Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

Kurulmuş öykü bahçesi



Toplam oy: 203
Kolektif
Dedalus
Parçalar, Ferit Edgü'nün Çığlık isimli kitabının sonundaki tamamlanmamış metinleri yeniden yazma, tamamlama teşebbüsü.

Türk öykücülüğünde 50 Kuşağı'nın tarihsel ve düşünsel önemi üzerinde ne kadar durulsa az. Nitekim onlar Türkiye'de modernist öyküyü icat ettiler. Yeni bir dil, yeni bir söyleyiş tarzı, yeni bir bakış ve yeni temalar kullanarak klasik tahkiye geleneğinden bambaşka bir türü ortaya koydular. Öyle yapmaları da icap ediyordu çünkü bildiğiniz gibi, müzik değişince dans da değişir. İkinci Yeni şiirini kurarken anlatmak istediğini, estetiğini, duyuşunu ne vezne sokabilirdi ne de heceye. Benzer şekilde, öykücüler de klasik gelenekte karşılığı olmayan bir türü, Batılı bir form olan öyküyü bu topraklarda icra ettiler, bunun için de öncelikle onu kurmaları gerekiyordu. Türk öyküsünün serencamına bakıldığında 50 Kuşağı'nın etkilerini takip etmek mümkün. Bu konu üzerine epey de literatür oluşmuş durumda. Ancak, çok kısaca ifade etmek gerekirse, 50 Kuşağı'nın estetiğini belirleyen en önemli etmenlerden biri olarak, onların öyküyü anlatılan bir şey olarak değil de yapılan, kurulan bir şey olarak görmeleri olduğunun altı çizilmeli.

 

Bu kuşağın önemli temsilcilerinden biri olan Ferit Edgü'de de aynı hassasiyete rast geliriz. Biçim ve içeriğin ilişkisinde Edgü, değişen insanı ve o insanın bakışının ancak farklı bir biçimde kurulabileceğini göstermek ister gibi dilde, anlatımda ve ifadede yeniliklere gider. Hikaye anlatan değil de hikaye yazan biri gibi kurar metinlerini. Anlam ve anlatım dünyası gündelikten yazının atmosferine taşınır. Edgü özelinde söylesek de 50 Kuşağı'yla başlayan bu eğilim halen modernist edebiyatın paradigmasının temel taşlarından biri olmayı sürdürüyor.

 

Edgü'den uzun uzadıya bahsetmemizin bir sebebi var elbet. Baran Güzel'in editörlüğünde çıkan Parçalar, Ferit Edgü'nün Çığlık isimli kitabının sonundaki tamamlanmamış metinleri yeniden yazma, tamamlama teşebbüsü. Bu derlemede Pelin Buzluk, Melida Tüzünoğlu, Mevsim Yenice, Hakan Bıçakcı, Bahadır Cüneyt Yalçın, Kerem Işık, Okan Çil, Sedat Demir ve Emirhan Burak Aydın gibi genç kuşak yazarlar, Edgü'nün "Dileyen okur-yazar, bu parçalardan yola çıkarak bir öykü, bir roman ya da bir oyun yazabilir. Böylesi bir durumda, ‘herhangi bir hak iddia etmeyeceğimi’ şimdiden belirtirim," deyişinin kışkırtıcılığına kapılarak kaleme sarılmışlar.

 

