Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

Karanlığın rahatlığı



Toplam oy: 25
Mariana Enriquez // Çev. Seda Ersavcı
Domingo Yayınevi
Çoğunlukla kadın anlatıcıların içsel korkularını fantastik öğeler yardımıyla dışa vurdukları bu öykülerin ortak noktası, kadınların eninde sonunda kendilerini tutsak eden gerçeklikle yüzleşmeleri, hapsoldukları duvarları geçip sınırları aşmaları.

Eleştirmenlerce Borges, Bioy Casares ve Cortazar’ın öncülük ettiği edebi geleneği sürdürdüğü kabul edilen Arjantinli yazar Mariana Enriquez’in on iki öyküden oluşan kitabı Yangında Kaybettiklerimiz, geçtiğimiz günlerde Türkçede de yayımlandı. Kullandığı fantastik temalarla Latin Amerika’nın somut gerçeklerini perdelemeden ortaya koyarak anlattığı için beğeni toplayan Enriquez, Buenos Aires’in yoksul mahallelerinde geçen bu öykülerde, batıl inanışların, şehir efsanelerinin, kutsal söylencelerin gündelik şiddet ve korkuyla bir araya geldiği bir dünyayı seriyor gözlerimizin önüne. Cinayetleri, mutlu mutsuz evlilikleri, arkadaşlıkları, aşkı, uyuşturucuyu, uykusuzluğu, yoksulluğu, sapıklığı ve sapkınlığı, toplumsal baskıyı, diktatörlükleri, bazen gaipten gelen sesler, bazen birdenbire ortaya çıkan ya da ortadan kaybolan hayaletler, bazense aklın ve deliliğin sınırlarında gezinen karakterlerle harmanlayarak anlatıyor. Yangında Kaybettiklerimiz, yalnızca tarihsel gerçekliği fantastik bir kurguyla aktarmakla kalmıyor, bir yandan da bu gerçekliğin yarattığı travmaları kurgusuna dahil ediyor.

 

 


Metruk bir evde sol kolu eksik Adela, diktatörlük döneminde insanların katledildiği bir polis okulunun yerindeki pansiyonda gaipten sesler duyan kızlar, şehrin tarihi suç mahallerinde turistleri gezdiren suç turu rehberi, artık pek de sevmediği kocası bir otel odasında kayıplara karışan kadın, çöplerin arasında bulduğu kafatasıyla ideal ilişkiyi yakalayan kadın, evliliğini kurtaramasa da komşunun bahçesindeki yalnızca kendinin görebildiği zincire vurulmuş çırılçıplak çocuğu kurtarmaya niyetlenen Paula, nehre atılıp öldürülen sakat çocukların hayaletleriyle sürüklenen savcı Marina, erkek şiddetine karşı kendilerini yakarak şenlik ateşini başlatan kadınlar… Çoğunlukla kadın anlatıcıların içsel korkularını fantastik öğeler yardımıyla dışa vurdukları bu öykülerin ortak noktası, kadınların eninde sonunda kendilerini tutsak eden gerçeklikle yüzleşmeleri, hapsoldukları duvarları geçip sınırları aşmaları. Öykülerin fonunu oluşturan evsizler, uyuşturucu bağımlıları, yasal olmayan kürtaj sebebiyle kan kaybından ölen genç kızlar, ekonomik kriz, devletin katlettiği insanlar gibi şiddetin kaynağını oluşturan unsurlar ise kahramanların gündelik hayatının bir parçası olarak karşımıza çıkıyor. Diğer bir deyişle gerçek âlemden sanal âleme etrafımızı çepeçevre saran kaygı, şiddet ve korku unsurlarını alttan alta anlatmıyor, cımbızlaya cımbızlaya gözümüze sokuyor Enriquez.


Bir röportajında “Benim sevdiğim kurgunun dünyası kapkaranlık… Karanlığın benim için bir rahatlığı var,” diyen Enriquez’in öyküleri de tam olarak böyle. Ürkütücü ve huzursuz eden bu tekinsiz ve karanlık öyküler –tuhaf ama– bir yandan da insana iyi geliyor. Enriquez, “neredeyse gereksiz yere, neredeyse büsbütün zevkine” kirlettiğimiz gerçeği, gerçek olmayanla parlatıp okurun kucağına bırakıyor.

 


 

Görsel: Seda Mit

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Çağımız insanının zihnine, her şeyden ve herkesten kaçıp doğanın kucağına sığınmak yerleşmiş bir kere. Artan şehirleşme ve beraberinde gelen modern sorunlar, insanlarda, yaşadığı yerlerden kaçıp gitme isteği uyandırıyor ister istemez. Mutlu değiliz yaşadığımız yerlerden, sevmiyoruz her gün gördüğümüz insanları. Ve tüm bu tıkanıklıktan bize geriye kalan tek şey ise, stres…

Türkiyeli okurlar Sofi Oksanen’i, Stalin’in İnekleri ve Araf isimli romanlarından hatırlayacak.

Çoğu roman ve öykünün, gerçek hayatın aksine, bir odağı bulunur; olaylar bu odak doğrultusunda, bir neden-sonuç ilişkisi içerisinde akar ve hikaye, odağa hizmet etmeyen detaylardan temizlenmiştir.

Edebiyatımızın modernleşme döneminin en büyük etkileri hiç kuşkusuz Fransız edebiyatından; Osmanlı’nın Fransa ile olan siyasi ilişkileri edebi ilişkileri de beraberinde getirmiş. Victor Hugo, Corneille, Racine, Molière, Chateaubriand, Lamartine, sonrasında Théodore de Banville, Alfred de Musset, François Coppée, Sully Prudhomme ve daha niceleri...

“İstersen her yer, her şey kitap!” Böyle diyor Antikçağ. Artık kullanmaya epey alıştığımız bir nesne olarak kağıdın, hatta usul usul aktığı dijital ortamın dışında kitap, birçok malzemeyle yapılıyordu: taş, keten, hayvan derisi... Hatta ahşap ve bugünkü yordamından farklı biçimde ağaç kabuğuyla bile. Dağda ve çölde ne varsa.

Söyleşi

Zeynep Şen

 

ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.