Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

Gecenin sessizliği, çizgilerin sesi



Toplam oy: 8
Tuncer Erdem
Yapı Kredi Yayınları
Tuncer Erdem, sözün az çizginin bol olduğu, bazılarına aşina olduğumuz karanlık hikayeler anlatıyor Gece Gelen Öyküler’de.

Olup bitenlerden çizgiler çıkarmak da, onları ayakları yere sağlam basan bir öyküye dönüştürmek de zahmetli iş. Tuncer Erdem’in çizgilerinde ve kaleme aldıklarında bunun altın oranını bulmak mümkün. Söz ve çizgilerinde, hem duruluk hem de incelik var; ürettiği her şey böyle.

 

Erdem, sözün az çizginin bol olduğu, bazılarına aşina olduğumuz karanlık hikayeler anlatıyor Gece Gelen Öyküler’de. Uykusuzluğun etkisiyle pencerenin ardından sokağı izler gibiyiz sayfalarda gezinirken. Her bir çizgi-öykü küçük zaferlerin ve büyük yenilgilerin kağıda dökülmüş biçimi; işin içine hayal gücü de karışıyor, hayatın kendisi de… Dinginlik derseniz hiç eksik değil, aynı şekilde karmaşa da… Erdem, durmaksızın yuvarlanışımızı anlatıyor sanki; sessizliğin sesi olan çizgiler, her sayfada yaşamlarımızın bam teline dokunuyor.

 

 

 

Elbette kitapta anlattıklarının da hikayesi var; “Hepsinin ortak özelliği” diyor Erdem, “bir derginin arka sokağa bakan odasında çizilmesi, öykünün gece yarısı gelmesi ve çizimin günün ilk ışıklarıyla bitmesi.” Çizgiyle gece vakti ete kemiğe bürünen bu öyküler bir öfkenin, hayata tutunuşun, kayboluşun veya kaybedilenin yeniden bulunuşunun yansıması. Yaşamın küçük şoklarının ya da büyük açmazlarının sokağına da sürüyor okuru Erdem. Üstümüze bulaşan tozun toprağın ya da kafaya taktığımız ufacık şeylerin etrafında dolanan çizer-yazar, kaçtıklarımızın ve tutulduklarımızın yekununu alıyor: Galiplerin, mağluplar ve mağdurların boy gösterdiği karelerin ortak paydası, tadı kaçanlarla tadı henüz bilinmeyenlerin evrensel kümesi olan hayat. Öte yandan Erdem korkuları, tedirginlikleri ve huzuru da art arda verip baktığı pencereden gördüğü veya orada hayal ettiği pek çok şeyi gözümüzün önüne getirmiş.

 

Eldekilerin ve arayışların hikayeleri


Sözün seyrekliği, çizginin cümlelere dönüşümü, kısıtlamadığı okura epey geniş bir düşünme yolu açıyor. Yüz yüze geldiklerimizin ya da gelebileceklerimizin bir dökümü olan çizimler, yaşamda sürüp giden kavgaları ve umursamazlığımızı bir kez daha önümüze koyuyor. Bunları bazen bir şaka gibi algılamamızı sağlayan Erdem, bazen de onların üstünde uzun uzun düşünmemizi öğütlüyor gibi; bağıra çağıra değil, usulca.

 

 

 

Bu tavır, bir yabancının peşine takıldığımızda da geçerli; gecenin karanlığında gezinirken “tehlikeli sokaklara” ve “vahşi insanlara” denk geliyoruz: Uykuya hazırlanan, çoktan uyumuş ve başını yastığa neredeyse hiç koymayanların nefes alıp verdiği bir hayattan parçalar resmediyor çizer-yazar. Bir hikaye anlatıcısı Erdem; yazıyla ve çizgiyle yaptığı bu iş, hem dünyayı anlamayı hem de olağan diye nitelenenleri reddetmeyi kapsıyor. “Akıntının tersine kürek çekmek” gibi bir klişeyle bunu açıklamak Erdem’e haksızlık olur. Gece Gelen Öyküler’in esas meselesi, yaşamda ve zihinlerde dolanması.



Herkesten ve her şeyden örnekler mevcut kitapta: Rüyalar, gerçek ve gerçeküstü mekanlar ile insanlar, tanıdık sokaklar, yabancı yüzler, büyük bir boşluk, kalabalıklar, yürüyüşler, kalakalmalar, eskiyenler, yeniler…



Erdem bizi, eldekilerin ve arayışların hikayeleriyle buluştururken hayat ile hayalin yolunu kesiştiriyor.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Herkesin en ufak ayrıntısına kadar bildiği bir kabusu anlatmanın birden çok yolu var. Holocaust üzerine yazılmış yüzlerce kitap, çekilmiş onlarca film ve belgesel de bunun kanıtı. 2.

Nahit Sırrı Örik’in ölümünün üzerinden 57 yıl geçmiş olmasına rağmen, kitaplarıyla son çeyrek yüzyılda tanışabildik. Çoğu kişi, hayattayken yayımlanan ilk romanı Kıskanmak’la tanıdı kendisini ve maalesef bunun ötesine de pek gidemedi. Çoğu yazarımız gibi değeri sonradan anlaşılabildi.

İlk okuduğum ve aklıma kazınan kitap Behrengi’nin Küçük Kara Balık’ı idi. Sonraları büyüdüğüm şehirden tamamıyla yabancı bir şehre geldiğimde o kitabı ilk okuduğum güne geri döndüğümü sanmıştım. Küçük turuncu bir balık... Sonraları hayatıma Ursula Le Guin girdi.

Polisiye anlatılar, malumunuz, sadece bir cinayet vakası değildir, gazete haberlerinden ve adli raporlardan fazlasına ihtiyaç duyar; bir hikaye değeri taşımalıdır. Gerçekçi olmalı, o vehmi okura hissettirebilmeli ve sonuçları itibarıyla bize inandırıcı gelmelidir.

Hayat, hepimize hayal kurmak için fırsat tanıdığı gibi, onları gerçekleştirebilmemiz için de bizi teşvik eder aslında. Gündelik koşuşturmamıza kapılmışken, tüm bu tekdüzeliğimizin ortasında bir kişisel devrim yapabilmemiz için bazı ipuçlarını yakalamak mümkündür.

Söyleşi

Ahmet Faruk Kayral ile söyleşi:


"Her şeye rağmen, yine de bu konuyla ilgilenen binlerce kültürlü insan var."


Ece KARAAĞAÇ

 

 

 

 

ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.