın cinsellik yanı çok da rahatsız etmiyor, zaten Bezmen de romanlarındaki kadar rahat davranmıyor. Daha ketum, çok daha hassas. O yüzden bugünle daha çok uğraşıyor. Kim geldi, kim gitti, kim ne dedi diyerek sayfalar geçiyor. Laf biraz da gereksiz uzuyor.

İşin içine halen hayatta olan aile fertleri giriyor ister istemez. İşte bu noktada ketumiyet daha da artıyor. Nermin’le Pamir’in aşkları evliliğe doğru evrilirken yaşananlar da sanırım bu yüzden pek fazla ayrıntılandırılmıyor. İki sevgili arasında cereyan ediyor her şey. Oysa, Pamir beyin eşinden ayrılması ve Nermin’le evlenmesi pek de kolay olmuyor. Amerikalı eşin maddi birçok zarar vermesinin yanında aileler ve çevre de bu evliliğe karşı cephe almış. Nermin Bezmen’in yazdıklarından bunları anlıyoruz ama daha fazla ayrıntı alamıyoruz. Nermin Bezmen, her zaman yaptığı gibi 70’li yıllarda yaşananları romanlaştırıp, sıkı sıkıya gerçeklere bağlı kalmayan kendine özgü bakış açısıyla kaleme alsaymış ve daha fazla ayrıntıya girseymiş sanırım çok daha güzel bir eser okurmuşuz. Nermin Bezmen’in de belirttiği gibi Bizim Gizli Bahçemizden bu haliyle yitirilen sevgilinin ardından yazılmış bir mektup, onsuz günlerde tutulmuş bir günlüktür. 


Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Çağımız insanının zihnine, her şeyden ve herkesten kaçıp doğanın kucağına sığınmak yerleşmiş bir kere. Artan şehirleşme ve beraberinde gelen modern sorunlar, insanlarda, yaşadığı yerlerden kaçıp gitme isteği uyandırıyor ister istemez. Mutlu değiliz yaşadığımız yerlerden, sevmiyoruz her gün gördüğümüz insanları. Ve tüm bu tıkanıklıktan bize geriye kalan tek şey ise, stres…

Türkiyeli okurlar Sofi Oksanen’i, Stalin’in İnekleri ve Araf isimli romanlarından hatırlayacak.

Çoğu roman ve öykünün, gerçek hayatın aksine, bir odağı bulunur; olaylar bu odak doğrultusunda, bir neden-sonuç ilişkisi içerisinde akar ve hikaye, odağa hizmet etmeyen detaylardan temizlenmiştir.

Edebiyatımızın modernleşme döneminin en büyük etkileri hiç kuşkusuz Fransız edebiyatından; Osmanlı’nın Fransa ile olan siyasi ilişkileri edebi ilişkileri de beraberinde getirmiş. Victor Hugo, Corneille, Racine, Molière, Chateaubriand, Lamartine, sonrasında Théodore de Banville, Alfred de Musset, François Coppée, Sully Prudhomme ve daha niceleri...

“İstersen her yer, her şey kitap!” Böyle diyor Antikçağ. Artık kullanmaya epey alıştığımız bir nesne olarak kağıdın, hatta usul usul aktığı dijital ortamın dışında kitap, birçok malzemeyle yapılıyordu: taş, keten, hayvan derisi... Hatta ahşap ve bugünkü yordamından farklı biçimde ağaç kabuğuyla bile. Dağda ve çölde ne varsa.

Söyleşi

Zeynep Şen

 

ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.