Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

Diğer işçileri biliyor musunuz?



Toplam oy: 579
Selma James
Bgst Yayınları

“Bu garip bir metadır, çünkü nesne değildir. İşgücü yetisine, sadece üretim sürecinde hayatı tükenen insanlar sahiptir. Rahimde geçen dokuz aydan sonra beslenmeli, giydirilmeli, eğitilmeli ... cinselliği tatmin edilmeyip dindirilmeli, gece vardiyasından sabahın sekizinde de dönse yemeği hazır olmalıdır. İşte, fabrikada ya da ofiste her gün tüketilen iş gücü bu şekilde üretilir ve yeniden üretilir. Onun temel üretimini ve yeniden üretimini tarif etmek kadınların işini tarif etmektir.”

Yukarıdaki alıntıdan da anlaşılacağı gibi, Cinsiyet, Irk,  Sınıf’ı okurken sıkı durmak gerekiyor. Zira söz konusu çalışma, son derece eski olan bir olguya büyük bir doğrulukla önemli bir saptama getiriyor. Bu saptama, sıradan olguların arasına dahil edilecek, hayatın rutin sıralaması içinde yer alarak uslu uslu bir kenarda duracak cinsten bir saptama değil. Hayatın akışını değiştirecek ve ekonomik, sosyal, kültürel, cinsel ve psikolojik varoluşun derinliklerindeki sorunların kaynağında bulunan önemli bir noktayı çekip ayrıştırarak insanlığa sunan değerli bir hediye niteliğinde. Selma James, Cinsiye, Irk, Sınıf’ta, kadınların kapitalist sistem tarafından köleleştirilmesi gibi genel bir doğru üzerinden, asıl olana, yani hayatın içindeki gerçekleşme süreçlerine yöneliyor. Sadece kapitalizmin, kadınları ve tüm güçsüzleri yok saydığı araçların ve meşrulaştırma mekanizmalarının derinlemesine bir analizini yapmakla kalmıyor; somut pratiklerden de yola çıkarak tüm kadınları, ezilmişleri ve güçsüzleri çözüm yollarıyla tanıştırıyor.

Aslında 1930’lardan bu yana tarih sahnesinde yer alıyor Selma James. 1930’ların hareketi içinde eğitilen James, “altı yaşındayken 1936-1938 İspanya Devrimi için alüminyum folyo” topluyor. Genç kızlığında Trinidadlı C.L.R. James’in (kocası) önderliğinde politik bir örgüte katılıyor. Ailesinin de hareketin içinde olduğu James, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’ndan Amerika’ya gelen Yahudi bir ailenin kızıdır. Yahudi bir göçmen olan babası, New Yok Brooklyn’da Kamyon Şoförleri Sendikası’nı kurmak için mücadele eder. Enternasyonalist ve anti-siyonist olan James’in babası gibi annesi de Yahudi’dir. Ev kadını olan James’in annesi, “cemaatin haklarının savunulmasında” aktif olarak çalışır.

