Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

   

Şahane Bir Kitap


Şahane Bir Kitap

Gecenin kalbinden aşırılmış...




Toplam oy: 510
Maurice Blanchot
Monokl
Sizi beklediğinizden çabuk etkileyen, şiirine, ritmine hemencecik kapıldığınız üstelik de çok ama çok zarif, dokunaklı bir anlatı Bekleyiş Unutuş.

Maurice Blanchot, "hiç ulaşılmamış, gecenin kalbinden aşırılmış, 'öteki gece'nin yazarı", "yazarın uykusuzluğunu misafir eden gecenin yazarı"... Deneysel hatta belki de radikal yazı deneyiminin yazarı... Ya da en açığı, parçalı anlatının sonuna giden adam. Ve onun Bekleyiş Unutuş'u. Dili parçalayıp bölen, sözü bir fısıltıya, anlatıyı şiire yakın bir kesintisizliğe çeviren romanı. Roman mı? Değil tabii, kimbilir belki de sadece bir roman deneyimi. Merkezi silip yok eden, kurgunun basamak taşlarını söküp atan bir anlatı. Ama aynı zamanda bir aşk hikayesi de. Aşk dil evreninde ne kadar gerçekleşirse o kadar işte.

 

İçinde pek az eşyanın olduğu minimalist bir otel odasında, bir erkek ve bir kadın. Fransızcada erkek tekil şahıs zamiri ile kadın tekil şahıs zamirinin, "ll" ve "elle"in karşılaşması. Bizim ait olduğumuz dil ailesinde, Ural-Altay dillerinde cinsiyet ayrımı yok, o nedenle anlamamız biraz zor. Ama Fransızcanın ait olduğu Hint – Avrupa dillerinin temelinde yer alır cins ayrımı, haliyle yaşamı, dili, zamanı ve elbette anlatılan hikayeyi değiştirir. Dili -tüm kültür unsurları gibi-, eril aklımızın inşa ettiğini kabul edersek Bekleyiş Unutuş'ta da erkek yani "ll", "elle"den bir adım öndedir. Önce o anlatır. Zamanı da, zamansızlığı da, bekleyişi de unutuşu da evvela o belirler. Ama bu böyle devam etmeyecektir. Kadın ve erkek, ilk karşılaşmalarını ve aşkın ilk ortaya çıktığı anı beklerler, ya da olan biteni unutarak onu yeniden yaratmayı umarlar.

 

"Bekleyiş, herhangi bir şey beklemeyi reddeden bekleyiş, adımların kıvrımlarını açarak gözler önüne serdiği sakin uzam.

 

Adam aşırı dikkat gerektiren edimlerde gizlenmiş ve dağılmış bir şekilde erişilmeye müsait temel bir dikkatsizliğin hizmetinde olduğu hissine kapılıyordu. Bekleyen, fakat bekleyişe müsaade etmeyecek olana bağımlı halde bekleyen bir bekleyiş.

 

Kadın için beklemek, öyle görünüyor ki, sonunu getirmek zorunda olacağı ve neticesi de bir hedefe doğru adım adım ilerlemek olan bir hikayeye kendini teslim etmekti. (...)

 

Beklemek, neyi beklemeliydi? Eğer adam bunu ona sorsaydı, kadın şaşıracaktı, zira onun için bu yeterli bir kelimeydi. Bir şey beklendiğinde artık daha az bekliyorduk."

 

Zamanın yokluğuna doğru yazmak

 

 

Dişil ve eril düşünce, kadın ve erkek arasında oldukça hassas bir dans sözkonusu burada. Aklıma ister istemez Ahmet Hamdi Tanpınar'ın zamanı geliyor. Tanpınar'ın kayıp zamanı bulmayı değil de aramayı sevdiği. Blanchot da zamanın yokluğuna doğru yazıyor. Kronolojik zamanı homojen hale getirmesi bir yana, yazmanın sonsuz zamanına bırakıyor kendini. Bir askıda kalma hali yaratıyor ki, tekinsize, varlığın yok edici gücüne çekiyor dikkatimizi. Ve haliyle "ll", kendini giderek "elle"e, onun kaotik, "yok-zamanına" bırakıyor. Belki de beklenen oluyor!

