Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

Korkut Ata’nın söylediğidir



Toplam oy: 30
Kolektif
İz Yayıncılık
Dede Korkut’un yeniden yazım denemeleri, kültürün aktarımı ve dönüşümü bakımından olduğu kadar, günümüz öyküsünün ivme ve eğilimlerini göstermesi nedeniyle de dikkat çekici.

Dede Korkut Oğuznameleri uzun süredir halkbilimcilerin gündeminde. Türk kültürü ve folkloruna dair çıkarımlar yapmak için önemli veriler sunan Oğuznameler’in 15. yüzyılda yazıya geçirildiği düşünülüyor. Hikayelerin tarihi ise daha da eskiye dayanıyor. Yazmalardaki bilgilerin ışığında tarihsel sağlama yapıldığında 7. yüzyıla kadar geri götürülebiliyor bu hikayeler. Bizim için ilginç olansa, bu hikayelerin canlılıklarını halen koruması. Deli Dumrul, Boğaç Han, Basat, Uruz Bey ve diğerleri yazmaların sararmış yapraklarından bize bakıp, “Her dem yeniden doğarız, bizden kim usanası,” diyor gibiler.


Kültürün aktarımı, devamlılığı ve dönüşümünü anlamak için bu tarz klasik metinler büyük önem taşıyor. O kültürün zihin kodlarını, hayat tarzını, değerlerini ve zevkini ifade etmesi bakımından inşa edici ve taşıyıcı rol oynayan klasik metinler, çağları aşarak o kültürü doğuran milletin ruhunu temsil ediyor. Bu bakımdan, bu metinlerin yeniden üretimi, dönüştürülmesi ve yeni adaptasyonları, biçim değişse de sabit kalan özü görmemizi sağlıyor. Dede Korkut açısından bu tarz bir yeniden yazma tecrübesi, Korkut Ata Ne Söyledi başlığıyla kitaplaştırıldı. Editörlüğünü Aykut Ertuğrul ve Güray Süngü’nün yaptığı çalışmada, günümüz öykücülerinden 12 isim, Dresden nüshasındaki 12 destansı Oğuz hikayesini yorumlayarak yeniden yazdılar. Çalışmada yer alan isimler şöyle: Güven Adıgüzel, Arda Arel, Naime Erkovan, Akif Hasan Kaya, İsmail Özen, Mukadder Gemici, Güray Süngü, Aykut Ertuğrul, Osman Cihangir, Emre Ergin, Güzide Ertürk ve Mustafa Çiftçi.


Bu yeniden yazım denemeleri, kültürün aktarımı ve dönüşümü bakımından olduğu kadar, günümüz öyküsünün ivme ve eğilimlerini göstermesi nedeniyle de dikkat çekici. Geleneksel edebiyatta aynı mesnevi ve masallar tekrar be tekrar anlatılarak mükemmelleştirilir. Her yazar kendinden bir şey katar. Örneğin elimizdeki öykülerin bazılarında da otantik hikayeye tamamen sadık kalınarak söyleyişte, dil ve üslupta ince işçilik gösteren yazarlarla karşılaşıyoruz. Orhan Şaik Gökyay’ın Dede Korkut’undaki özgün haliyle kıyaslandığında bu işçiliğin, dil lezzetinin günümüz öykücüleri tarafından nasıl başka bir zirveye yükseltildiğine şahit oluyoruz. Yazarların bazılarıysa, otantik hikayenin ruhunu ya da olay akışını alarak onu bambaşka bir veçheye büründürmüş. Örneğin, Arda Arel, “Salur Kazan’ın Evinin Yağmalanması” hikayesini yeniden söylerken fantastik ve bilimkurgu öğelerini kullanarak büyülü gerçekçi bir atmosfer yaratmış. Birbirine öylesine yakın ama bir yandan da çok farklı üç kavram kullandığımızın farkındayız. Fakat Arel, tahkiyenin gücüyle bu öğeleri harmanlayarak tuhaf olduğu kadar inandırıcı bir hikaye evreni yaratmış. Akif Hasan Kaya’nın yeniden yazım denemesi ise başlı başına bir halk hikayesi olarak dikkate değer. Güray Süngü de, Yegenek’in hikayesini günümüzde geçen bir şehit hikayesiyle birleştirerek zamanlar üstülüğü ve devamlılığı vurgulamayı başarmış. Güven Adıgüzel’in dilinden Boğaç Han’ın öyküsü ise uzun bir şiire dönüşmüş.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Karlar Eridiğinde, Willo adlı bir çocuğun “kendi sesini bulmasının” öyküsü. 14 yaş ve üzerine hitap eden roman, bir yaş dönümü öyküsü gibi okunabiliyor fakat aslında “çocuk” olmanın mümkün olmadığı bir dünya resmediyor. Açlıktan ölen bebeklerin, derisi yüzülmüş cesetlerin ve işkenceye uğrama ya da donarak ölme ihtimalinin köşebaşında beklediği bir yer burası.

Fantastik edebiyatın tarihe ismini gerçeküstü alfabelerle yazmış olanları, yeni gelenlere iki şey yaptı: İyilik ve kötülük. Onların açtığı yolda ilham ya da güç alarak çıkan yeni ve başarılı isimler ve onlara önyargıyla bakacak okuyucular. Bu noktada ister inanın ister inanmayın tutkulu bir fantazya okuyucusunu etkilemek pek kolay değildir.

1970 Luanda doğumlu Gonçalo Manuel Tavares, Portekiz’in edebiyat dünyasına armağan ettiği parlak bir yazar olarak gösteriliyor. Edebiyat kariyerine 2001’de başlayan Tavares’in roman, şiir, tiyatro oyunu ve çeşitli anlatılardan oluşan kitapları 36 dile çevrilmiş, 51 ülkede yayımlanmış ve farklı ülkelerde pek çok saygın edebiyat ödülüne değer bulunmuştu.

Bir manifesto nedir? Varolan, düzene uygun giden bir durumun ilanı mı, yoksa varolana karşı bir isyan, bu varolandan bir dışarıya çıkış mı? Kuşkusuz bir durum tespiti ve buna karşı bir değişimi davet eden bir tarafı var manifestonun.

Yeni bir yazarla tanışmak, oldum olası heyecanlandırmıştır beni. Yeni yazardan kastım, ilk eserini yayımlamış bir yazar değil tabii. Hatırı sayılır, önemli yapıtlara imza atmış olmasına rağmen, benim ilk defa bir eserini okuma fırsatı yakaladığım yazarlardan bahsediyorum. Çünkü okuduğunuz o ilk kitap hoşunuza gitmemişse, yazarın diğer kitaplarına önyargıyla yaklaşabiliyorsunuz kimi zaman.

Söyleşi

Ömer Durmaz ile söyleşi:


“Tasarım ve yaratıcılık artık herkesin ihtiyacı”


Ece KARAAĞAÇ

 

ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.