Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

Size baba diyebilir miyim?



Toplam oy: 52
Jeanette Winterson // Çev. Yeşim Seber
Doğan Kitap
Shakespeare 400 projeleri arasında en ilginci, ödüllü yazarların kendi seçtikleri bir Shakespeare oyununu romanlaştırmalarıydı. “Shakespeare Yeniden” dizisiyle bu romanlar, şimdi Türkçeye kadar ulaştı.

Bir kış masalı. Defalarca anlatılırsa, roman olur. Perdita’nın adı değişmesin sadece. Zamanda, mekanda ve edebiyatın içinde kaybolsa da onu yeniden bulalım. Zaman neredeyse, hikaye orada devam eder.



Kral, kraliçenin kendisini en yakın arkadaşıyla aldattığını düşünüyor. Üstelik kraliçe hamile. Kralın kuruntusu kıskançlığa, kıskançlığı öfkeye, öfkesi intikam isteğine dönüşmekte. Kimseyi dinlemeyecek kral. Arkadaşının öldürülmesi emrini verdi ama o kaçmayı başaracak. Kraliçeyi zindana atıyor. Bir kız bebek dünyaya geliyor zindanda. Bebeği öz kızı kabul etmeyen kral, “Alın götürün bu bebeği, terk edin başka bir ülkede kaderine!” Kraliçe masumiyetini kanıtlayamadan ölür. Oğlu, küçük veliaht da annesinin üzüntüsünden... Ne yaptın sen kral? Kraliçenin bir heykelini dik bari.



Aradan on altı yıl geçer. Başka bir ülkede kralın oğlu, güzel bir çoban kızına âşıktır. Onunla birlikte olmak için kılık değiştirir. Ama baba kral gizlice oğlunu takip etmiştir, soyluluklarına layık olmayan bu çoban kızını terk etmesini emreder. Oysa kız, yıllar önce ormana bırakılan bebek Perdita’dır. Kralın arkadaşı öbür kralın evlatlıktan kovduğu prenses. Çoban onu bulmuş, kızı gibi yetiştirmiş meğerse. Sonunda herkes birbirini affeder. Bir de mucize olur. Kraliçenin heykeli hareket etmeye başlar. Onca yıldır üzüntüden taş olmuş kraliçe canlanır. “Kendimi esirgedim,” diyecektir.


Shakespeare yeniden

 

2016 yılı, Shakespeare’in ölümünün 400. yılıydı. Bu kapsamda, özellikle İngiltere merkezli çok sayıda etkinlik düzenlendi, çeşitli projeler başlatıldı ve bu projeler arasında en ilginci de, ödüllü yazarların kendi seçtikleri bir Shakespeare oyununu romanlaştırmalarıydı. Shakespeare’in de –oyunlarının hikayelerini başka kaynaklardan alan– bir yeniden yazma ustası olduğunu düşününce, neden olmasın! Shakespeare, günümüz yazarını bağlayacak olan “edebi imitasyon”, “uyarlama”, “cover etme”, “pastiş”, “fanfiction”, “metinlerarasılık”, “edebi şapka çıkarma”, “edebi meydan okuma” gibi terimlerle yargılanmaz. Seyirciler yeni oyun bekler, oyuncular yeni rol. Mesela Kış Masalı’nı, Robert Greene’nin “Pandosto” öyküsünden alıverir.



Hikayeden değilse, Shakespeare oyunu neden oluşur peki? “Iambic pentameter” ölçüsünde yazılmış dizeler beş kalp atışı ritmindedir: Ba-bam, ba-bam, ba-bam, ba-bam, ba-bam. Karakterler roman kahramanına dönüştüğünde seslerini yitirecekler, roman yazarının sesi eklenecek kaçınılmaz olarak. Romancının tutunacağı en sağlam dal, Shakespeare karakterlerinin Freudyen psikanalitik şemaları olacak ama roman bu sefer de karakter çözümlemelerini içinde barındıran bir açıklama metnine dönüşmesin sakın! Karakterleri üzerinden Shakespeare’e modern bir değerler sistemi yüklerse roman, bu Shakespeare’i tamamiyle yanlış anlamak olmaz mı? Shakespeare’in “deus ex machina” olması nasıl engellenecek? Shakespeare’in inandığı kader ve düzen, güncel kavramlar olan tarih ve adalete mi dönüşecek? Shakespeare’in fıtrat kabul ettiği kötücüllüğe, karakterlerin çocukluklarına giderek yanıtlar mı aranacak? Ya okur? Globe Tiyatrosu seyircisinden daha şefkatli mi olacak?