Bu derleme, "ustalara saygı kuşağı" kapsamında değerli olduğu kadar, 50 Kuşağı'nın poetikasından kopuşlar ve yine onunla irtibatları göstermesi bakımından da kıymetli. Aynı şekilde, paralel bir okumaya da izin vererek öyküdeki yeni eğilimleri de görünür kılıyor. Örneğin Bahadır Cüneyt Yalçın ve Okan Çil üzerinden şimdilerde yeni yeni türeyen çok bilmiş anlatıcıyı gözlemliyoruz. Çok bilmiş anlatıcı, entelektüel düzeyi yüksek, sürekli göndermeler yapan, toplumdan kopuk ama onu alaya almaktan geri duramayan bir tip: Absürde yaslanan ve ancak metnin içinde var olan yeni bir mizah türetiyor. Hakan Bıçakcı, Mevsim Yenice ve Sedat Demir üzerinden ise, anlatıyormuş gibi yapan anlatıcıya bir bakış atabiliyoruz. 50 Kuşağı bize metnin kurulan, yapılan bir şey olduğunu öğretmişti. Fakat artık 2000'lere gelindiğinde postmodern anlatı tekniklerinin sonuna kadar kullanılmasıyla tavsayan bu yapıntılardan, yeniden hikayeye dönüşün yolları aranmaya başlandı.Bıçakcı, Yenice ve Demir'in öyküleri, bu metinlerin yapıntı olduğunun farkında, ama onları olabildiğince sahici kılmak adına uğraş veriyor: Bize bir hikaye anlatıyorlar. Kerem Işık, Pelin Buzluk ve Melida Tüzünoğlu'nun öyküleri, Edgü'nün ruhunu devam ettiren denemeler olarak okunabilir. Emirhan Burak Aydın'ın öyküsü ise Edgü etkisinde ama kendi sesini de duyuran bir senteze yaslanmış.

 

Tüm bu yönleriyle bu derleme, Ferit Edgü'ye bir saygı duruşu olmasının yanı sıra, Türk öyküsündeki yeni yönelimleri, farklı sesleri ve anlatma biçimlerini gösteren bir eser olması bakımından da dikkate değer. Belki de bundan yirmi sene sonra 2010 kuşağından bahsederken Parçalar'a atıf yapacağız, kim bilir.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Geçmiş, gelecek ve şimdinin dürülüp tortop olduğu, başlangıçların sonlara, nihayetlerin bidayetlere dönüştüğü, zamanın parçalanmasının bir bakış kusuru olduğu, yalnız ebedi bir şimdi halinin hüküm sürdüğü bir öykü evreni, Aykut Ertuğrul’un eserlerinde karakteristik bir unsur olarak ön plana çıkıyor.

Rebecca Solnit, Kaybolma Kılavuzu’nda, Borges’in az bilinen bir öyküsünden bahseder. Öykünün başkahramanı olan şair, imparatorun muazzam büyüklükteki, dolambaçlı sarayını mükemmel biçimde tarif eden bir şiir yazar.

Mutluluğa Dair Bir Düşünce, belki de isminden ötürü, başta bir “kişisel gelişim” önerisi gibi gelse de; bilakis, daha iyi bir dünya için somut adımlar atmış iki mühim aktivistin imzasını taşıyarak, güçlü argümanıyla okur için tünelin ucunda -belki cılız, belki değil- bir ışık yakma ihtimali taşıyor. Bahsettiğim iki isim Luis Sepúlveda ve Carlo Petrini.

Bir metin/heykel/resim/sinema filmi/tiyatro oyunu üzerine düşünmek, bu düşünmeyi bir metne dönüştürmek nasıl bir süreci göz önüne almak demek? Bu süreci yazıya dökerken, dökme hali için kelimeler her zaman yeterli olur mu? Bunu bir başka şekilde anlatmak mümkün mü? Cem İleri'nin E Evi'ni okurken bu sorular kafamın bir köşesinde hep dönüp durdu.

Havalar ısındı, çiçekler böcekler derken evlilik mevsimi geldi çattı. Binbir türlü hayallerle birçok çift, dünya evine girecekler. Zaman zaman düşünüyorum; bu kadar fazla kişi evlenirken, bir yandan da o kadar fazla evlilik yürümüyor. İşte tam da nedenlerini anlamaya çalışırken, yakın bir zaman önce, hayatıma bir çift giriverdi ve evliliğin nasıl yürüdüğü üzerine kafa patlatmamı sağladılar.

Söyleşi

 

Emily Gould ile söyleşi // Zeynep Şen


ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.