Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

Tutku mücadelesi



Toplam oy: 21
Annabel Abbs // Çev. Özge Onan
Hep Kitap
Joyce’un Kızı, Lucia Joyce’un birkaç yılını konu eden, tamamen mektuplardan ve belgelere dayanan bir yaşamöyküsünden hareketle oluşturulmuş bir roman.

Romanın hızla ve giderek kişiselleştirilmiş bir görünüme kavuştuğu bir dönemden geçiyoruz. Kurgu her ne kadar hikayelerin merkezinde yer alsa da, son yıllarda roman alanında yaratılan karakterlerin gerçek olma ihtimalinin yarattığı kışkırtıcılığın payını yok saymak mümkün değil. Okurların talebinin biraz daha kapının anahtar deliğinden bakmak ve çok da riskli olmayan bir pozisyondan kurgusal ama gerçekle bağını asla koparmamış ve koparması da mümkün olmayan karakterleri “dikizlemek” olduğu da bir gerçek. Dolayısıyla birkaç yıldır otobiyografik nitelikli romanların ön plana çıkışından, özkurgunun pik yapmasından, biyografi ile roman arasındaki çizginin yavaş yavaş silinmesinden söz eder olduk. Romanın ahvali konusunda bir kırılma noktasında her ne kadar yer almasa da, sansasyonel bir hikaye sunması bakımından Annabel Abbs’in Joyce’un Kızı’nın da tartışma alanının içinde olduğunu söyleyebiiriz.

Joyce’un Kızı, Lucia Joyce’un birkaç yılını konu eden, tamamen mektuplardan ve belgelere dayanan bir yaşamöyküsünden hareketle oluşturulmuş bir roman. Kitapta Lucia ile tanışmamız dünyaca ünlü psikanalist Carl Jung’un muayenehanesinde gerçekleşiyor. Lucia, hırs ve arzularını anlatmak istemektedir ama Jung’un odaklandığı tek nokta Lucia’nın babası James Joyce’un Ulysses kitabıyla ilgilidir. Yalnızca birkaç sayfa içinde Samuel Beckett’in de adını duyarız.


Karakterler bakımından ilgili okurlara fazlasıyla çarpıcı gelecek bu romanda Lucia’nın babası ve onun Beckett ve Jung arasında kırılgan veçhelerle kurulmuş ilişkisi mektup-günlük formatında yazılan notlarla anlatılıyor. Kitap boyunca Lucia’nın farklı olaylara nasıl baktığını okurun daha iyi görmesini sağlayan bir yöntem olmasına karşın fragmanlaşma riski de kitabın bütününde hissediliyor. Gerçi çarpıcı karakterler, anlatım tekniği ve tek kişinin merkezde olduğu hikaye yüzünden kitabın bütünlüğünün bir şey kaybettiğini söylemek doğru olmaz. Ama belki Jung’un varlığından, belki de dönemsel benzerlikten olsa gerek, kitapta Irvin D. Yalom’un Nietzsche Ağladığında romanının rayihası var.

 

 

Bir isyan bayrağı olarak dans

 

Joyce’un Kızı’nın merkezinde yer alan esas dert ise erkeklerin sözünün geçerli olduğu ve var olmak sanki yalnızca erkeklere bahşediliyormuş gibi davranıldığı bir dünyada bir kadının yaşadığı hayal kırıklıkları, kendine ait bir benlik geliştirmeye çalışması ve bunda başarıya ulaşamaması. Çünkü Lucia’nın hayatı kitap boyunca babasının çevresinde, onun kurduğu ilişkiler ve onun tanıdığı bireyler ekseninde geçiyor. O kadar ki, Lucia’nın Beckett’e âşık olması bile aslında babasının dışında kendisine var olma imkanı bulamamasından kaynaklanıyor. Joyce’un Beckett’e nasıl hayran olduğu da kitapta yer alan bilgilerden. Kitabın gidişatında ise Lucia’nın Beckett aşkının aslında bir talebin karşılanmasına yönelik bilinç dışı bir süreç olduğu anlaşılıyor.

