Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

Puro, sadece bir puro mudur?



Toplam oy: 36
Robert Seethaler // Çev. Oktay Değirmenci
Jaguar Kitap
Daha önce Bütün Bir Ömür romanıyla tanıdığımız Avusturyalı yazar Robert Seethaler’in Türkçedeki yeni romanı Tütüncü Çırağı, bir dönem ve bir değişim romanı.

1937 yılı, Hitler’in soğuk nefesinin Avrupa’yı kasıp kavurduğu yıllar. Gamalı haçlar, Führer posterleri, Gestapo, korku, umutsuzluk, mücadele… Her şeye rağmen yine de devam eden hayat...


1919 yılından beri tütün malzemeleri satan bir dükkan ve bu dükkanın tütüncü çırağı Franz Huchel.


Franz, annesi tarafından bir meslek edinmesi amacıyla Viyana’ya, tanıdık Otto Trsnjek’in yanına gönderilir. Annesiyle oldukça yakın ilişkisi olan Franz, kartpostallar ve mektuplar aracılığıyla annesiyle iletişimi sürdürür. Franz bir yandan işin inceliklerini öğrenmeye çalışırken bir yandan da dükkana gelip giden müşterilerle tanışmaya başlar. Artık Viyana onun için daha anlamlı bir yer olmaya başlamıştır. Bu dükkana gelip puro alanlar arasında bizim için de tanıdık bir sima da vardır; Dr. Sigmund Freud.


“Bir şekilde bu adam diğer doktorlardan farklı olarak insanları dokunmaksızın muayene ediyor. Bir şekilde onlara dokunuyor gerçi ama bunu elleriyle yapmıyor. (…) Düşüncelerle, zihinle ya da başka saçmalıkla. Öyle ya da böyle, görünüşe göre yaptığı şey işe yarıyor; önemli olan da bu zaten.“


Nazilerin baskısı yüzünden ömrünün neredeyse tamamını geçirdiği Viyana’dan –1938 yılında– Londra’ya gitmek zorunda kalan Freud’un İngiltere’ye gitmeden önceki son yılı kolay geçmez. Ancak Franz ve Freud’un geliştirdiği dostluk ilişkisinin her iki taraf için de iyi gelen tarafları olacaktır. Yürüyüşler, dertleşmeler, sohbetlerle dostluk ilişkileri gelişir. Ve Freud, Franz’ın hayatında çok önemli biri haline gelir. Freud’la olan bu kıymetli karşılaşma, Franz’ın kendisini keşfetmesine vesile olur.


Freud, bir gün Franz’a, “Gençsin, temiz havaya çık. Gez. Eğlen. Kendine bir kız bul,” gibi bir öneride bulunur. Ve Franz, Anezka adında bir kadına âşık olur. İşte bu noktadan sonra Franz’ın değişip dönüştüğüne tanıklık ederiz. Gergin Viyana atmosferinde Franz’ın hissettiği bu aşk, adeta Eros ile Thanatos’un dansı gibidir. Nefes kesici, huzursuz, tekinsiz…


Daha önce Bütün Bir Ömür romanıyla tanıdığımız Avusturyalı yazar Robert Seethaler’in Türkçedeki yeni romanı Tütüncü Çırağı’nı, bir dönem ve bir değişim romanı olarak nitelendirebiliriz; hem bir ülkenin hem de bir kişinin... Kişinin yaşadığı içsel ve dışsal değişimlerin paralelliği de kitabın önemli vurgularından biri.

Bir kişisel gelişim uzmanı olarak Freud


Franz’ın bitmek bilmeyen meraklı soruları içerisinde Freud, bir nevi akıl hocası rolündedir. Hatta zaman zaman da kişisel gelişim uzmanı gibi konuşur. Freud’un bize ulaşan mektuplarını ve yaşam öyküsünü göz önüne aldığımızda bu konumlandırma çok da gerçekçi gelmiyor dikkatli okuyucuya. Freud’un derinliğinden uzağa düşülmüş bir karakter izlenimi veriyor. Freud’un karakteriyle bağdaşan daha derinlikli sohbetler kitabın başarılı kurgusuna epey bir katkı sağlayabilirdi. Ama bir yanda da romanın okuyucuya sağladığı önemli faydalardan biri Freud’u psikanalist kimliğinin dışında bir “halde” düşlemlememizi sağlaması ve Viyana’dan Londra’ya göç etmek zorunda bırakılmış bir psikanalistin iç muhasebesini, kırgınlıklarını, korkularını, vedalarını yürek burkan bir biçimde gözler önüne sermesi..


Viyana’daki tütün dükkanına gidip gelmeler eşliğinde birçok kavramı yeniden sorgularken Freud’un o meşhur sözü kulaklarımda yankılanıyor: “Bir puro, bazen sadece bir purodur.”


Öyle midir? Pek sanmıyorum.

 

 


 

 

Görsel: Murat Miroğlu

 

 


 

Robert Seethaler'in Bütün Bir Ömür romanı ile ilgili yazı için tıklayınız.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Britanyalı yazar Kazuo Ishiguro, Nobel Edebiyat Ödülü’nü almasının ardından yaptığı konuşmada edebiyata dair evrensel fikirlerini birkaç cümlede, peş peşe sıralamıştı. Şimdiye kadar “büyük yazarlar”ın yaptığı gibi, edebiyatın geleceği için kimsenin itiraz etmeye yeltenmeyeceği ve söz söyleyemeyeceği Dostoyevski, Borges, Camus gibi yazarlara sığınmadı.

John Le Carré –Türkçeye ilk kez çevrilen– Cinayetin Parıltısı romanını şu sözlerle tanımlıyor: "Acımasız ve aynı zamanda gülünç bir sosyal yaklaşımın gölgesinde kalmış, kusurlu bir polisiye roman." Bu açıklama, ilk basım yılı 1962 olan romanın arka sayfalarına 1989’da eklenen sonsözden. Bir romanın bitiminde bir “sonsöz”e rastlamak şaşırtıcı.

Eleştirmenlerce Borges, Bioy Casares ve Cortazar’ın öncülük ettiği edebi geleneği sürdürdüğü kabul edilen Arjantinli yazar Mariana Enriquez’in on iki öyküden oluşan kitabı Yangında Kaybettiklerimiz, geçtiğimiz günlerde Türkçede de yayımlandı.

Akıl hastanesi, hapishane, “kamp”, bakımevi, huzurevi, düşkünlerevi, belki bazen insanın kendi evi… İnsanın toplu olarak koğuşlara, yatakhanelere ya da tek başına, tamamen tecrit edilerek hücreye kapatılmasının türlü nedenleri ve kapatıldığı bu yerlerin farklı isim ve işlevleri olabiliyor.

"Umami," dilimizin algıladığı beşinci tat anlamına geliyor; tatlı, acı, tuzlu ve ekşiden oluşan yaygın tat algısının dışında bir kavram. Batı tarafından hayli geç keşfedilen ve Japoncada "lezzetli" anlamına gelen bu sözcüğün İngilizce karşılığıysa "savory," iştah açıcı.

 

Söyleşi

Jean-Paul Didierlaurent ile söyleşi:


“Okunmayan kitap, ölü kitaptır. Bu yüzden ortadan kalkması mı gerekir?”

ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.