Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

Yıldızların ve yılanbalıklarının döngüsü



Toplam oy: 24
Julio Cortazar // Çev. Aslı Biçen
Everest Yayınları
Cortázar, 1968'de Mihrace II. Cai Singh'ın mermerden inşa ettirdiği görkemli rasathaneyi ziyaret ederek fotoğraflıyor. Bundan dört yıl sonrasındaysa elimizdeki metni kaleme alıyor.

Pozitif bilimlerin zaferinin şafağında sosyal bilimler meşruiyet zemininin ayaklarının altından kaydığını hissederek bağırıyordu: Bilimin işi açıklamaktır, bizim işimiz ise anlamak. Bilim moleküllere, frekanslara, izotoplara, DNA'lara bölerek bir gülün nasıl koktuğunu, o enstrümandan o yürek yakan sesin nasıl çıktığını, o çocuğun dedesine nasıl da benzediğini açıklamayı başarıyordu. Fakat insan, doymak bilmez iştahıyla "neden?" sorusuyla yetinmeyip "niye?"lerin de peşine düşüyordu. Niye sorusu bir üst anlatıyı arar, bir bağlama oturmak, bir hikayeye dönüşmek, metafiziğe açılmak ister. Hal böyle olunca, sosyal bilimlerin içinde de bir gümbürtü kopması kaçınılmaz olacaktı. Sosyolojinin, tarihin, antropolojinin insanı anlama teşebbüslerinin akim kalması uzun sürmedi. Sosyal bilimler, bugün halen kendi ırmaklarının yatağında insanı anlamaya çalışmaya devam etseler de, insanın bilime sığmadığı yönündeki kanaatler derinleşti. Bilimlerin karşısında sanat, bir duyuşun, bir sızının, nazlı bir bakışın, uzun bir yorgunluğun anlamını ifade etmekte o denli farklı, revnaklı yollar buluyor ki, Apollon'un karşısında bir Dionysos olarak dikiliyor.

 

 

Bu uzun girişi bize Cortázar yazdırdı. Gözlemevi aslında uzun lirik bir deneme metninden ve Cortázar’ın çarpıcı fotoğraflarından oluşuyor. Cortázar, 1968'de Jaipur'da Mihrace II. Cai Singh'ın mermerden inşa ettirdiği görkemli rasathaneyi ziyaret ederek fotoğraflıyor. Bundan dört yıl sonrasındaysa elimizdeki metni kaleme alıyor.


Gözlemevi, temelde iki alegorik kavramın ve bunun karşısında Bilim Hanımefendinin etrafında örülüyor. 18. yüzyılda Hindistan'da mermerden bir şiir gibi inşa edilen bir gözlemevinden seyredilen yıldızların hareketleri ve yılanbalıklarının uzun ve karmaşık yaşam döngüsü üzerinden insanın evren karşısındaki derin hayretine işaret ediyor Cortázar. Yıldızlı bir ilkyaz göğünü düşleyin, ışıktan bir şiiri seyrediyorsunuz. Yıldızlar, kendilerinden çok büyük bir şeye, kozmosa işaret ediyor gibiler. Yılanbalıklarıysa, larvadan deniz ejderine dönüşen yaşam öyküleriyle bir mucizeyi hayata geçiriyorlar. Meksika’nın Saragossa Körfezi'nde bir yıl kadar yaşamlarını sürdürdükten sonra tersine göç ile atalarının yaşadıkları Akdeniz üzerinden Ege'nin göllerine ulaşırlar. 6-7 yaşına geldiklerindeyse metamorfoz geçirip olgunlaşırlar. Olgunlaşan balıklar tekrar okyanusu aşıp Saragossa'ya giderek yumurtalarını bırakırlar. Larvaya büyümesini, 7 yaşına geldiğinde dönüşüm geçirip o uzun ve meşakkatli yolu aşmayı başarmasını ilham eden nedir, diye soruyor Cortázar, bir yanıt aramaktan çok, bu durumun karşısında büyülendiğini söylemek için. Fakat Bilim Hanımefendi, izotoplarla, enzimlerle, tuzluluk oranlarıyla dolu bir açıklamaya girişiyor hemen.

 

Bilim evreni, eşyayı ve insanı ölçmek, isimlendirmek, sınıflandırmak istiyor. Cortázar’sa, bilimin bu tutumunun karşısına insanın hayretini, merağını, duyuşunu koymak için bu denemeye tutunuyor. Cortázar’a kulak verelim, “aklı terk etmek o kadar zor değil, kulenin bekçileri o kadar dikkatli değil.” 

 

 

 


 

 

 

 

Görsel: Tolga Tarhan

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Urdu edebiyatının en önemli öykü yazarlarından Saadat Hasan Manto’nun öyküleri aracılığıyla, Hindistan’da yaşanan bölünmenin oluşturduğu kimlik sorunlarına uzaktan da olsa tanıklık ediyoruz.

Öyle bir kent ki haritada bulunmuyor, halkının nabzı dakikada elliden az atıyor, yüz yıldır kimse birbiriyle tartışmıyor, tutanak tutulmuyor, yumruk ya da tokat atılmıyor. Bu kentte sanat da, iş de, hiç ama hiçbir şey coşku yaratmıyor. Ne sanayisi ne de ticareti var ama onlarsız da mükemmelen geçinip gidiyor. Arpa şekeri ve çırpılmış krema tüketiliyor ama ihraç edilmiyor.

Paul Auster’ın 4321 romanında, Archie Ferguson adında sıradan bir insanın biyografisini okuyoruz; roman o kadar kapsamlı ki, dört farklı olasılıkta Archie’nin hayatını öğreniyoruz.

Sevindirici bir gelişme, grafik romanın itibarlı isimlerinden Seth, önemli bir çalışmasıyla, ilk kez Türkçede çünkü. Seth, bizde hiç tanınmadığı için, kısaca özgeçmişinden söz edelim. Asıl adıyla Gregory Gallant, 1962’de Kanada’da doğuyor.

Yazan kişinin dünyanın bin türlü konusu içinde hep aynı konulara çekiliyor olması bana bir kusur gibi gelmiyor. Bilakis üzerinde düşünülen ve yazılan meseleler, bir yazarın külliyatında kendi içinde bir süreklilik gösterdiğinde, ben kendimi bir okur olarak daha iyi bile hissediyorum. Çünkü, diyorum, yazar dünyadaki derdini bulmuş, yani kuyusunu...

Söyleşi

Emre Yavuz ve Sinan Ural ile söyleşi:


“İşin sırrı çizgi romanda ya da figürde değil, biriktirme tutkusunda.”


Ece KARAAĞAÇ

 

ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.