Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

Kendine varan adamın anlatısı



Toplam oy: 27
Lydia Millet // Çev. Evrim Öncül
Kolektif Kitap
Mevcut sisteme entegre olmuş yaşamlarıyla çoğu insan, aynı bu romanın baş kahramanı T. gibi sahip olmak, fethetmek ve bunun keyfini çıkarmak üzerine inşa ettiği hayatlar sürdürüyor.

Doğuyoruz, ailemizin bizim için hayal ettiklerini öğrenerek ve kabullenerek büyüyoruz. Sonrasında, onların hayalleri bizim hayallerimize dönüşüyor, ulaşmamız gereken hedefler ediniyoruz. Okulda başarı, ilişkilerde başarı, kariyerde başarı, aşkta başarı; başardığımızı düşündüğümüz her şey için listeye bir tik atıyoruz. Hedeflerimiz, isteklerimiz ve sahip olmak istediklerimizle ilgili bitmeyen listelerimizle hayat bir karnaval gibi görünüyor. Peki, sahiden öyle mi? Tik attıklarımızın bize neler kazandırdığını düşünürken sevinen kim? Aileniz? Patronunuz? Ölüler Nasıl Düşler aracılığıyla Lydia Millet şunu soruyor: Siz bu karnavalın neresindesiniz?

T.’nin hayatını şöyle özetleyebiliriz: Her gün işe gidiyor, başarılı olmak için gerekli hamleleri yapıyor, hep daha fazlasını istiyor, varması gerektiği yerden emin, genellikle sonucu çıkarlarına yönelik olanlar dışında hiçbir şeyi sorgulamıyor ve daha çok para kazanmak için kaybettiklerini ya da hiç ulaşamadıklarını umursamıyor. T.’nin hayatının özeti, kapitalist sistemin değer yargılarına göre yetiştirilen, başarıya odaklanan, doğadan kopan ve güce bağımlı hale getirilen bizlerin hayatının da özeti gibi okunabilir aslında. Lydia Millet, belki de bu yüzden karakterinin ismini vurgulamaktan geri duruyor çünkü ne yazık ki T.’nin yerine herhangi birinin ismi yazılabilir. Mevcut sisteme entegre olmuş yaşamlarıyla çoğu insan, aynı bu romanın baş kahramanı T. gibi sahip olmak, fethetmek ve bunun keyfini çıkarmak üzerine inşa ettiği hayatlar sürdürüyor.

 

T., her kariyerist ve güç peşinde koşan birey gibi, yola ve ilerlemeye inanıyor. Doğduğun yerden uzaklara gitmek, doğduğun kişi olarak kalmamak, sürekli ilerlemek ve birilerini arkada bırakmak güce doğru yapılan yolculuğunun olmazsa olmazları. Onun için durmak, felaket anlamına geliyor. Durmak, güce giden yolun tıkanması, başkaları güce adım adım yaklaşıyorken onun yerinde sayması anlamına geliyor. "Yolların olmadığı bir dünya neye benzerdi acaba? Düşününce bile ürkütücüydü. Yolların olmadığı bir dünya! O zaman hiçbir yere gidemezdi ki. Olduğu yerden ayrılamaz, bütün ömrünü doğduğu yerde geçirirdi."
   

Kahramanımızın hayatında dört eşik var; paraya, güce olan inancını derinden sarsan ve hem kendi doğasına hem de evrene doğru yolculuğa çıktığı dört durak: Arabasıyla çarparak öldürdüğü kır kurdu, Beth’in ölümü, Casey’le yollarının kesişmesi ve hayvanat bahçelerini ziyaretleri. T.’nin hayatındaki bu eşikler, onun kendi içine dönmesini ve doğayla kopan bağını yeniden örmesini tetikliyor. Beklemediği zamanlarda yitirmekle tanışan T., bu kayıplarla birlikte yıllardır yola devam ettiği kimliğini de yitiriyor. Kendini bulma yolculuğuna başlayan T., yüzünü doğaya dönüyor: "On dokuzuncu yüzyılda İngiltere’nin vahşi doğasına olan da buydu: şehirlere, çiftliklere, kirliliğe kurban gitmeden önce horlanıp göz ardı edilen doğa, ondan geriye hemen hiçbir şey kalmadığında, şiirlere resimlere konu olmuş, maneviyata çıkan en kestirme yol haline gelmişti."

