Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

Garipten de garip



Toplam oy: 33
Nick Mamatas // Çev. Begümnaz Yürekli
Nemesis Kitap
Hayranlarının Lovecraft’tan daha garip olmayacağını kim söyleyebilir ki?

Kurgusal dünyanın gariplikleri, delilikleri, dehası, dünyası, yaratıkları, mitleri... Sıralamanın sonunda gelecek isim Howard Phillips Lovecraft. Onun canavarları betimlemelerden fazlasıdır. Bu fazlalık sizin ona nasıl şekil verdiğinizle ilişkilenir. Ya kendindekinin hepsini bize vermez ya da cömert bir şekilde hayal gücünü paylaşmayı teklif eder. Hangisinin gerçek olduğunu artık bilemeyeceğiz ama bildiğimiz ve net olduğumuz bir şey; onun deliliğe vardırılan garipliğinin çıkarttığı hikayelerin ardından gelen takipçileri...


Bilinmeyenin korkutuculuğu, kendi seçtiği garip kurgulu öykülerle birleşince, fanatiklerinin ondan da garip bir grup olmasından daha az garip bir şey olamaz. Ama Nick Mamatas’ın dediği gibi “Lovecraft, kendine ait olanları bulup seçer.” Eğer Mamatas haklıysa ve siz de kendinizi Lovecraftyen olarak görüyorsanız, sizde de ona ait bir şeyler olabilir.



“Bir eleştirmen, aynı şeyi baştan sona defalarca kez okuyup da onun hakkında sesini bir türlü kesemeyen bir okur değil de nedir? Ayrıca bir hayran, okuma işlemini tamamlamış olmasına rağmen artık susması gerekirken yine bir önceki gibi sesini bir türlü kesemeyen bir okur değil midir? Bunların hepsini bir araya getirip ucuz içki dağıtmak ne mükemmel bir fikir!” Lovecraft’ın cümlesiyle kitabı özetleyen bir paragraf.

 

 

 

Genelde takipçiler kendini o gruba ait görmeyenler tarafından zaten “garip” olarak görünür. Comicon’a giden binlerce insanı gözünüzün önüne getirin. En sevdiği karakterlerin kılığına bürünmek onlar için onur verici bir durumken diğerleri için garip, hatta çocukça olabilir. Durumu biraz daha ilginçleştirelim. Çağrısından fırlamış bir Cthulhu’nun ve daha birçok Lovecraft karakterinin koridorlarında gezdiği bir oteldeyiz. Summer Tantulacıları’nın. Karakterimiz Panossian. Gerçi yüz derisi yüzülmüş ve ölü olarak yattığı morgdan anlatıyor ama, Lovecraft’ın Külleri’nin en elle tutulur karakterlerinden biri de o. Ölüm ile ilgili meraklarınız varsa Panossian kesinlikle sorularınızı cevaplandırmaya hazır. Ne de olsa kendi ölümünün araştırılmasını anlatan da o. Ama diğer taraftan bu cinayeti takıntı haline getiren Colleen Danzing, onu son gören olarak mecburen kıyafetlerinden teşhis etmeye çalışacak ve bir grup umarsız insan arasında katilin peşine düşecek. Mamatas hikâyeyi Panossian’ın gözünden anlatırken Colleen’i üçüncü tekil kişi üzerinden konuşturmayı tercih etmiş. Bu durumda Panossian’ın da içinde olduğu sahnelerde bir tür olaya uzaklaşma imkânı sağlıyor. Belki biraz daha tepeden bir yerden.



Summer Tentacular, Lovecraft edebiyatını konuşmak için bir araya gelmiş, eleştirmenler, yazarlar ve hayranlardan oluşan bir topluluk. Çarpışan egolar, karakterler, kimlikler... Hepsinin elinde belki bir fanzin belki kendi imkânlarıyla basılı bir kitap ya da kendini gösterecek bir şey var. Ama dahası Mamatas’ın kaleminden dökülen Lovecraft eleştirileri.



