Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

Müzik // Işıldayan tozlar albümü



Toplam oy: 31
Murat Beşer
İletişim Yayıncılık
Kitaptaki portreler sıra dışı, ilginç, takıntılı, bir bakıma hastalıklı ama kesinlikle âşıklar. Müziğe âşıklar.

Türkiye’nin geçmişinde “sisli” olmayan bir dönem var mı acaba? Hele söz konusu Batı mamulü bir müzikse... Neyin, ne zaman, ne olduğu; kimin, neyi, nasıl yaptığı tam anlamıyla kayda geçmiş olabilir mi? Büyük romancı Kemal Tahir’in sıkça kullandığı sözcükle: “olabilemez.” Müzik âleminde yerli birkaç tarih yazıldı daha önce, ama âlemin daha çok Batılı tarafıyla uğraşan, ilgisi o tarafa yönelik, bu tarihin içindeki, daha doğrusu arka planındaki kişilerin tarihi yazılmadı. Yazılmamıştı. Murat Beşer’in Yoldan Çıkmış Simalar kitabı bu insanları bulup çıkarıyor, onlara bakıyor ve içerdiği portrelerle Türk rock tarihindeki dip-köşelere ışık tutuyor, hatta tozunu alarak parlatıyor.


Kitap, evet, rock müzikle ilgili olmayanlar için ilk bakışta “gerekli” görülmeyebilir. Teşvikiye’de caminin önünde kaset satan bir adam; artık içine girilemeyen Narmanlı Han’da toplanan ne idüği belirsiz gençler; radyonun patlama yaptığı dönemlerde her hafta aynı şarkıları çalan bir programcı pek kimsenin umurunda olmayabilir. Öte yandan, tüm bu “nevi şahsına münhasır” tipler, bize bu ülkenin yakın tarihi hakkında, özellikle de 1980 askeri darbesi ve sonrasında dar alanlarda nefes alabilmek için ne kadar sıra dışı hayatların yaşandığına, ne ilginç dayanışmaların, arayışların, ısrarların ve ıskaların olduğuna dair ışık da tutabilir. Kitaptaki portreler sıra dışı, ilginç, takıntılı, bir bakıma hastalıklı ama kesinlikle âşıklar. Müziğe âşıklar. Ve, kesinlikle farkında olmadan, bir alanda, Türkiye’nin yeraltı tarihini yazmış durumdalar. Yani, Murat Beşer’inki “matrak” bir tarih kitabı da aynı zamanda.


Yanlış anlaşılmasın, bu simalar yalnızca müzisyen ya da dinleyici değiller. Plakçı, yapımcı, kafe-bar işletmecisi, dergici, fanzinci, aylak, tutunamayan ve tutunduğunu sananlar da var aralarında. Üstelik hepsinin bu kadar olmadığına eminim. Yeni ciltlerde, “yeni” simalarla da tanışacağızdır ama bu ilk kitaptakiler herkesi şaşırtmak için yeterli; şimdilik...

 

 

“Açık büfe” sığınak

 

Narmanlı Han benim aklıma önce Ahmet Hamdi Tanpınar’ı, sonra da Deniz Pınar’ı getiriyor. Tanpınar’ın bu kitapta yeri yok ama Deniz’in var: “Heykel sanatçısı Namık (Denizhan) Hoca’nın Deniz’in dükkanının karşısında bir atölyesi, içinde de Deniz’in her görüşte korktuğu bir Kuzgun Acar heykeli vardı. Narmanlı Han hepimiz için (oksijen dolu) bir yeryüzü sığınağıydı. Sekiz metrekare yerde toprak bereketliydi, işler yolundaydı.” Gerçekten de bir sığınaktı orası, “açık büfe” bir sığınak. Cumartesileri karnımızı müzik ve dostlukla doyurur, bir hafta boyu acıkmazdık.


Kalamış aklınıza neyi ya da kimi getirir peki? Münir Nurettin belki. Fenerbahçe’ye giden yol, belki. Benim aklıma Laterna isimli müzik dükkanını getirirdi, bunlardan sonra. “Laterna ilk kez 1978 yılında Kalamış’ta açılmıştı. Plak ithal edip satan ilk yerlerden biriydi. Kibrit kutusu büyüklüğünde bir ‘sticker’ı vardı; üzerindeki karikatürde sivri burunlu, dilenci kılıklı bir adam, üstünde bir maymunun oturduğu laternasını çeviriyor. (…) Altı yıl sonra Selamiçeşme’de Feneryolu tren istasyonu yakınlarında bir kafeye dönüşmüştü Laterna; daha doğrusu hem kafe, hem müzik evine.”