 

“Shakespeare Yeniden” dizisiyle bu romanlar, şimdi Türkçeye kadar ulaştı. Dizinin ilk romanı, Jeanette Winterson’ın, Kış Masalı’nın yeniden yazımı olan Zaman Boşluğu. Perdita, kendisi de evlat edinilmiş olan Winterson’ın hayatı boyunca özdeşleştiği bir mit olmuş; edebiyatını terk edilme, kaybolma, eksik anıların peşinden gitme temaları etkilemiş.

Ba-bam: “Oğullarını öldüren babalardır. Kızlar? Kızlar babaya kurban verilir.”

 

Shakespeare’in oyunda bıraktığı zaman boşluklarını doldurma fırsatı Winterson’ın romanlaştırma gayretinin çıkış noktası. Akıllıca bir güncelleme yapmış Kış Masalı’na. Krallar yerine çağımızın iktidar sahipleri olan yüzde 1’lik zenginler var. Zaman Boşluğu babaya dair bir roman, babadan büyük boşluk yok çünkü. Perdita, romanın başından sonuna kadar babasız bir boşluğa düşmesin diye korunuyor.

 

 

 

Romanın en tüyler ürpertici bulduğum detayında Winterson, hastanelerdeki bebek kutularından söz ediyor. Eğer bir bebek terk edilecekse, güvenli bir şekilde kimse görmeden, hesap vermeden bu kutulara bırakılıyor. Terk edilse de hayatı devam etsin, kaybolmasın, bulunsun diye. “Bizlerin ortaya insanlar çıkarabildiği bu çılgın ve dikkatsiz dünya ne biçim bir yerdi?” diyor romandaki en şefkatli baba karakteri: “Seni hayatın hammadeleriyle donatan kişi mi yoksa seni büyüten kişi midir ebeveyn?” Bir çocuğun isteniyor olması gerekir. Evlat edinmek, bazen en çok istemektir. Evlerin tasvirlerine ve sahipleri için anlamlarına, odaların ve koridorların sahiplerinin iç dünyalarının haritası gibi olmasına çok önem veriyor Winterson.
Winterson, zamana dair aforizmalara çok sık yer vermiş. Zaman aileyi kapsıyor, nesilleri mümkün kılıyor. Gençliğin masumiyetini yitirmesi, aşkın şüpheyle çatırdaması hep zamanın aileye karşı işlediği suçlardır. Rekabet yine zamanın bir oyunudur. Dostluğu düşmanlığa, kuruntuyu gerçeğe, sevgiyi ihanete, tutkuyu günaha, evladı tehdide dönüştürür. İnsanlar zamanın kölesi değildir, irade zamandan özgürdür. Bu nedenle her şeyi berbat ederler. İşte bu kaçınılmazlık, zamandaki koordinatımız olur.

 

Roman, Winterson’ın arka arkaya sıraladığı görsel metaforlarla dolu, hatta dozu fazla kaçmış metaforların. Aynı doz aşımı güncel toplumsal sorunlara değinme çabasında da var. Sosyal medya çağı okurunun, Globe Tiyatrosu izleyicisi kadar politize olduğunun farkında yazar. Kendisine Shakespeare soytarısı rolü biçmiş diyebilirim.


Oyunun kuralını bozan Shakespeare

 

Globe Tiyatrosu’nda oyunda ara verilmesi âdeti önceleri yoktu. Ara verilmeye başlandıktan sonra, Shakespeare, “ara” kavramını, oyunlardaki tek yer-tek zaman-tek olay örgüsünü birbirine bağlayan üç birlik kuralını yıkmak için fırsat olarak gördü. Kış Masalı, Globe’da 1611’de ilk sahnelendiğinde, aradan sonra “zaman” rolünü oynamak üzere bir oyuncuyu sahneye yollar Shakespeare. Elinde bir kum saati vardır ve seyirciye on altı yılın geçtiğini haber verir.