 

Lucia’nın benlik mücadelesi elbette sadece Beckett’e olan aşkından, kendisini bir erkeğe hissettiği duygularla var edebilecek kadar basit sınırlara sahip değil. Lucia’nın esas tutkusu dans etmek; Paris’te, yıldızı parlamakta olan yetenekli bir dansçı. Kitabın gidişatı içerisinde görüyoruz ki aslında Lucia’nın dans arzusu hayatı boyunca etrafındaki erkekler yüzünden yaşadığı travmaların ve baskılanmaların sonucu olarak kendisini ifade edebilecek yeni bir dil bulma arzusundan başka bir şey değil. Dolayısıyla talepleri, istekleri, arzuları ve ihtiyaçları hiçbir şekilde karşılanmayan ve kabul görmeyen bir kadının ayakta durabilmenin formülünü ararken yok oluşa doğru sürüklenişini anlatan Joyce’un Kızı, dilden deliliğe geçişin öyküsü aslında. Bu anlamda dans etmek, Lucia’nın erkekler tarafından baskılanmaya karşı açtığı bir isyan bayrağı. Kitabın genel gidişatında bu fikir, arka planda yoğun bir biçimde ve tekrar tekrar veriliyor.

 

Ancak kitaptaki karakterlerin herkesçe tanınan kişiler olması onların güçlü bir şekilde resmedilmesine engel olmamış. Tam tersine hayal kırıklıklarının, tutkuların yitirilişinin ve zaten tam anlamıyla oluşmasına izin verilmeyen bir benliğin yavaş yavaş yok olmasının hikayesi, o hikayede yer alan güç tam da Lucia’nın mücadeleci ruhundan ileri geliyor.

 

Joyce’un Kızı her ne kadar tutkuların ve arzuların çevresinde yaratılmış bir roman olsa da kesinlikle umudun değil, geri çekilişin hikayesi.

 

 

 


 

 

 

Görsel (sırasıyla): Muhammed Ali Üzen, Alfonso Zapico'nun James Joyce'un biyografisini ele aldığı 2011 tarihli grafik romanından Lucia Joyce.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

19. yüzyılın ilk yarısında yaşayan İrlandalı şair Thomas Moore'un "Yazın Son Gülü" başlıklı meşhur bir şiiri vardır; Yahya Kemal'in "Ömrün Şu Biten Neşvesi Tâm Olsun Erenler" şiiriyle de ruh akrabasıdır. Güzelliklerin solduğu, sohbetten lezzetin çekildiği, ahbapsız kalmanın burukluğuyla yazılmıştır ikisi de.

Filler neyi unutmaz bilir misiniz? En çok neyin acısını yaşar? Nasıl bir anne, nasıl bir aile bireyidir? Acı çeker mi? Ölümü anlar, yas tutarlar mı? Soruların hepsini, öznenin yerine “insan”ı koyarak sorabilmek mümkün ve aslında fillerden anlıyorsanız, şaşırtıcı da değil.

Gördüğüm şeylerin beni hipnoz etmesinden korkmuyorum; gördüğüm her ne ise karşımda, ötemde, yakınımda veya uzağımda “başka bir var olma” şeklini koruması, devinerek dönüşmesi, dönüşümünü benimle tamamlaması böyle bir etkileşime daima açık zaten.

Turgut Uyar’ın Veys adlı oyunu yayımlandı. Türkçenin en büyük şairlerinden birinin çekmecesinden çıkan bu eser, her açıdan ilgi çekici. Öncelikle onu yazan Turgut Uyar; diğer taraftan Veys, geçmişten günümüze gerek dili gerekse anlattıklarıyla hiç eskimeyecek bir eser gibi duruyor.

Narsisizm kavramının, özellikle psikanaliz kuramında oldukça işlevsel ama aynı zamanda tartışmalı bir yanı var. Tartışmalı kısmı narsisistik olanın, narsisistik olmayandan ayrılmasındaki güçlük; başka bir deyişle belirsizlik.

Söyleşi

Kerem Yücel ile söyleşi:


“İyi bir fotoğraf her zaman kendini anlatabilir.”


Ece Karaağaç

 

ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.