Yok sayılan ev içi emek ve kadınlar

Cinsiyet, Irk, Sınıf’ın ana tezi, ev içi emeğin ücretlendirilmesi. Peki nedir ev içi emek? Kocasına, çocuklarına hizmet edip evin her türlü işini yapan kadını kimin, niye ve ne için ücretlendirmesi gerekir? Kapitalist sistemin mantığı gereği (ki varlığı emeğin yarısına ücretsiz el koymasına dayanır), emeğinin karşılığını alamayan erkek bir de karısına niye borçludur? Kapitalizm, yaşamın mantığını ve rollerini belirlemede erkeklerin konumlanmasından nasıl yararlanır? Başta ev içi emeği yok sayılan kadınlar olmak üzere fahişeler, göçmen kadınlar, çocuklar ve tüm işsizler kapitalizm tarafından nasıl yok sayılır, ama yine de kapitalizm çarkını onların üzerinden nasıl döndürür? Buna benzer daha bir birçok soruyla şekillenen Cinsiyet, Irk, Sınıf,  sol’un yanlış, eksik, indirgemeci anlayışının, sendikaların, bürokrasi sarmalına girmiş düşüncelerin, kariyerist ve elitist yaklaşımların da içinde olduğu alanları açığa çıkararak sorunun gerçek kaynağından öznelere gidiyor. Ve ilginçtir, son derece basit, şimdiye kadar ‘niye düşünülmedi, görülmedi?’ dedirtecek temel bir meselenin özüne iniyor. Saptamalarında tümüyle Marksizm’i referans alan James, getirdiği yaklaşım, saptama ve çözümlerle gerçek hayatla dokusal bir uyum sağlıyor. Gariptir; bugünlerde –her ne kadar bastırılsa da– kendini daha bir şiddetle hissettiren yaşamsal sorunlar, James’in de işaret ettiği gibi, insanların yaşamak için, karnını doyurma, barınma, var olma gibi en temel ihtiyaçlara dayanıyor. Gelgelelim, bu en temel şeyleri insanların elinden alan bir mekanizma (kapitalizm) var. Söz konusu mekanizma çok derin çalışıyor. Zamanların içinden sinsice süzülerek gelen yabancılaşmanın adresi, her türden üretimin yapıldığı ilk kaynağı gizliyor.

Yapılan her plan kadın emeğine dayanıyor

“Daha önce işçi, serbest bir kimse olarak şeklen sahip bulunduğu kendi emek gücünü satardı; şimdi ise karısını ve çocuğunu satmaktadır. Artık o bir köle tüccarı olmuştur. Çocuk işçi aranırken verilen ilanlar çoğu zaman, eskiden Amerikan dergilerinde çıkan zenci köle aranırken verilen ilanlara biçim olarak benzer. (Kapital) ... Kadınların ücretsiz emeği hem erkeklerin aldığı düşük ücretler hem de sosyal hizmetlerdeki kesintiler aracılığıyla ‘toplumsal ücretin’ azalmasını karşılamaktadır. Bu durum çok uzun zamandır Ev İçi Emeğin Ücretlendirilmesi Kampanya’sının gündemidir. 1976’da şöyle yazmıştık: ‘Ücretli ya da ücretsiz işi sınıfının işe direnmesi, kârı dünya ölçeğinde krize soktu. Buna karşılık sendikalar ve hükümetler el birliğiyle kadınları merkeze alan bir saldırı tertiplediler. Fiyatlar arttı, reel ücretler kesintiye uğradı ve sosyal hizmetler azaltıldı veya ortadan kaldırıldı ... İşçi Partisi ile sendikalar el ele verip kadınları İkinci Dünya Savaşı’ndan beri gördükleri en organize saldırıya maruz bıraktılar. Ücretsiz olarak, iki kat fazla çalışmak üzere evlerimize geri gönderildik. Evdeki ‘esnek’ iş günümüz, devletin diğer kesimlere yönelik saldırılarını telafi etmek için, tahammül sınırlarına kadar çekiştirildi. Devlet, ücretsiz ev işimizin, ücretlerdeki ve sosyal hizmetlerdeki tüm açıkları kapatacağını hesaplıyor. Yaptıkları her plan, bizim emeğimize dayanıyor.”

Küresel mutfak...

