Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi


Yazarlar


Adalet Çavdar

1988 yılında Iğdır'da doğdu. İlköğretimi ve liseyi Ankara'da bitirdi. Daha sonra İstanbul'a taşınarak, halen devam ettiği İstanbul Üniversitesi AUZEF Sosyoloji Bölümü'ne başladı. Daha önce turizm sektöründe reklam bölümünde çalıştı. Şu anda bir inşaat firmasında yöneticilik ve şantiye asistanlığı yapıyor. Tiyatro, edebiyat ve müzikle ilgileniyor. Bir de blogu var: www.adaletcavdar.wordpress.com

Tüm Yazıları

Salona girdiğinizde sahnede sizi saçı sakalı birbirine karışmış, üstünde eski püskü kazak ve pantolon olan bir adam ve iki salıncak karşılıyor. Adam gülümsüyor, tanıdıklarına selam veriyor, sağa sola yürüyor, su içiyor. Salıncaklardaki hikmeti öğrenmek içinse biraz beklemeniz gerekiyor.

 

Özgürlük diye bildiğimiz şeyleri saymaya başlasak, sonunda uçları satın almaya, seyahat edebilmeye, arzu ettiğimiz gibi konuşmaya varır bir şekilde. Oysa asıl kastettiğimiz hayal ettiğimiz hayatı kurabileceğimiz koşullara, daha doğrusu kendimizi gerçekleştirebileceğimiz bir dünyaya sahip olma lüksüdür. Ama hayat bu kadar basit değil.

Yerli edebiyat eserlerinin dizilere uyarlanması furyası, yıllar içinde aile ve ilişki dramlarını konu alan eserlerle beslendi. Yaprak Dökümü, Aşk-ı Memnu, Hanımın Çiftliği, Kalp Ağrısı gibi dizilerin bir şekilde tutmasıyla gelişen sektörde yapımcılar ve senaristler, gözlerini yerli edebiyata daha da çok çevirdiler.

Büyüdüğü coğrafya insanın kaderini belirler; inancınız, kimliğiniz, beden kuvvetiniz, dünyaya bakış açınız onunla şekillenir. Sevseniz de sevmeseniz de toprağınız hayatınızın bir yerinde sizi çeker. İnsan hikaye arar kendisine, merak eder. Tanışırken ilk sorduğumuz sorulardan biridir "Nerelisin?". Kan çeker deriz, toprağım deriz.

Ailenizden miras ahlak anlayışının ve toplumsal normların dışına çıktığınızda, en önce en yakınlarınızdan ayrılırsınız. İğretiliği bir yaşam biçimi olarak bellemek, yalnızlık demektir, alışırsınız. İnsanların sizi bıkmadan “normalliğe” davet ettiği, hatta “deli” diye etiketlediği hayatın bu sıkışık noktalarında edebiyat bir sığınak, Tezer Özlü gibi yazarlar ise kurtarıcıdır.

İnsan hafızası kayıt almaya kaç yaşında başlar? Geçmişten görüntüleri anıya tamamlayan nedir? Anın tanımı ve önemi yaş ilerledikçe nasıl değişir? Benim kendimle ilgili ilk hatırladığım şey ne? Bunları bana tıpkı yaşımız gibi, sıfırla başlayan bir kitap düşündürdü. Başlangıç sıfırmış, üzerine eklenen her şey hikayeye dönüşürmüş.

İnsan bazı kitapları hayatının bazı dönemlerinde tekrar tekrar okuma arzusu duyar, hayatınızda bir şeyler değişmiş ve kitabı anımsamışsınızdır... Sanki yazar bazı cümleleri sadece sizin için yazmıştır, kahramanlara ahbaplık eder dertleşirsiniz, bazı cümeleleri yaralarınıza merhem eder, bazı kitaplara sıkı sıkı sarılma arzusu duyarsınız.

Yazarın okuru ne kadar zorlamaya hakkı vardır? Peki, öfkesini okura ne kadar yansıtmalıdır? Kime öfkelidir yazar? Hayata mı, edebiyat çevresine mi, okuyana ya da okumayana mı? Barlas Özarıkça'nın bilinç akışı tekniğiyle yazdığı yeni romanı Kaçkınlar Kahvehanesi, benim bilincimi bu sorularla doldurdu.

 

Sizin de aklınıza bazen Tanrı'nın bir yerlerde yanlış yaptığına ya da bir şeyleri yönetemediğine dair fikirler gelmez mi? Aklımın başıma erdiği zamandan bu yana, bir şekilde sürekli didiştiğim Tanrı'nın varlığından, günahsız çocukların öldürüldüğü sabahlarda daha çok şüpheye düşüyorum. Acaba diyorum Tanrı uyuyor mu?

Kime benzer küçük İskender? Sokaklarda ağzının içerisinden gün görmemiş sunturlu küfürlerle dolaşan bir kenar mahalle dilberine bazen, bazen bir mahallenin orta yerinde öylece durmuş bütün olanı biteni seyreden dalları yemyeşil, içi ağır ağır çürüyen bir çınara, bazen o köşeyi dönünce ortaya çıkan bakkalın ufacık çırağına...

Söyleşi

Emre Yavuz ve Sinan Ural ile söyleşi:


“İşin sırrı çizgi romanda ya da figürde değil, biriktirme tutkusunda.”


Ece KARAAĞAÇ

 

ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.