Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

Kurulmuş öykü bahçesi



Toplam oy: 14
Kolektif
Dedalus
Parçalar, Ferit Edgü'nün Çığlık isimli kitabının sonundaki tamamlanmamış metinleri yeniden yazma, tamamlama teşebbüsü.

Türk öykücülüğünde 50 Kuşağı'nın tarihsel ve düşünsel önemi üzerinde ne kadar durulsa az. Nitekim onlar Türkiye'de modernist öyküyü icat ettiler. Yeni bir dil, yeni bir söyleyiş tarzı, yeni bir bakış ve yeni temalar kullanarak klasik tahkiye geleneğinden bambaşka bir türü ortaya koydular. Öyle yapmaları da icap ediyordu çünkü bildiğiniz gibi, müzik değişince dans da değişir. İkinci Yeni şiirini kurarken anlatmak istediğini, estetiğini, duyuşunu ne vezne sokabilirdi ne de heceye. Benzer şekilde, öykücüler de klasik gelenekte karşılığı olmayan bir türü, Batılı bir form olan öyküyü bu topraklarda icra ettiler, bunun için de öncelikle onu kurmaları gerekiyordu. Türk öyküsünün serencamına bakıldığında 50 Kuşağı'nın etkilerini takip etmek mümkün. Bu konu üzerine epey de literatür oluşmuş durumda. Ancak, çok kısaca ifade etmek gerekirse, 50 Kuşağı'nın estetiğini belirleyen en önemli etmenlerden biri olarak, onların öyküyü anlatılan bir şey olarak değil de yapılan, kurulan bir şey olarak görmeleri olduğunun altı çizilmeli.

 

Bu kuşağın önemli temsilcilerinden biri olan Ferit Edgü'de de aynı hassasiyete rast geliriz. Biçim ve içeriğin ilişkisinde Edgü, değişen insanı ve o insanın bakışının ancak farklı bir biçimde kurulabileceğini göstermek ister gibi dilde, anlatımda ve ifadede yeniliklere gider. Hikaye anlatan değil de hikaye yazan biri gibi kurar metinlerini. Anlam ve anlatım dünyası gündelikten yazının atmosferine taşınır. Edgü özelinde söylesek de 50 Kuşağı'yla başlayan bu eğilim halen modernist edebiyatın paradigmasının temel taşlarından biri olmayı sürdürüyor.

 

Edgü'den uzun uzadıya bahsetmemizin bir sebebi var elbet. Baran Güzel'in editörlüğünde çıkan Parçalar, Ferit Edgü'nün Çığlık isimli kitabının sonundaki tamamlanmamış metinleri yeniden yazma, tamamlama teşebbüsü. Bu derlemede Pelin Buzluk, Melida Tüzünoğlu, Mevsim Yenice, Hakan Bıçakcı, Bahadır Cüneyt Yalçın, Kerem Işık, Okan Çil, Sedat Demir ve Emirhan Burak Aydın gibi genç kuşak yazarlar, Edgü'nün "Dileyen okur-yazar, bu parçalardan yola çıkarak bir öykü, bir roman ya da bir oyun yazabilir. Böylesi bir durumda, ‘herhangi bir hak iddia etmeyeceğimi’ şimdiden belirtirim," deyişinin kışkırtıcılığına kapılarak kaleme sarılmışlar.

 

Bu derleme, "ustalara saygı kuşağı" kapsamında değerli olduğu kadar, 50 Kuşağı'nın poetikasından kopuşlar ve yine onunla irtibatları göstermesi bakımından da kıymetli. Aynı şekilde, paralel bir okumaya da izin vererek öyküdeki yeni eğilimleri de görünür kılıyor. Örneğin Bahadır Cüneyt Yalçın ve Okan Çil üzerinden şimdilerde yeni yeni türeyen çok bilmiş anlatıcıyı gözlemliyoruz. Çok bilmiş anlatıcı, entelektüel düzeyi yüksek, sürekli göndermeler yapan, toplumdan kopuk ama onu alaya almaktan geri duramayan bir tip: Absürde yaslanan ve ancak metnin içinde var olan yeni bir mizah türetiyor. Hakan Bıçakcı, Mevsim Yenice ve Sedat Demir üzerinden ise, anlatıyormuş gibi yapan anlatıcıya bir bakış atabiliyoruz. 50 Kuşağı bize metnin kurulan, yapılan bir şey olduğunu öğretmişti. Fakat artık 2000'lere gelindiğinde postmodern anlatı tekniklerinin sonuna kadar kullanılmasıyla tavsayan bu yapıntılardan, yeniden hikayeye dönüşün yolları aranmaya başlandı.Bıçakcı, Yenice ve Demir'in öyküleri, bu metinlerin yapıntı olduğunun farkında, ama onları olabildiğince sahici kılmak adına uğraş veriyor: Bize bir hikaye anlatıyorlar. Kerem Işık, Pelin Buzluk ve Melida Tüzünoğlu'nun öyküleri, Edgü'nün ruhunu devam ettiren denemeler olarak okunabilir. Emirhan Burak Aydın'ın öyküsü ise Edgü etkisinde ama kendi sesini de duyuran bir senteze yaslanmış.

 

Tüm bu yönleriyle bu derleme, Ferit Edgü'ye bir saygı duruşu olmasının yanı sıra, Türk öyküsündeki yeni yönelimleri, farklı sesleri ve anlatma biçimlerini gösteren bir eser olması bakımından da dikkate değer. Belki de bundan yirmi sene sonra 2010 kuşağından bahsederken Parçalar'a atıf yapacağız, kim bilir.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Herkesin en ufak ayrıntısına kadar bildiği bir kabusu anlatmanın birden çok yolu var. Holocaust üzerine yazılmış yüzlerce kitap, çekilmiş onlarca film ve belgesel de bunun kanıtı. 2.

Nahit Sırrı Örik’in ölümünün üzerinden 57 yıl geçmiş olmasına rağmen, kitaplarıyla son çeyrek yüzyılda tanışabildik. Çoğu kişi, hayattayken yayımlanan ilk romanı Kıskanmak’la tanıdı kendisini ve maalesef bunun ötesine de pek gidemedi. Çoğu yazarımız gibi değeri sonradan anlaşılabildi.

İlk okuduğum ve aklıma kazınan kitap Behrengi’nin Küçük Kara Balık’ı idi. Sonraları büyüdüğüm şehirden tamamıyla yabancı bir şehre geldiğimde o kitabı ilk okuduğum güne geri döndüğümü sanmıştım. Küçük turuncu bir balık... Sonraları hayatıma Ursula Le Guin girdi.

Polisiye anlatılar, malumunuz, sadece bir cinayet vakası değildir, gazete haberlerinden ve adli raporlardan fazlasına ihtiyaç duyar; bir hikaye değeri taşımalıdır. Gerçekçi olmalı, o vehmi okura hissettirebilmeli ve sonuçları itibarıyla bize inandırıcı gelmelidir.

Hayat, hepimize hayal kurmak için fırsat tanıdığı gibi, onları gerçekleştirebilmemiz için de bizi teşvik eder aslında. Gündelik koşuşturmamıza kapılmışken, tüm bu tekdüzeliğimizin ortasında bir kişisel devrim yapabilmemiz için bazı ipuçlarını yakalamak mümkündür.

Söyleşi

Ahmet Faruk Kayral ile söyleşi:


"Her şeye rağmen, yine de bu konuyla ilgilenen binlerce kültürlü insan var."


Ece KARAAĞAÇ

 

 

 

 

ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.