Kitap okuyucusuna şu ana başlıklarla sesleniyor: Kadının Yeri, Kadınlar, Sendikalar ve İş ya da Ne Yapılmamalı; Aile Yardımı Kampanyası: Taktik ve Strateji; Cinsiyet, Irk ve Sınıf; Fahişeler ve İşsizlik; Tanrı’nın Evindeki Fahişeler; Marks ve Feminizm; Yabancılar ve Kız Kardeşler; Küresel Mutfak; Kadınlar Değerlidir, Kadınların İşine Değer Verin: Tüm Hükümetlere, Tüm Kadınlar Adına Bir Dilekçe; Birleşmiş Milletler Kadın On Yılı: Reddedemediğimiz Bir Teklif; Evi İçi Emeğin Ücretlendirilmesi ve “Refah” Feminizmi; Farklılık Sınavı: Yüksek Öğretimdeki Irk, Etnisite, Sınıf ve Toplumsal Cinsiyet; Ücretsiz Ev İşi Perspektifiyle Örgütlenmek: Uluslararası Ev İçi Emeğin Ücretlendirilmesi Kampanyası; Bakıcılar Toplumu Emziren Anneler Nereye Kayboldu?; Küresel Kadın Grevi Çağrılarından; Öldürmeye Değil Yaşatmaya Yatırım: Küresel Kadın Grevi Üzerine Notlar; Venezüella: Kitle Devrimi ve Orta Sınıf; Küresel Kadın Grevi’nin Talepleri

Belirtmek gerekiyor ki her bölümde yer alan yazılar şimdiye kadar yaşanan –ve tüm kadınların ve ezilmişlerin sezgisel olarak bilse de dile getiremediği– bütün acılara ve çıkmazlara isabetli, yerinde, abartısız şekilde dokunan, kaynakları ve adresleri doğru gösteren bir kılavuz niteliğinde.

Şimdiye değin çözüm olarak gösterildiği gibi, özgürlüğün ve karın doyurmanın yolunun hiç de  kutsallaştırılmış çalışma (tabii kapitalistler için çalışma) ve işgücünü satma olmadığını öğrenmiş bulunuyoruz. Aksine, tüm çalışmayanların, görülmeyen emeklerin ve kadınların görülmeyen ev emeğinin erkeklerden ve kapitalistlerden büyük bir alacağı olduğunu öğreniyoruz. Sadece bu kadar değil tabii; James’in de kalınca altını çizdiği gibi, “işçi sınıfını hümanizmin kaynağı olarak mitleştirmenin âlemi yok. Marks, işçiler –kocalar ve babalar– diğer işçilere –kadınlara ve çocuklara– zalim davrandıkları için devrimin başarısız olacağından endişe duymuyordu.”

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Havalar ısındı, çiçekler böcekler derken evlilik mevsimi geldi çattı. Binbir türlü hayallerle birçok çift, dünya evine girecekler. Zaman zaman düşünüyorum; bu kadar fazla kişi evlenirken, bir yandan da o kadar fazla evlilik yürümüyor. İşte tam da nedenlerini anlamaya çalışırken, yakın bir zaman önce, hayatıma bir çift giriverdi ve evliliğin nasıl yürüdüğü üzerine kafa patlatmamı sağladılar.

Bugün uluslararası bir şöhret sahibi olan Haruki Murakami, Rüzgârın Şarkısını Dinle’de yazarlığa adım atışının hikayesini anlatıyor. Kısa ve sıcak bir anlatı.

Roman ve öykülerinin yanı sıra nitelikli çevirileriyle de tanıdığımız Fuat Sevimay, bu kez Hep Kitap’ın “Atölye” serisinden, çeviriye ve çevirmenliğe dair bir kılavuzla karşımızda: Çeviri’Bilirsin!: Edebiyatın Gizli Kahramanlığı Hakkında Notlar.

Bir arkadaşımın arkadaşının anlattığı hikayede, kırklarına doğru bir sanat akademisinde çalışmaya başlayan, ilerleyen aylarda da öğrencilerin resim bilgisiyle kendi eksiklerini karşılaştıran bir memur yaşıyormuş. Bu görevli zamanla, işi hızlandırmak için ünlü tabloların kötü kâğıda basılı görüntülerini toplayan, topladıkça haletiruhiyesini dağıtan bir karaktere dönüşüyor.

1987 Haziran’ı, 16 yaşımdayım; Ankara’dan Tire’ye, anneannemin evine gelmişiz. Şimdi takvime bakınca, Ramazan bayramı için gelmiş olmamız gerektiğini anlıyorum.

Söyleşi

 

Emily Gould ile söyleşi // Zeynep Şen


ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.