Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

Dünya kütüphanecilere emanet



Toplam oy: 1
Scott Hawkins // Çev. M. Boran Evren
İthaki Yayınları
Bir kütüphane, 12 katalog, o kataloglardan sorumlu 12 çocuk ve bir baba.

Fantastik edebiyatın tarihe ismini gerçeküstü alfabelerle yazmış olanları, yeni gelenlere iki şey yaptı: İyilik ve kötülük. Onların açtığı yolda ilham ya da güç alarak çıkan yeni ve başarılı isimler ve onlara önyargıyla bakacak okuyucular. Bu noktada ister inanın ister inanmayın tutkulu bir fantazya okuyucusunu etkilemek pek kolay değildir. Zira tüm o “acayip” dünyaların çoğunu bilen ve daha fazlasını daha farklısını daha ilgincini daha bilinmezini isteyen bir okuyucu kitlesi var. Belki “bildikleri” bir işareti görmeye, bulmaya çalışanlar. Ama neyse ki diğer tarafta bizi hâlâ şaşırtmayı ve hayal dünyasının sınırlarını çizdiğimiz için ağzımızın tam ortasına vurmayı başaran yazarlar var. Scott Hawkins, ilk romanı Kül Dağı’ndaki Kütüphane ile tam olarak bunu başarıyor.



Elbette bu kadar “fantazya” dedikten sonra bahsi geçen kütüphanenin sıradan olmasını beklemiyorsunuz, ki haklısınız. Bir kütüphane, 12 katalog, o kataloglardan sorumlu 12 çocuk ve bir baba dünyanın düzenini değiştirebilir, evrenin doğasıyla oynayabilir ve yeni bir gelecek yaratabilir mi? Tam olarak yaşını bilemediğimiz Baba, Adam Black bir kasaba dolusu çocuğu ailelerini yok etmek suretiyle kanatları altına alır; kütüphaneye. Her birine içinde ilgili kadim bilgileri içeren 12 kataloğu teslim eder. Artık onlar bugünkü dilimizde tam karşılığı olmasa da “kütüphaneci” anlamına gelen Pelapi’dir. Ve Carolyn, Pelapi dahil dünyada tüm konuşulan dillerden sorumludur. Ama kelimenin tam anlamıyla her canlının dilinden. Geri kalan 11 kişi şifacılar, ölümden döndürenler, matematikçiler, hayvanların dünyasında yaşayanlar, olası geleceği görenler, ölümcül katillerden oluşuyor. Ama bizim esas kahramanımız Carolyn. Zira Baba ortadan kaybolmuş ve Kütüphane bir şekilde tüm kütüphanecileri içinden atmış ve girişlerini de kapatmıştır. Çocukluklarından itibaren Amerika’nın içinde ama bir o kadar dışında yaşayan kütüphaneciler halk arasına çıktıklarında “tuhaf”lıklarıyla göze çarpar (Kanla kaplı çıplak ayaklı tütü giymiş bir katil tuhaf değil de nedir ki? ) Ama bu onların en küçük sorunu. Zira Baba’nın ortadan kaybolmasına sebep olanlar aynı zamanda tüm sırlarını içeren kütüphaneyi ele geçirmeyi amaçlıyor olabilir.



Scott tam “şimdi anlıyorum” dediğiniz anda yönünü değiştirdiği kurgusuyla neredeyse kitabın sonuna kadar merakı ayakta tutmayı başarıyor. Belki de o yüzden üzerine yazması zor kitaplardan. Zira neresinden tutarsam bir “spoiler” verme endişesi taşıyorum. Ama şunu söyleyebilirim. Yalnızca fantastik değil belki şehir fantazyasına biraz daha yakın bir kitap var elinizde ama aynı zamanda sağlam bir cinayet romanı. Üstelik bazı noktalarda gerçekten insanı zorlayabilecek kadar sert olanından.



Sadece öyle olması gerektiği için dünyanın sonunun gelmesine göz yumabilir misiniz? Bir sabah kalkıp anladığınızı sandığınız yaşamın aslında bambaşka bir şekli olduğunu anladığınızda akıl sağlığınızı koruyabilir misiniz? Gözünüzün önünde havada asılı adamlar, koruyucu aslanlar ve “gerçek üstü” şeyler varken bunun bir rüya olmadığını kabul edebilir misiniz? Dahası tüm bu sorularınızı cevaplamamışken sizden yardım isteyen bir Pelapi’ye yardım eder misiniz? Hikâyenin vicdanı Steve tüm bunlarla başa çıkmaya çalışanı.


Hikâye boyunca kendi dilleriyle de olsa konuşan aslanlar, tuzak kurmayı bilen köpekler bir süre sonra olağan gelse de kendi hikâyesinin kahramanı olmaya baş koyan Carolyn’in insanı her sayfada daha fazla hayrete düşüren bir zekâsı olduğu kesin. Yani bir açıdan Scott Hawkins’in... Her şey bir yana kitap boyunca bunun bir “ilk roman” olduğunu kendime hatırlatıp durdum. Zira ilk sayfadan itibaren “şimdi ne oluyor” sorusunu durmadan sorduran ve neredeyse sonuna gelene kadar hiç açık vermeden kafa karıştırmaya devam eden bir roman Kül Dağı’ndaki Kütüphane. Uzun lafın kısası Hawkins öyle bir dünya yaratmayı başarmış ki; bugün yaşadığımız dünyaya bir daha bakmak ve bilmediğimiz zamanlarda, konuşamadığımız dillerle yapılan savaşları ve hatta dünyanın oluşumundan bile nelerin sorumlu olduğunu düşünmeye teşvik edebiliyor insanı.

 

 

 


 

 

 

Görsel: Cihan Dağ

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Turgut Uyar’ın Veys adlı oyunu yayımlandı. Türkçenin en büyük şairlerinden birinin çekmecesinden çıkan bu eser, her açıdan ilgi çekici. Öncelikle onu yazan Turgut Uyar; diğer taraftan Veys, geçmişten günümüze gerek dili gerekse anlattıklarıyla hiç eskimeyecek bir eser gibi duruyor.

Narsisizm kavramının, özellikle psikanaliz kuramında oldukça işlevsel ama aynı zamanda tartışmalı bir yanı var. Tartışmalı kısmı narsisistik olanın, narsisistik olmayandan ayrılmasındaki güçlük; başka bir deyişle belirsizlik.

Anlatıcının da romanın karakterlerinden biri olduğu metinlerde, bu karakterin psikolojik bir üstünlüğü olur. Okur farkında olmadan olaylara onun gözünden ve bir parça da tarafından (taraf olmak manasında) bakar. Peki romanın hem anlatıcısı hem de anti-kahramanı karakterler yok mudur?

Alejo Carpentier, başka pek çok Latin Amerikalı yazardan daha az bilinen bir isim. Kaleme aldığı ve dünya çapında adından söz ettiren Bu Dünyanın Krallığı romanıyla aslında “büyülü gerçekçiliğe” dair tartışmanın fitilini ateşleyen edebiyatçı.

Josh Malerman Kafes adlı ilk romanıyla korku edebiyatına yeni bir soluk getirdiğinde, ilk merak edilen, bir devam romanının gelip gelmeyeceği ve sıradaki eserin de Kafes kadar güçlü bir kurguya sahip olup olmayacağıydı.

Söyleşi

Kerem Yücel ile söyleşi:


“İyi bir fotoğraf her zaman kendini anlatabilir.”


Ece Karaağaç

 

ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.