Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

Peki ama gerçek öyle midir?



Toplam oy: 18
Amos Oz // Çev. Özlem Alkan K.
Doğan Kitap
Amos Oz bu romanda, gerçeğin nerede bitip kurmacanın nerede başladığını tahminlerin ötesine taşıyor.

“Yaşam dediğinizde ölüm de demiş olursunuz. Ya da tam tersi. Bir yazar için gerçek ile kurmaca da tıpkı böyledir.’’ Gerçek ile kurmacanın konusu olduğu çoğu tartışma, ikisinin birbirini beslediği ve tamamladığı yönünde sonuçlanır. Hangisinde daha az varsa, diğerine o kadar ihtiyaç duyulur.


Kurmaca uçsuz bucaksız bir gökyüzüyse, gerçek toprak zemindir.


Kurmaca altıncı hisse, gerçek kalp atışıdır.


Kurmaca baharsa, gerçek bir çiçektir.


Kurmaca kahve içme isteğiyse, gerçek kahvenin kendisidir.


Amos Oz, kurmaca ile gerçekliğin birbirinden ayrıldığı gri alanı, Yaşam ve Ölüm Kafiyeleri romanıyla epey ihlal etmiş. Birbirini besleyen iki unsurdan, iç içe geçerek sarmal bir bütünlüğe dönüşmüş. Dolayısıyla, kitap bittiğinde tüm bu anlatılanların gerçek mi yoksa kurmaca mı olduğu sorusu beliriyor okurun kafasında.


Hikaye, Yazarın (romandaki anakarakter bu şekilde anlandırılmış) Tel Aviv’in sıcak ve boğucu bir gecesinde, bir kültür merkezinde düzenlenen bir söyleşiye katılmak için yola çıkması ve öncesinde bir kafede vakit öldürmek için oturmasıyla başlıyor. Oturmaktan sıkılınca kafede bulunan insanlar hakkında hikayeler uydurmaya başlar Yazarımız. Hatta kafeden sonra gittiği kültür merkezinde de aynı şeyi sürdürür. Onun için gelmiş olan okurları seyreder ve onlar hakkında da hikayeler uydurur. Kültür merkezinde dikkatini en fazla çeken kişi ise, kitabından kısa alıntılar okuyan otuz beş yaşlarında güzel ama utangaç, çekici olmaktan uzak, eski moda, tek bir koyu renk saç örgüsü omzundan aşağı inerek sol göğsünü örten, ölçülü bir kadın olarak gördüğü Rochelle Reznik olur. Söyleşi bittikten sonra Yazar, Rochelle Reznik’e bir şeyler içmeyi teklif eder. Rochelle Reznik, tüm heyecanını bastırarak Yazarın beklemediği bir yanıt verir; teklifi reddeder. Kültür merkezinden ayrılan Yazar, gecenin geç saatlerine kadar kentin sokaklarında dolaşarak karşılaştığı insanlar hakkında hikayeler uydurmaya devam eder. Aynı zamanda önceden gördüğü kişilerin hikayelerini de devam ettirir; hatta bazılarının aynı hikayelerde birbirleriyle karşılaşmasını sağlar. Otuzdan fazla insanın hayatına kendince anlamlar yükler, onlara isimler verir ve onlar hakkında hikayeler oluşturur. Bu hikayeler yaşanmış gerçek hikayeler kadar canlı ve rahatsız edicidir: Genç ve mutsuz şair Yuval Dahan, garson kız Ricky, piyano akortçusu Osya Dayı, düşük kademe parti çalışanı, sıska ve gözlüklü Arnold Bartok ve onun yatalak annesi Ophelia... Uydurduğu hayat hikayelerinin etrafında dönen gecenin sonunda Yazarımızı, kendisiyle bir şeyler içmeyi reddeden Rochelle Reznik’in dairesinde “ateşli” saatler beklemektedir. Peki ama gerçek öyle midir?


Amos Oz bu romanda, gerçeğin nerede bitip kurmacanın nerede başladığını tahminlerin ötesine taşıyor. Yüz sayfa olmasına karşın karakter çokluğu ve anlatımdaki ustalık, romana ciddi bir derinlik katmış. Yazar olarak karşımızda duran kişi kurmaca bir karakter, ama anlattığı hikayeler kurmaca olamayacak kadar gerçek.

 

 

 


 

 

 

Görsel: Erhan Cihangiroğlu

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Hasta ve geri döndürülemez biçimde sakatlanmış çocuklarla dolu bir hastanenin koridorlarında dolaşırken, Scott Stambach’in beni oraya nasıl sürüklediğini merak etmekten kendimi alamadım. Belki özel ihtiyaçları olan çocuklara öğretmenlik yapması, belki de Çernobil gibi bizi de çok yakından etkileyen bir konu seçmesi bu etkiyi yaratıyordu.

Üç Yaşam’ın orijinali yayımlandıktan kısa bir süre sonra, 1910’da, Chicago Record-Herald gazetesinde kitap hakkında şöyle bir yazı yer almış; "Stein, hayata dair parçaları değil, hayatı olduğu gibi ortaya koyuyor.’’ Kimilerine göre modern edebiyatın en önemli eserlerinden biri olan Üç Yaşam, başta Hemingway olmak üzere birçok yazarı etkilemiş, ilham kaynağı olmuş.

“Ardıç ağacı kutsal kabul edilmiş bir bitkidir, uzun ömürlüdür. Tohumu nice hastalığın tedavisinde ve yemeklere koku ve tat vermek amacıyla da kullanılır…” gibi bir sözlük tanımıyla açılıyor Selçuk Altun’un Ardıç Ağacının Altında başlıklı yeni romanı. Kapağında ise, arka planında bir ardıç ağacı bulunan,  Da Vinci imzalı bir portre olan Ginevra de’ Benci yer alıyor.

Kirliydi Kar’ın bıraktığı tat, “Çeviriyi 69 yıl beklediğimize değdi!” dedirtecek cinsten. Hemen söyleyelim, Georges Simenon’un ünlü karakteri Maigret’nin yer aldığı bir romanı değil elimizdeki; fakat bu durum onun kuşkuya, suça, adalete, yargıya ve yazgıya değinmediğini ya da daha az değindiğini kesinlikle düşündürmesin. Aksine tam da bu konuları işliyor Kirliydi Kar.

İçinde yaşadığınız dünyayı ve onun güncel gerçekliğini bir yandan deneyimlerken, aynı gerçekliği eşzamanlı olarak çağdaşınız bir yazarın gözünden okumak, okur ile eser arasında normalde olmayan bir ilişki kuruyor.

Söyleşi

İrem Çağıl ile söyleşi:


“Bize sunulan şey ‘iyi’ olmayınca ‘iyi olanı’ bizim arayıp bulmamız gerekiyor.”


Ece KARAAĞAÇ


ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.