Ölüler Nasıl Düşler, insanın hayatındaki anlam arayışının, öğrenilmiş anlamlara tutunmasının ve kendisine öğretilen bu anlamları yitirmesinin sınırlarında geziniyor. Yavaş ve derinden ilerleyen monologlar, okuru, uzun süren ve iz bırakan sorgulamalara vardırabilir. Kimim? Ne istiyorum? Olmak istediğim yerde miyim yoksa bana olmamı söyledikleri yerde mi?

Kitabın akışı, T.’nin evrimi olarak da yorumlanabilir. Aslında son zamanlarda sıkça duyduğumuz doğaya dönüş hikayelerini bile anımsayabilirsiniz. Kahramanımız T.’nin, aslında mevcut sistemde yaşayan herkesin, hayatındaki akış benzer: Doğuyoruz, yürüyoruz, okumayı öğreniyoruz, üniversiteyi bitiriyoruz, işe başlıyoruz, orta sınıf imkanlarına kavuşuyoruz, daha fazlasını istiyoruz, stres nedeniyle hasta oluyoruz, istifa etme cesareti gösteriyoruz ve doğaya dönüp büyük şehirleri terk ediyoruz. Ölüler Nasıl Düşler, T.’nin kapitalizmin çarkına dahil oluşuna tanıklık ettiğimiz ve sonrasında, kendisini kır kurduyla özdeşleştirdiği bambaşka bir kimlik kurma çabasına şaştığımız, okurun da bu yolculuğa kendi kimliği ve hayatla ilişkisi üzerine düşüncelere dalarak eşlik ettiği zengin bir anlatı. Ancak bu anlatıda süslü cümleler, büyüt öğütler yok: kitabı bitirdiğimiz de anlıyoruz ki olan, olduğu şekliyle anlatıldığında da hayli öğretici ve sarsıcı.

 

 

 


 

 

 

Görsel: Alpay Aksayar

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Bilgi, günümüzde her ne kadar dijital platformun malzemesi gibi görünse de, insanın yeryüzünde binlerce yıllık serüveninin kanıtı olan kağıdı ele alarak bilgiye ulaşmak bambaşka bir güzellik hiç kuşkusuz. Kitapların insan zihninde açtığı yolu ve kurduğu bağlantıları sözle betimlemek neredeyse olanaksız.

Nantucket’lı Arthur Gordon Pym’in Hikâyesi, kısa öyküleriyle tanınan, gotik ve fantastik edebiyat geleneğinin önde gelen yazarlarından Edgar Allan Poe’nun 1837 ile 1839 yılları arasında tamamladığı yegane romanı.

Doris Lessing, 1979-1983 yılları arasında yayımlanan ve beş kitaplık bir bilimkurgu serisi olan “Argos’taki Kanopus Arşivleri”nin ilk romanı Şikeste’de, sonsuz uzayın boşluğunda sürüklenen bir gezegenin tarihini ve o gezegenin üzerinde hüküm süren canlıların çıkış ve çöküş öyküsünü anlatıyor.

Suat Derviş, seçkin sınıfın ev içi hayatlarından toplumun yoksul tabakalarına kadar farklı grupları eserlerine yerleştirmiş bir yazar. Korku, gotik, aşk, toplumcu gerçekçi roman, hikaye gibi farklı temalarda ve türlerde eserler vermesinin yanı sıra uzun yıllar gazetecilik de yapmış, Nâzım Hikmet'in teşvikleriyle yazı dünyasına adım atmış bir yazarımız.

Bundan birkaç yıl önce özel bir üniversitede “Benliğim Ne Kadar Benden?” başlıklı bir nöropsikofelsefe sempozyumu olmuştu. (Burada öncelikle başlığın cazibesine kapıldığımı itiraf etmekte bir sakınca görmüyorum.) Psikanalist Bella Habip, “Psikanaliz Kuramları İçinde Benlik Kavramının Serüveni” başlıklı bir konferans vermişti.

Söyleşi

Serhat Tolga Yıkıcı ve Ayşegül Kirpiksiz ile söyleşi:


 “Wattpad genç okuru daha iyi anlamamıza imkan veriyor.”


Ece KARAAĞAÇ

 

ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.