Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

Kendine sığınanların öyküleri



Toplam oy: 25
Gamze Arslan
Varlık Yayınları
Çerçialan’daki öyküler, yalnızca insanı merkeze almıyor, varlığın ve varoluşun tümüne dokunan bir anlatı söz konusu. Okur, bir anda kendini içinde bulduğu hâl ile şaşıran ve devam edebilmek için deliliğe sığınan karakterlerin hayatlarına tanıklık ediyor.

Bir yazarın ilk kitabını okumak, okur için yeni bir heyecan anlamını taşıyor. Yeni bir dille, dünyayla, yepyeni kahramanlar ve onların hikayeleriyle tanışmak büyük şans. Günümüzde çok sayıda yeni kitap yayımlandığı için her birine yetişmek zor ancak bu yazıda söz edeceğim kitapla tanışabildiğim için kendimi şanslı sayıyorum. Çerçialan, Gamze Arslan’ın ilk kitabı. Arslan, Çerçialan’la 2016 Yaşar Nabi Nayır Öykü Ödülü’nün sahibi oldu.

 

Arslan’ın dilindeki farklılık, daha ilk öyküden dikkat çekmeye başlıyor. Bu kitapta çemberin dışında kaldığı için değil, çemberin dışına itildiği için deliren kadınlar var. Yazar, kadınların iç dünyasını anlatma nedenini şöyle açıklıyor: “Bir tür isyan duygusu şeklinde bir karşılığı var aslında. Kadınların kadınlarla olan ilişkisini merak ediyorum, o bakış, seviş, görüşteki iktidarı… İki kadının arasında erkin, toplumsal ilişkilerin zorlamalarının ve sevme biçimlerinin yarattığı ilişkileri sorgulamak galiba maksadım.”*

 

Ancak Çerçialan’daki öyküler, yalnızca insanı merkeze almıyor, varlığın ve varoluşun tümüne dokunan bir anlatı söz konusu. Okur, bir anda kendini içinde bulduğu hal ile şaşıran ve devam edebilmek için deliliğe sığınan karakterlerin hayatlarına tanıklık ediyor. Leylâ Erbil’in, Mine Söğüt’ün karakterleri karşısında hissedilen türden bir ürkme ve sürüklenişin hâkim olduğu bu öyküler, karakterlerin birbirinden bağımsız gibi görünen ortak yazgılarına işaret ediyor gibi. Gamze Arslan’ın öyküleri okuru sürüklüyor; yazar, okura varacağı yeri telkin etmiyor, herkes kendi penceresinden, kendi tanıklığının inşasına koyuluyor.

 

Çerçialan’ın karakterleri de karakterlerinin hikayeleri de alıştığımız gibi değil. Nasırına kul olan parmaklar, canavara dönüşen anneler, sevgisiyle öldürenler, acısıyla yaşatanlar; sözün özü, Gamze Arslan’ın mahallesi epey kalabalık.

 

Northop Erye, Eleştirinin Anatomisi’nde eserlerin üç önemli unsuru olduğunu söyler: dianoia (anlamla ilgili), mythos (anlatıyla ilgili) ve ethos (karakterizasyonla ilgili). Erye’ye göre dianoia’nın mümkün olan en iyi anlamı temadır. Aslında kavram, metni okuduktan sonra okurun varacağı sonuç anlamını da taşır. Yani yazar tarafından, okur için belirlenmiş bir izlek ve okurun varacağı son anlamına gönderimde bulunur. Peki Çerçialan’da yazar bizi kendi yolundan ve kendi seçtiği sona sürüklemek istiyor mu, sanmıyorum. Yazarın da vardığı bir son anlam var elbet ancak çoksesli ve yeniden üretilmeye açık bir son anlamdan söz edildiğini söylemek gerekir.

 

Öykülerdeki şiddeti karakterler için bir çıkış olarak okumak mümkün. Bunu bir şiddet güzellemesi yorumuyla okumak yanlış olur. Öykülerdeki şiddeti, kapana kıstırılmış, zihinleri-bedenleri ele geçirilmiş kadınların sesinin çığlığa dönüşmesi ve kendileri için bir tür erginleşme töreni yaratmaları olarak yorumlayabiliriz. Karakterlerin geçmişlerinde, şimdilerinde ve geleceklerinde çeşitli kayıplar söz konusu ancak bu erginlenme töreniyle birlikte belki de ilk defa kendi seslerinin yankısını da duyurmuş oluyorlar.

 

Çerçialan’daki öykülerin sonları hep umulmadık şekilde bitiyor. Kederi, umutsuzluğu, kimsesizliği sırtlanan öyküler ironiyle buluşuyor; okur, sanki hayatı okuyormuş hissine kapılıp sürpriz sonlara teslim oluyor. Arslan’ın dilindeki ironi, öykülerdeki kederin telafisini fısıldıyor gibi. Her şey öylesine iç içe ve kendisine özgü ilerliyor ki bu yazıda tek tek öykülerden bahsetmemin imkânı yok. Şimdilik bize düşen Arslan’ın yeni öykülerini ve umulmadık sonlarını merakla beklemek.

 

 


 

 

 


* “Soner Sert, ‘Çok fazla ses birikti zihnimde”, Gazete Duvar

 






Görsel: Seda Mit

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

19. yüzyılın ilk yarısında yaşayan İrlandalı şair Thomas Moore'un "Yazın Son Gülü" başlıklı meşhur bir şiiri vardır; Yahya Kemal'in "Ömrün Şu Biten Neşvesi Tâm Olsun Erenler" şiiriyle de ruh akrabasıdır. Güzelliklerin solduğu, sohbetten lezzetin çekildiği, ahbapsız kalmanın burukluğuyla yazılmıştır ikisi de.

Filler neyi unutmaz bilir misiniz? En çok neyin acısını yaşar? Nasıl bir anne, nasıl bir aile bireyidir? Acı çeker mi? Ölümü anlar, yas tutarlar mı? Soruların hepsini, öznenin yerine “insan”ı koyarak sorabilmek mümkün ve aslında fillerden anlıyorsanız, şaşırtıcı da değil.

Gördüğüm şeylerin beni hipnoz etmesinden korkmuyorum; gördüğüm her ne ise karşımda, ötemde, yakınımda veya uzağımda “başka bir var olma” şeklini koruması, devinerek dönüşmesi, dönüşümünü benimle tamamlaması böyle bir etkileşime daima açık zaten.

Turgut Uyar’ın Veys adlı oyunu yayımlandı. Türkçenin en büyük şairlerinden birinin çekmecesinden çıkan bu eser, her açıdan ilgi çekici. Öncelikle onu yazan Turgut Uyar; diğer taraftan Veys, geçmişten günümüze gerek dili gerekse anlattıklarıyla hiç eskimeyecek bir eser gibi duruyor.

Narsisizm kavramının, özellikle psikanaliz kuramında oldukça işlevsel ama aynı zamanda tartışmalı bir yanı var. Tartışmalı kısmı narsisistik olanın, narsisistik olmayandan ayrılmasındaki güçlük; başka bir deyişle belirsizlik.

Söyleşi

Kerem Yücel ile söyleşi:


“İyi bir fotoğraf her zaman kendini anlatabilir.”


Ece Karaağaç

 

ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.