Genelde spesifik bir yazarı konu edinmiş kitaplar için, yazarın kendi kitaplarını okumak algıyı daha doygunlaştırır. Merak edenler olacaktır ki evet, Lovecraft’ın Külleri’ndeki göndermeleri özümsemek için bir miktar Lovecraft okumuş olmak iyi olabilir. Panossian, “Takıntıya takıntılı bir insandım” diye anlatıyor Lovecraft düşkünlüğünü. Dolayısıyla böyle bir takıntıya daha yakından bakabilmek için temelindeki kişiyi biraz daha tanıyor olmak gerek.



Peki Lovecraft’ın Külleri'nin ne kadar "Lovecraftyen" olduğuna gelirsek... Bu daha çok içlerinde yaşadıkları tutku üzerine bir cinayet hikayesi. Yani eğer Cthulhu’yu görmek istiyorsanız hayal kırıklığına uğrayabilirsiniz. Öte yandan Lovecraft’ın zihninin bir otopsi masasında incelenmesi ilginizi çekecekse, evet elinizdeki daha çok buna yakın bir metin. Ya da belkli insan kılığındaki egolarıyla gözü dönmüş canavarların bir araya geldiği bir dünya. Mamatas, Lovecraft’ın sevilen yönlerinin yanısıra, ırkçı ve seksist oluşunun da altını çiziyor. Yani öylesine bir hayran romanından ziyade bir aşk nefret ilişkisinin inceliklerini taşıyor. 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Doris Lessing, 1979-1983 yılları arasında yayımlanan ve beş kitaplık bir bilimkurgu serisi olan “Argos’taki Kanopus Arşivleri”nin ilk romanı Şikeste’de, sonsuz uzayın boşluğunda sürüklenen bir gezegenin tarihini ve o gezegenin üzerinde hüküm süren canlıların çıkış ve çöküş öyküsünü anlatıyor.

Suat Derviş, seçkin sınıfın ev içi hayatlarından toplumun yoksul tabakalarına kadar farklı grupları eserlerine yerleştirmiş bir yazar. Korku, gotik, aşk, toplumcu gerçekçi roman, hikaye gibi farklı temalarda ve türlerde eserler vermesinin yanı sıra uzun yıllar gazetecilik de yapmış, Nâzım Hikmet'in teşvikleriyle yazı dünyasına adım atmış bir yazarımız.

Bundan birkaç yıl önce özel bir üniversitede “Benliğim Ne Kadar Benden?” başlıklı bir nöropsikofelsefe sempozyumu olmuştu. (Burada öncelikle başlığın cazibesine kapıldığımı itiraf etmekte bir sakınca görmüyorum.) Psikanalist Bella Habip, “Psikanaliz Kuramları İçinde Benlik Kavramının Serüveni” başlıklı bir konferans vermişti.

Gülüzar, kız çocuklarının Türkiye’de sıkça rastlanan fakat göz ardı edilen benzer hikayelerinden biri aslında. Karakterindeki olağanlık, yaşadığı durumları alışılagelmiş kalıplara yerleştirse de, aslında belli başlı bir sorunun baş kahramanı olduğu gerçeğini okuyucunun yüzüne vuruyor.

Çok sevdiğiniz insanlar hakkında konuşması zordur. Sevginiz öyle bir taşar ki, kalbinizden yükselen heyecan dalgası nefesinizi keser. Kelimeler dilinizden dökülemez, dışarıdan bakana anlamsız gelecek birtakım jest ve mimiklere dönüşür. En azından benim için böyledir bu. Çok sevdiğiniz bu insan bir yazar ve siz de onun hakkında bir yazı kaleme alacaksanız durum pek fena.

 

Söyleşi

Serhat Tolga Yıkıcı ve Ayşegül Kirpiksiz ile söyleşi:


 “Wattpad genç okuru daha iyi anlamamıza imkan veriyor.”


Ece KARAAĞAÇ

 

ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.