Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

Okumadığınız için teşekkürler!



Toplam oy: 436
Dubravka Ugresiç
Ayrıntı Yayınları
Okumadığınız İçin Teşekkürler yayıncılık sektörüne ve kapitalist düzen içinde evrim geçiren kültür yönetimine eleştirel bir bakış getiriyor.

Neden bazı kitaplar çok satanlar raflarının daimi misafiridir de bazı kitaplar bu rafların yanına bile yaklaşamaz? Bir kitabın çok satmasını sağlayan nedir? Ya da iyi bir kitap ile kötü bir kitap arasındaki çizgi bir raf kalınlığında olabilir mi?

 

Hırvat yazar Dubravka Ugresiç'in Okumadığınız İçin Teşekkürler adlı kitabı tam da bu sorular etrafında dönüyor ve her ay birçok kitabın basıldığı edebiyat aleminde iyi olan ile kötü olanı ayıran perdede bir gölge oyunu sunuyor okuyucusuna. Her gün onlarca yeni kitap raflarda yerini alırken birçoğu da aynı hızla hafızalardan silinip gidiyor gerçekten. Bu korkunç bir tüketim çılgınlığı mı? Günümüzde meraklı okurların yerini belli alışkanlıkları sürdüren tüketiciler mi alıyor? Aynı zamanda bir akademisyen olan ve yaşamını Amerika Birleşik Devletleri'nde sürdüren Ugresiç, yayınevlerinden ajanslara, editörlerden süpermarket raflarına uzanarak okur/tüketicinin okuma/tüketme alışkanlıklarının izini sürüyor; bir nevi edebiyat dünyasında işlerin nasıl yürüdüğünü çözmeye çalışıyor.

 

Yazarın 1996 yılından 2000 yılına kadar yazdığı makalelerden oluşan bu kitapta, liberal kapitalist ekonomik düzen içinde metalaşan kültürü dert edindiği açık. Ancak yazarımız şikayet eden değil, alay eden bir üslubu seçmiş kendine. İç savaş öncesinin komünist Yugoslavya'sında yetişmiş, komünist sistemin çöküşüne ve kapı komşularının birbirini boğazlamasına şahit olmuş, sonunda kendini kapitalizmin ana vatanı Amerika Birleşik Devletleri'nde bulmuş olan Dubravka Ugresiç, bu yarı alaycı, yarı ironik üslubu yaşadıkları karşısında ayakta kalmasını sağlayan bir tür savunma mekanizması olarak geliştirmiş olabilir mi, düşünmeden edemiyorum. Benim açımdan akıl sağlığını başka türlü ayakta tutması mümkün görünmüyor doğrusu.

 

Yazar bu alaycı üslubunu, yazarın pazarlanabilirliğine göre kitap seçen yayınevi ve ajanslarda ya da erotizm, vampirler, zombiler gibi akımlara kendini bırakıveren şöhret budalası yazarlardan bahsederken iyiden iyiye sivriltiyor. Konu doğup büyüdükleri Doğu Avrupa ülkelerini terk edip gönüllü bir sürgünle kendini Amerika'da bulmuş yazarlara gelince gizli bir hüzün yerleşiyor yazarın sözcüklerinin arasına. Ugresiç belli ki sadece geride bıraktığı ülkeyi ya da insanları değil, geride bıraktığı ana dilini de özlüyor. Milliyetçi hezeyanlarla yakılan her kitabın külleri yazarın kalbinde yatıyor sanki. Öte yandan yazarın kendisini içten içe kanatan bu yarı-gönüllü sürgünlük halini yarattıkları markaların pazarlama stratejisi olarak kullanan hemşerilerini de affedemediği belli. İroninin altına gömülmüş öfke ister istemez belli ediyor kendini. Yazarın işlerliği kanıtlanmış birtakım şablonlar kullanarak, çok satanlar listesindeki yerini garantilemiş ünlü yazarlardan bahsederken kullandığı üslupla aynı yolda yürüyen hemşerilerinden bahsederken kullandığı üslup arasındaki fark açık bir biçimde belli ediyor kendini. Yazar birçok farklı ülkeden çıkmış bu ünlü yazarların şöhret ve başarı uğruna takındıkları bu tavrı, bir tür sisteme entegre olma hali olarak görüyorken, kendi ile aynı sistem içinde yetişmiş diğer yazarların bu kapitalist döngü içinde yer edinme mücadelesini kabullenememiş gibi görünüyor.

 

Sonuç itibariyle; Okumadığınız İçin Teşekkürler yayıncılık sektörüne ve kapitalist düzen içinde evrim geçiren kültür yönetimine eleştirel bir bakış getirmekle beraber, ne yazık ki sistematik bir çalışma olmaktan uzak. Ancak dört yıllık bir zaman zarfına yayılan bu makaleleri birbirinden bağımsız olarak okuyabilir ve kimi zaman bir sektör eleştirisiyle karşılaşırken, kimi zaman da satırlar arasında şartların ana vatanından uzaklara sürüklediği bir yazarın derin hüznüne şahitlik edebilirsiniz.

 

 


 

 

* Görsel: Mert Tugen

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Edebiyatımızın modernleşme döneminin en büyük etkileri hiç kuşkusuz Fransız edebiyatından; Osmanlı’nın Fransa ile olan siyasi ilişkileri edebi ilişkileri de beraberinde getirmiş. Victor Hugo, Corneille, Racine, Molière, Chateaubriand, Lamartine, sonrasında Théodore de Banville, Alfred de Musset, François Coppée, Sully Prudhomme ve daha niceleri...

“İstersen her yer, her şey kitap!” Böyle diyor Antikçağ. Artık kullanmaya epey alıştığımız bir nesne olarak kağıdın, hatta usul usul aktığı dijital ortamın dışında kitap, birçok malzemeyle yapılıyordu: taş, keten, hayvan derisi... Hatta ahşap ve bugünkü yordamından farklı biçimde ağaç kabuğuyla bile. Dağda ve çölde ne varsa.

Latin Amerika’nın Poe’su olarak bilinen, kısa öykünün büyük isimlerinden Uruguay asıllı Horacio Quiroga’nın 1917 tarihli Aşk, Delilik ve Ölüm Öyküleri, ilk kez Türkçeye çevrilmiş oldu. Quiroga’yı bizimle tanıştıran bu ilk kitap, yazarın kendi seçkisi olması açısından ayrı bir kıymete sahip.

Aslında daha çok, çocuk kitaplarıyla tanınan Rindert Kromhout’un Klaus Mann: Thomas Mann’ın Oğlu Olmak romanı, kitabın kapağından olsa gerek, Klaus Mann’ın babasıyla ilgili yazdığı bir kitap izlenimi veriyor önce.

Enis Batur’un Göl Yazı’sı bir oturuşta okunabilecek bir metin.

Söyleşi

Zeynep Şen

 

ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.