Benim kendi tarihimin, bu yazı için seçtiğim üçüncü durağı ise Üsküdar Paşakapısı. Orada, küçücük dükkanında Tünay Akdeniz bana, bize hard rock ve heavy metal’in kapılarını açmıştı 80’lerin ortalarında. “Yaptığı işe amme hizmetini de katmaktan zevk duyan Tünay, kaset üstlerinin yarısına yukarıdan fotoğraf çekilerek basılmış küçük plak kapaklarını, diğer yarısına da albüm bilgilerini yazıyordu.” Ayrıca Tünay, kasedin boş kalan yerine farklı gruplardan şarkılar çekerek bize yeni pencereler, kendine de yeni siparişler yaratmasını biliyordu. Metallica’nın Master of Puppets albümü Tünay Abi’ye geldiğinde, albümü kaydetmek için Bursa’daki okulunu “kırıp” gelen bir arkadaş, hedefine ulaştıktan sonra “okuldan biraz geç çıktım” yalanıyla tekrar şehrine, evine dönmüştü. Tünay abi daha sonra Beylerbeyi’ne geçti, biz de peşinden.


Murat Beşer’in Yoldan Çıkmış Simalar kitabı, bir bakıma da “gizli kahramanlar”ın tarihi. Yazılmamış tarihler olacak hep ve o tarihin içinde kaybolup giden olaylar, insanlar... Ama unutmak bize dayatılan ise, demek ki biz de unutmayacağız. Hafızamızı, o hep tozlanmaya yüz tutan yeri, pırıl pırıl tutmaya çalışacağız. Başka yolu yok. Değerli olanı, bizi dönüştürecek olanı unutmak yok.

 

 

 


 

 

 

Çizimler: Aptulika (kitaptan)

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Karlar Eridiğinde, Willo adlı bir çocuğun “kendi sesini bulmasının” öyküsü. 14 yaş ve üzerine hitap eden roman, bir yaş dönümü öyküsü gibi okunabiliyor fakat aslında “çocuk” olmanın mümkün olmadığı bir dünya resmediyor. Açlıktan ölen bebeklerin, derisi yüzülmüş cesetlerin ve işkenceye uğrama ya da donarak ölme ihtimalinin köşebaşında beklediği bir yer burası.

Fantastik edebiyatın tarihe ismini gerçeküstü alfabelerle yazmış olanları, yeni gelenlere iki şey yaptı: İyilik ve kötülük. Onların açtığı yolda ilham ya da güç alarak çıkan yeni ve başarılı isimler ve onlara önyargıyla bakacak okuyucular. Bu noktada ister inanın ister inanmayın tutkulu bir fantazya okuyucusunu etkilemek pek kolay değildir.

1970 Luanda doğumlu Gonçalo Manuel Tavares, Portekiz’in edebiyat dünyasına armağan ettiği parlak bir yazar olarak gösteriliyor. Edebiyat kariyerine 2001’de başlayan Tavares’in roman, şiir, tiyatro oyunu ve çeşitli anlatılardan oluşan kitapları 36 dile çevrilmiş, 51 ülkede yayımlanmış ve farklı ülkelerde pek çok saygın edebiyat ödülüne değer bulunmuştu.

Bir manifesto nedir? Varolan, düzene uygun giden bir durumun ilanı mı, yoksa varolana karşı bir isyan, bu varolandan bir dışarıya çıkış mı? Kuşkusuz bir durum tespiti ve buna karşı bir değişimi davet eden bir tarafı var manifestonun.

Yeni bir yazarla tanışmak, oldum olası heyecanlandırmıştır beni. Yeni yazardan kastım, ilk eserini yayımlamış bir yazar değil tabii. Hatırı sayılır, önemli yapıtlara imza atmış olmasına rağmen, benim ilk defa bir eserini okuma fırsatı yakaladığım yazarlardan bahsediyorum. Çünkü okuduğunuz o ilk kitap hoşunuza gitmemişse, yazarın diğer kitaplarına önyargıyla yaklaşabiliyorsunuz kimi zaman.

Söyleşi

Ömer Durmaz ile söyleşi:


“Tasarım ve yaratıcılık artık herkesin ihtiyacı”


Ece KARAAĞAÇ

 

ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.