Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

Kendini her gün yeniden "sevdirmek"



Toplam oy: 30
Laurent Quintreau // Çev. Aslı Anar
Dedalus
Yaptığınız iş hakkındaki düşüncelerinizi tekrar gözden geçirmenizi sağlayacak, kendince küçük bir isyana teşvik eden bir eser Cennet Cehennem Araf.

Yaşamak için mi çalışıyoruz, çalışmak için mi yaşıyoruz? Daha aklımızla benliğimizi tam manasıyla tanımlayamazken, tercih ettiğimiz okullardan mezun olup bir iş yerinde 9-6 mesaisi için insan kaynaklarına "sevdirmeye" çalışırken buluyoruz kendimizi. Ay başında yatan maaş, ev kirası, faturalar derken bir bakmışız zaman geçiyor. Şirket politikaları, ayak oyunları, gündelik hayatta yan yana gelmeyeceğimiz insanlarla ahbaplık etme mecburiyetleri… Sonuçta bizim hâlâ hayatta olduğumuz çağda artık gündelik hayatı idame ettirmek bir şans ve direnme biçimi olarak kayda geçiyor. Resmi rakamlara göre ülkedeki işsizlik oranı %10,2. (15 yaş üzeri Mayıs 2017 TUİK açıklaması.) Artık üniversitelerden mezun olan gençlerin bile okudukları bölümlerde iş bulmaları çok zor. Burada kocaman bir kararsızlık ve umutsuzluk var ama onu bir köşeye bırakalım.

 

Publicis Ajansı’nın yaratıcısı, Perpediculaire adlı edebiyat dergisinin kurucularından biri ve aynı zamanda reklamcılık gurubunda Betor-Pub CFDT’nin sendika koordinatörü olan Fransız yazar Laurent Quintreau iş dünyasındaki deneyimlerinden esinlenerek kitaplar yazıyor. Quintreau’nun 2006 yılında yazdığı bir şirketin iç yüzünü anlatan ve orijinal adı Marge Brute olan kitabı ilk kez Dedalus tarafından Cennet Cehennem Araf adıyla yayınlandı.


Dante’nin İlahi Komedya'sı misali "cehennem", "araf" ve "cennet" başlıklı üç bölümden oluşan bu eser, uluslararası bir şirketin on bir kişilik yönetici toplantısının ortasına bırakıyor okuyucusunu. Saat 11.00 ile 13.00 arasında yapılan bir toplantıda on bir kişinin aklının içerisine tek tek misafir ediyor bizi Quintreau. Bunu yaparken bilinç akışı tekniğini kullanıyor, anlatımına noktayla değil virgülle devam ediyor. Yine İlahi Komedya’da olduğu gibi birinci tekil kişi anlatımlarla, her defasında o masanın etrafında oturan on bir kişiden biri olmanızı sağlıyor. Herhangi bir toplantı masasında otururken sizin de aklınızdan geçenleri kitabın içerisinde bulmanız oldukça mümkün. İnsan ister istemez kendini teşhir edilmiş gibi hissediyor. 

 

 

 

Kapitalizm çarkının bir şekilde dahil olmuş ve orada kendince bir yer edindiğini düşünen herkesin artık bu devirde oturdukları koltukların her daim nasıl bir sallantıda olduğunu ve hayatlarından nasıl endişe ettiklerini anlatıyor kitap. Aklımızın içerisinde sürekli bizi yoran o bitmeyen hayat gailesinin ve endişenin yanı sıra yaşamın içerisinde kadın ya da erkek ama bir şekilde kendince bir insan olarak devam etmenin, görünürlüğünün ve görünmezliğin derdini de sorguluyor. Kişilerin özel hayatlarından tutun da masanın etrafında otururken birbirleri hakkında düşündüklerinin en ince ayrıntısına kadar okuyucusuna sunuyor.

 

Büyük bir şirketin içerisinde çalışmak, kendini her gün yeniden "sevdirmek" manasına gelebilir. Her gün elimizde olan sosyal medyayı kullanma biçiminizden tutun da giydiğiniz kıyafetin markasına kadar her şeyiniz göz önünde tutulur hakkınızda konuşulurken. Üstelik bu en yakın çalışma arkadaşlarınız tarafından yapılır genelde ve siz de kendinizi aynısını yaparken bulursunuz zamanla. İşte Quintreau da romanında paranın ve kariyerin mutluluk demek olmadığını fısıldamaya çalışıyor. Ailemizden daha çok zaman geçirdiğimiz insanların aslında hakkımızda pek de iyi şeyler düşünmediğini, düşünmemize yol açıyor.

 

Okurken kahkahalar atacağınız, insanlar ve yaptığınız iş hakkındaki düşüncelerinizi tekrar gözden geçirmenizi sağlayacak, kendince küçük bir isyana teşvik eden bir eser Cennet Cehennem Araf.

 


Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Hasta ve geri döndürülemez biçimde sakatlanmış çocuklarla dolu bir hastanenin koridorlarında dolaşırken, Scott Stambach’in beni oraya nasıl sürüklediğini merak etmekten kendimi alamadım. Belki özel ihtiyaçları olan çocuklara öğretmenlik yapması, belki de Çernobil gibi bizi de çok yakından etkileyen bir konu seçmesi bu etkiyi yaratıyordu.

Üç Yaşam’ın orijinali yayımlandıktan kısa bir süre sonra, 1910’da, Chicago Record-Herald gazetesinde kitap hakkında şöyle bir yazı yer almış; "Stein, hayata dair parçaları değil, hayatı olduğu gibi ortaya koyuyor.’’ Kimilerine göre modern edebiyatın en önemli eserlerinden biri olan Üç Yaşam, başta Hemingway olmak üzere birçok yazarı etkilemiş, ilham kaynağı olmuş.

“Ardıç ağacı kutsal kabul edilmiş bir bitkidir, uzun ömürlüdür. Tohumu nice hastalığın tedavisinde ve yemeklere koku ve tat vermek amacıyla da kullanılır…” gibi bir sözlük tanımıyla açılıyor Selçuk Altun’un Ardıç Ağacının Altında başlıklı yeni romanı. Kapağında ise, arka planında bir ardıç ağacı bulunan,  Da Vinci imzalı bir portre olan Ginevra de’ Benci yer alıyor.

Kirliydi Kar’ın bıraktığı tat, “Çeviriyi 69 yıl beklediğimize değdi!” dedirtecek cinsten. Hemen söyleyelim, Georges Simenon’un ünlü karakteri Maigret’nin yer aldığı bir romanı değil elimizdeki; fakat bu durum onun kuşkuya, suça, adalete, yargıya ve yazgıya değinmediğini ya da daha az değindiğini kesinlikle düşündürmesin. Aksine tam da bu konuları işliyor Kirliydi Kar.

İçinde yaşadığınız dünyayı ve onun güncel gerçekliğini bir yandan deneyimlerken, aynı gerçekliği eşzamanlı olarak çağdaşınız bir yazarın gözünden okumak, okur ile eser arasında normalde olmayan bir ilişki kuruyor.

Söyleşi

İrem Çağıl ile söyleşi:


“Bize sunulan şey ‘iyi’ olmayınca ‘iyi olanı’ bizim arayıp bulmamız gerekiyor.”


Ece KARAAĞAÇ


ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.