Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

Garipten de garip



Toplam oy: 62
Nick Mamatas // Çev. Begümnaz Yürekli
Nemesis Kitap
Hayranlarının Lovecraft’tan daha garip olmayacağını kim söyleyebilir ki?

Kurgusal dünyanın gariplikleri, delilikleri, dehası, dünyası, yaratıkları, mitleri... Sıralamanın sonunda gelecek isim Howard Phillips Lovecraft. Onun canavarları betimlemelerden fazlasıdır. Bu fazlalık sizin ona nasıl şekil verdiğinizle ilişkilenir. Ya kendindekinin hepsini bize vermez ya da cömert bir şekilde hayal gücünü paylaşmayı teklif eder. Hangisinin gerçek olduğunu artık bilemeyeceğiz ama bildiğimiz ve net olduğumuz bir şey; onun deliliğe vardırılan garipliğinin çıkarttığı hikayelerin ardından gelen takipçileri...


Bilinmeyenin korkutuculuğu, kendi seçtiği garip kurgulu öykülerle birleşince, fanatiklerinin ondan da garip bir grup olmasından daha az garip bir şey olamaz. Ama Nick Mamatas’ın dediği gibi “Lovecraft, kendine ait olanları bulup seçer.” Eğer Mamatas haklıysa ve siz de kendinizi Lovecraftyen olarak görüyorsanız, sizde de ona ait bir şeyler olabilir.



“Bir eleştirmen, aynı şeyi baştan sona defalarca kez okuyup da onun hakkında sesini bir türlü kesemeyen bir okur değil de nedir? Ayrıca bir hayran, okuma işlemini tamamlamış olmasına rağmen artık susması gerekirken yine bir önceki gibi sesini bir türlü kesemeyen bir okur değil midir? Bunların hepsini bir araya getirip ucuz içki dağıtmak ne mükemmel bir fikir!” Lovecraft’ın cümlesiyle kitabı özetleyen bir paragraf.

 

 

 

Genelde takipçiler kendini o gruba ait görmeyenler tarafından zaten “garip” olarak görünür. Comicon’a giden binlerce insanı gözünüzün önüne getirin. En sevdiği karakterlerin kılığına bürünmek onlar için onur verici bir durumken diğerleri için garip, hatta çocukça olabilir. Durumu biraz daha ilginçleştirelim. Çağrısından fırlamış bir Cthulhu’nun ve daha birçok Lovecraft karakterinin koridorlarında gezdiği bir oteldeyiz. Summer Tantulacıları’nın. Karakterimiz Panossian. Gerçi yüz derisi yüzülmüş ve ölü olarak yattığı morgdan anlatıyor ama, Lovecraft’ın Külleri’nin en elle tutulur karakterlerinden biri de o. Ölüm ile ilgili meraklarınız varsa Panossian kesinlikle sorularınızı cevaplandırmaya hazır. Ne de olsa kendi ölümünün araştırılmasını anlatan da o. Ama diğer taraftan bu cinayeti takıntı haline getiren Colleen Danzing, onu son gören olarak mecburen kıyafetlerinden teşhis etmeye çalışacak ve bir grup umarsız insan arasında katilin peşine düşecek. Mamatas hikâyeyi Panossian’ın gözünden anlatırken Colleen’i üçüncü tekil kişi üzerinden konuşturmayı tercih etmiş. Bu durumda Panossian’ın da içinde olduğu sahnelerde bir tür olaya uzaklaşma imkânı sağlıyor. Belki biraz daha tepeden bir yerden.



Summer Tentacular, Lovecraft edebiyatını konuşmak için bir araya gelmiş, eleştirmenler, yazarlar ve hayranlardan oluşan bir topluluk. Çarpışan egolar, karakterler, kimlikler... Hepsinin elinde belki bir fanzin belki kendi imkânlarıyla basılı bir kitap ya da kendini gösterecek bir şey var. Ama dahası Mamatas’ın kaleminden dökülen Lovecraft eleştirileri.



Genelde spesifik bir yazarı konu edinmiş kitaplar için, yazarın kendi kitaplarını okumak algıyı daha doygunlaştırır. Merak edenler olacaktır ki evet, Lovecraft’ın Külleri’ndeki göndermeleri özümsemek için bir miktar Lovecraft okumuş olmak iyi olabilir. Panossian, “Takıntıya takıntılı bir insandım” diye anlatıyor Lovecraft düşkünlüğünü. Dolayısıyla böyle bir takıntıya daha yakından bakabilmek için temelindeki kişiyi biraz daha tanıyor olmak gerek.



Peki Lovecraft’ın Külleri'nin ne kadar "Lovecraftyen" olduğuna gelirsek... Bu daha çok içlerinde yaşadıkları tutku üzerine bir cinayet hikayesi. Yani eğer Cthulhu’yu görmek istiyorsanız hayal kırıklığına uğrayabilirsiniz. Öte yandan Lovecraft’ın zihninin bir otopsi masasında incelenmesi ilginizi çekecekse, evet elinizdeki daha çok buna yakın bir metin. Ya da belkli insan kılığındaki egolarıyla gözü dönmüş canavarların bir araya geldiği bir dünya. Mamatas, Lovecraft’ın sevilen yönlerinin yanısıra, ırkçı ve seksist oluşunun da altını çiziyor. Yani öylesine bir hayran romanından ziyade bir aşk nefret ilişkisinin inceliklerini taşıyor. 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Edebiyatımızın modernleşme döneminin en büyük etkileri hiç kuşkusuz Fransız edebiyatından; Osmanlı’nın Fransa ile olan siyasi ilişkileri edebi ilişkileri de beraberinde getirmiş. Victor Hugo, Corneille, Racine, Molière, Chateaubriand, Lamartine, sonrasında Théodore de Banville, Alfred de Musset, François Coppée, Sully Prudhomme ve daha niceleri...

“İstersen her yer, her şey kitap!” Böyle diyor Antikçağ. Artık kullanmaya epey alıştığımız bir nesne olarak kağıdın, hatta usul usul aktığı dijital ortamın dışında kitap, birçok malzemeyle yapılıyordu: taş, keten, hayvan derisi... Hatta ahşap ve bugünkü yordamından farklı biçimde ağaç kabuğuyla bile. Dağda ve çölde ne varsa.

Latin Amerika’nın Poe’su olarak bilinen, kısa öykünün büyük isimlerinden Uruguay asıllı Horacio Quiroga’nın 1917 tarihli Aşk, Delilik ve Ölüm Öyküleri, ilk kez Türkçeye çevrilmiş oldu. Quiroga’yı bizimle tanıştıran bu ilk kitap, yazarın kendi seçkisi olması açısından ayrı bir kıymete sahip.

Aslında daha çok, çocuk kitaplarıyla tanınan Rindert Kromhout’un Klaus Mann: Thomas Mann’ın Oğlu Olmak romanı, kitabın kapağından olsa gerek, Klaus Mann’ın babasıyla ilgili yazdığı bir kitap izlenimi veriyor önce.

Enis Batur’un Göl Yazı’sı bir oturuşta okunabilecek bir metin.

Söyleşi

Zeynep Şen

 

ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.