 

Blanchot'un bir felsefeci olduğunu unutmayalım. Radikal bir sol düşünceyi takip ettiğini... Dilin, düşüncenin ve edebiyat türlerinin sınırlarında, içinde gezmenin, toplumsal cinsiyeti, kadın-erkek, dişil-eril düşünce, aşk-ilişki üzerinden giderek, bir edebiyat eseri içinde tartışmanın zorluğu bir yana, onu okumanın zorluğu bir yana. Yazar, zamanı, uzamı ve hatta kahramanlarının varlıklarını alıyor okurun elinden, dilin ve edebiyatın alışılageldik yasasını, yazarla okur arasında yapılan inanç anlaşmasını da bir kenara koyuyor, daha doğrusu sorguluyor. Hal böyle olunca bir okur olarak paniğe kapılmak mümkün. Ama tüm alışkanlıklarınızı ve biliyormuş gibi yaptıklarınızı bir kenara koyduğunuzda sizi beklediğinizden de çabuk içine alan bir metinle karşı karşıya olduğunuzu anlıyorsunuz. Sizi beklediğinizden çabuk etkileyen, şiirine, ritmine hemencecik kapıldığınız üstelik de çok ama çok zarif, dokunaklı bir anlatı Bekleyiş Unutuş. Hani, Barthes der ya, bir roman, onu okuduktan sonra hiçbir şey önceki gibi olmamalı diye. Bekleyiş Unutuş da öyle işte. Okuma deneyime dönüşüyor, okuduktan sonrası değişiyor.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Şahane Bir Kitap Yazıları

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

Bir ev düşünün... Büyük, karanlık, kasvetli; soğukla, fısıltılarla, gölgelerle ve kitaplarla dolu... Binlerce ciltli kitap düşünün; sahibi onlara kitap değil, zehir, diyor. Zehirle dolu kitaplar, erotizmle, sapkınlıkla, şehvetle dolu kitaplar... Ve bu kitapların başında iki genç kadın, birbirini seven, birbirinden nefret eden iki kadın.

Mercé Rodoreda ile tanıştınız mı? Ve onun Natalia’sıyla... Çok kıymetli ama çok geç bir tanışma olacak bu hepimiz için. Çünkü Türkçeye yeni çevrilen Güvercinler Gittiğinde, dünya edebiyatının başyapıtlarından biri. Aynı zamanda edebiyatta kadın dilini arayan yazarların yoluna ışık tutacak yetkinlikte bir dile, romanın insan ruhunu arayan doğasını kavrayan güçte bir anlatıma sahip.

Kadere başkaldırmak şüphesiz bir kahramanlıktır. Hatta kahramanlık dediğimiz şey, her şeyden önce kadere başkaldırmakla başlar belki de. Hikayelere bakacak olursak, sonu da iyi biter genellikle; kader değişir, kahraman olgunlaşır, bir anlamda mutlu son yakındır. Kahraman hem dünyayı hem de kendisini değiştirmiş olacaktır büyük ihtimalle.

Nick Hornby, küçük takıntıların, sıradan insanların sıradan hikayelerinin yazarı... Onu çağdaş dünya edebiyatı içinde erkek ruhundan anlayan ve bu ruhu en iyi kaleme alan yazarlardan biri olarak da tanıyoruz. Ancak Hornby, Türkçeleşen son kitabı Komik Kız ile bu defa kendisini tanımlayan tüm çerçevelerin dışına çıkıyor, hem de çok dışına! 

 

Söyleşi

Tarkan Kaynar ile söyleşi:


"Hayvanlar her zaman ilacım olmuştur."


Ece KARAAĞAÇ

 

ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.