 

Shakespeare düzene inanır ama ne krallığın ne de kilisenin düzenin adaletli olmadığını bilir. Yine de düzen, kaostan yeğdir. Sahnede bu temsil edilecektir. Hiyerarşi ve otoriteyi seyirciden gelecek eleştirilere karşı korur. Shakespeare aile hayatına hayranlık beslemez, evlilik felakettir ona göre. Oğulun ölümü, bir piçin varlığı, kraliçenin gözden düşmesi aile dramı kadar politik bir parçalanmadır, vatana ihanettir. Sıradan aileleri yıkmayacak olaylar sarayı sallayacaktır. Perdita 1. Elizabeth’tir. Sonunda babası kralı affetmesi sadece ailenin değil tahtın da devamını sembolize eder.



Kraliçe’nin heykelinin canlanıp hayata dönmesiyle Shakespeare trajedinin kurallara uygun sonunu değiştirir. Ölüm gibi sahne dışında gerçekleşen bir olay değil, seyirci önünde kolektif bir tanıklıkla gerçekleşen bir olaydır hayata dönme. Bu trajediye aykırı son, affetme sayesinde mümkündür.


Kendi eleştirisiyle biten roman



Winterson’ın romanı kurmaca olarak değil, bir eleştiri yazısı olarak bitiyor.


Shakespeare, Oedipus’un intikam kaçınılmazlığından özgürleşmesinin yolunun affetmekten geçtiğini çözmüş. Geçmişin, geleceği ipotek altına almamasının tek yolu bu. Romanın sonunda babaların affedilmesinin, yazarın titizlikle sıraladığı toplumsal meseleleri çözmeye hiçbir etkisi yok.



Usta yazar ile güncel yazar arasındaki Oedipal ilişikiyi körüklüyor genelde edebiyat eleştirisi. Önce edebiyatın tahtına yeni ve değerli bir vâris talep ediyor, ilk kafasını çıkaranı ise öldürüyor.

 

 


 

 

Görsel: Dilem Serbest

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Hasta ve geri döndürülemez biçimde sakatlanmış çocuklarla dolu bir hastanenin koridorlarında dolaşırken, Scott Stambach’in beni oraya nasıl sürüklediğini merak etmekten kendimi alamadım. Belki özel ihtiyaçları olan çocuklara öğretmenlik yapması, belki de Çernobil gibi bizi de çok yakından etkileyen bir konu seçmesi bu etkiyi yaratıyordu.

Üç Yaşam’ın orijinali yayımlandıktan kısa bir süre sonra, 1910’da, Chicago Record-Herald gazetesinde kitap hakkında şöyle bir yazı yer almış; "Stein, hayata dair parçaları değil, hayatı olduğu gibi ortaya koyuyor.’’ Kimilerine göre modern edebiyatın en önemli eserlerinden biri olan Üç Yaşam, başta Hemingway olmak üzere birçok yazarı etkilemiş, ilham kaynağı olmuş.

“Ardıç ağacı kutsal kabul edilmiş bir bitkidir, uzun ömürlüdür. Tohumu nice hastalığın tedavisinde ve yemeklere koku ve tat vermek amacıyla da kullanılır…” gibi bir sözlük tanımıyla açılıyor Selçuk Altun’un Ardıç Ağacının Altında başlıklı yeni romanı. Kapağında ise, arka planında bir ardıç ağacı bulunan,  Da Vinci imzalı bir portre olan Ginevra de’ Benci yer alıyor.

Kirliydi Kar’ın bıraktığı tat, “Çeviriyi 69 yıl beklediğimize değdi!” dedirtecek cinsten. Hemen söyleyelim, Georges Simenon’un ünlü karakteri Maigret’nin yer aldığı bir romanı değil elimizdeki; fakat bu durum onun kuşkuya, suça, adalete, yargıya ve yazgıya değinmediğini ya da daha az değindiğini kesinlikle düşündürmesin. Aksine tam da bu konuları işliyor Kirliydi Kar.

İçinde yaşadığınız dünyayı ve onun güncel gerçekliğini bir yandan deneyimlerken, aynı gerçekliği eşzamanlı olarak çağdaşınız bir yazarın gözünden okumak, okur ile eser arasında normalde olmayan bir ilişki kuruyor.

Söyleşi

İrem Çağıl ile söyleşi:


“Bize sunulan şey ‘iyi’ olmayınca ‘iyi olanı’ bizim arayıp bulmamız gerekiyor.”


Ece KARAAĞAÇ


ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.