Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

Yıldızların ve yılanbalıklarının döngüsü



Toplam oy: 41
Julio Cortazar // Çev. Aslı Biçen
Everest Yayınları
Cortázar, 1968'de Mihrace II. Cai Singh'ın mermerden inşa ettirdiği görkemli rasathaneyi ziyaret ederek fotoğraflıyor. Bundan dört yıl sonrasındaysa elimizdeki metni kaleme alıyor.

Pozitif bilimlerin zaferinin şafağında sosyal bilimler meşruiyet zemininin ayaklarının altından kaydığını hissederek bağırıyordu: Bilimin işi açıklamaktır, bizim işimiz ise anlamak. Bilim moleküllere, frekanslara, izotoplara, DNA'lara bölerek bir gülün nasıl koktuğunu, o enstrümandan o yürek yakan sesin nasıl çıktığını, o çocuğun dedesine nasıl da benzediğini açıklamayı başarıyordu. Fakat insan, doymak bilmez iştahıyla "neden?" sorusuyla yetinmeyip "niye?"lerin de peşine düşüyordu. Niye sorusu bir üst anlatıyı arar, bir bağlama oturmak, bir hikayeye dönüşmek, metafiziğe açılmak ister. Hal böyle olunca, sosyal bilimlerin içinde de bir gümbürtü kopması kaçınılmaz olacaktı. Sosyolojinin, tarihin, antropolojinin insanı anlama teşebbüslerinin akim kalması uzun sürmedi. Sosyal bilimler, bugün halen kendi ırmaklarının yatağında insanı anlamaya çalışmaya devam etseler de, insanın bilime sığmadığı yönündeki kanaatler derinleşti. Bilimlerin karşısında sanat, bir duyuşun, bir sızının, nazlı bir bakışın, uzun bir yorgunluğun anlamını ifade etmekte o denli farklı, revnaklı yollar buluyor ki, Apollon'un karşısında bir Dionysos olarak dikiliyor.

 

 

Bu uzun girişi bize Cortázar yazdırdı. Gözlemevi aslında uzun lirik bir deneme metninden ve Cortázar’ın çarpıcı fotoğraflarından oluşuyor. Cortázar, 1968'de Jaipur'da Mihrace II. Cai Singh'ın mermerden inşa ettirdiği görkemli rasathaneyi ziyaret ederek fotoğraflıyor. Bundan dört yıl sonrasındaysa elimizdeki metni kaleme alıyor.


Gözlemevi, temelde iki alegorik kavramın ve bunun karşısında Bilim Hanımefendinin etrafında örülüyor. 18. yüzyılda Hindistan'da mermerden bir şiir gibi inşa edilen bir gözlemevinden seyredilen yıldızların hareketleri ve yılanbalıklarının uzun ve karmaşık yaşam döngüsü üzerinden insanın evren karşısındaki derin hayretine işaret ediyor Cortázar. Yıldızlı bir ilkyaz göğünü düşleyin, ışıktan bir şiiri seyrediyorsunuz. Yıldızlar, kendilerinden çok büyük bir şeye, kozmosa işaret ediyor gibiler. Yılanbalıklarıysa, larvadan deniz ejderine dönüşen yaşam öyküleriyle bir mucizeyi hayata geçiriyorlar. Meksika’nın Saragossa Körfezi'nde bir yıl kadar yaşamlarını sürdürdükten sonra tersine göç ile atalarının yaşadıkları Akdeniz üzerinden Ege'nin göllerine ulaşırlar. 6-7 yaşına geldiklerindeyse metamorfoz geçirip olgunlaşırlar. Olgunlaşan balıklar tekrar okyanusu aşıp Saragossa'ya giderek yumurtalarını bırakırlar. Larvaya büyümesini, 7 yaşına geldiğinde dönüşüm geçirip o uzun ve meşakkatli yolu aşmayı başarmasını ilham eden nedir, diye soruyor Cortázar, bir yanıt aramaktan çok, bu durumun karşısında büyülendiğini söylemek için. Fakat Bilim Hanımefendi, izotoplarla, enzimlerle, tuzluluk oranlarıyla dolu bir açıklamaya girişiyor hemen.

 

Bilim evreni, eşyayı ve insanı ölçmek, isimlendirmek, sınıflandırmak istiyor. Cortázar’sa, bilimin bu tutumunun karşısına insanın hayretini, merağını, duyuşunu koymak için bu denemeye tutunuyor. Cortázar’a kulak verelim, “aklı terk etmek o kadar zor değil, kulenin bekçileri o kadar dikkatli değil.” 

 

 

 


 

 

 

 

Görsel: Tolga Tarhan

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

“Gelecek öykülerin yazarı şu anda telaşlı bir sevinç içinde çalışmasına başlıyor.

Ayşe Erbulak’ın yakın bir zaman önce çıkan son romanı Cinayet Sınıfı Başkanı, çocukluklarında büyük travmalar yaşamış ve bunu aşamamış ve hayatlarını da bu unut(a)mayışın üzerine kurmuş üç kişinin hikayesi; tabii, her şeyin üstünü örten bir cinayetin söz konunu olduğunu da ekleyelim...

Altı çizilen anlar, üstü karalanan anılar hep o durumun içindeki detaylarla özdeşir; kokular, renkler, hareketler, sesler… Hafızamızda yer eden tüm hikayeler kendi ayrıntılarını taşır. Yemek de o ayrıntıların belki de en önemlilerinden biri. Üstelik yalnızca hikayeye değil, hikayede geçen önemli/önemsiz karakterlere de bir anlam, hafızaya kazınacak bir özellik ekler.

Dünya dönmeye devam ettikçe bazı kelimelerin insanın yüreğine koyduğu o sızı asla bitmeyecek; bugün bile dilimizde acısıyla duran o kelimelerden biri “sürgün.” Gidilen yer, insanın hayatını devam ettirdiği koşullar, kurduğu düzen, başına gelen iyi şeyler, peşi sıra yürüyen şans, her şeyin yolunda gittiğini ve artık hayatın iyi ve stabil olduğunu düşünsek dahi sürgün, sürgündür.

Thomas Mann, alfabenin doğuşuna ilişkin “Kanun” adlı kısa hikayesinde anlatıyor: Tanrı, Musa’dan 10 emrini dünyadaki her insanın anlayabileceği biçimde iki tablete oymasını ister. Fakat Musa işin içinden bir türlü çıkamaz; Mısır’da ve Akdeniz bölgesinde kullanılan semboller, emirleri aktarma konusunda yetersiz kalmaktadır çünkü.

Söyleşi

Gökhan Dumanlı ile söyleşi:



"Zarafet ölmedi, görgüsüzlük popüler oldu."


Ece KARAAĞAÇ

 

ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.