Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

   

Şahane Bir Kitap


Şahane Bir Kitap

Hikayeyi kim çizdi, cinayeti kim çözdü?




Toplam oy: 433

Aptülkadir Elçioğlu… Bu ismi söylemem birçoğumuz için bir anlam ifade etmeyecektir belki, ancak Aptülika desem… İşte o zaman her şey değişir… Zira Türkiye’nin mizah kültürü içinde bir mihenk taşıdır bu nev-i şahsına münhasır isim. Gırgır dergisinde çizmeye başladığı “Grup Perişan” ile hayatımıza girdiğinde yıl 1987’diydi. Başlı başına muhalif bir kültür demek olan mizahın içinde daha da farklı, daha da ayrıksı bir duruşu vardı, ama hayatımızın tam da ortasına dalmakta ustaydı. Daha doğrusu Aptülika’nın kendini, kendi gönlünü bize açarak çizmesi, bizim onun hayatına dalıyormuş gibi hissetmemizi sağlamıştı sanki. Bunda bantlardan yayılan keskin elektrogitar sesinin de önemli bir katkısı olduğunu söylemeliyim tabii. Gırgır’ın ardından Hıbır geldi. Kurucularından biri olduğu bu derginin 11 sene sonra kapanmasının ardından Grup Perişan da hayatımızdan çıkıp gitti. Aptülika bu yıllardan itibaren kaleminin ucunu daha da sivrilterek politik karikatür üzerine yoğunlaşmaya başlamıştı. Bu defa kuruluşuna katkıda bulunduğu dergi Cumhuriyet’in mizah eki olan Dinozor’du. Bilenler biliyorlar, o şimdi Cumhuriyet’in Cumartesi ekinde çiziyor, her pazartesi gecesi Rock FM’de nefis programlar hazırlıyor, perşembeleri Baraka’da Blues Perişan gecelerinde dj’lik yapıyor ve Kuzguncuk’ta yaşıyor.

 

Aptülika’nın Kuzguncuk’ta yaşaması önemli zira Ahmet Ümit’in Başkomser Nevzat maceralarından biri olan “Davulcu Davut’u Kim Öldürdü?”nün başkahramanı Kuzguncuk. Ve kitabın çizeri de Aptülika… Hal böyle olunca insanın önce bir solukta okuyup bitirdiği, sonrasında da bazı ayrıntılara tekrar tekrar dönüp bakmak istediği bir çalışma çıkmış ortaya. Hikaye bir yana, sanki orada yaşadığını açık edercesine, biz hayranlarına da yıllardır yaptığı gibi, Kuzguncuk’un da ruhuna dokunmayı başarmış bu usta çizer. 

 

Tabii, hikaye bir yana sözü, sözün gelişi. Başta da dediğim gibi “Davulcu Davut’u Kim Öldürdü?” bir başkomser Nevzat macerası. Polisiye seven okurların yakından tanıdığı, daha önce dizi filmlere kahraman, İsmail Gülgeç’in de çizgilerine mazhar olmuş bu ünlü kahraman bu defa kozmopolitliğiyle öne çıkan sakin bir Boğaz semtinde işlenen cinayeti çözmek üzere harekete geçiyor. Bir ramazan vakti, semtin davulcusu Davut kanlar içinde Kuzguncuk’un Ayios Panteleymon Kilisesi’nin önünde bulunuyor. İlk akla gelen elbette çok uzun yıllardır gül gibi geçinip giden Müslüman ve Hıristiyan halkın arasını açmak için ortaya konmuş bir nifak tohumu olabileceği. Kendisi de köklü bir İstanbullu olan Nevzat, bu senaryonun üzerinde durmayacak kadar deneyimli. Bunun dini-milli bir dava olamayacağının, muhtemelen vaka-i adiyeden olduğunun farkında, ancak bir davulcu neden öldürülür ki, hele ki bir ramazan vakti? İpuçlarının peşinden zarifçe yürüyor Nevzat hep olduğu gibi; kriminolog Zeynep’in bilimsel tespitlerinden yararlanıyor, yardımcısı Ali’yi sakinleştirerek olaya odaklanmasını sağlıyor ve elbette karşısına çıkan insanları büyük bir dikkatle dinliyor, her hareketlerini gözlemliyor. Davulcu Davut’u Kuzguncuk’un entelektüel sakinlerinden bir ressam mı öldürdü yoksa gücüne hakim olamayan yarım akıllı bir Çingene çocuğu mu? Peki her ramazan davul çalma işinde büyük paraların döndüğünü bilip bunun peşine düşen küçük mahalle çetelerinin bu cinayette parmağının olma olasılığı nedir? Aslına bakarsanız Ahmet Ümit, bir polisiye yazarı olarak ‘katil kim’ sorusunu hikayelerinin sonuna kadar saklamayı beceremeyen, bazen ortalara doğru hatta bazen her şeyin en başında açık eden bir yazar. Ancak katilin kim olduğunu tahmin etmek iyi polisiye okurunu durduran bir unsur da değildir. Davulcu Davut’u kimin öldürdüğünü, hatta ne sebeple öldürmüş olduğunu bile çok başlarda tahmin etmeye başlıyoruz, fakat hikayenin akıcılığı ve Aptülika’nın nefis çizimleri sayesinde hevesimiz kaçmıyor.  Hikaye boyunca İstanbul’un eski semt kültürünün vurgulanışı, suçun psikolojisi üzerinde, katilin sebepleri ve yol açtığı sonuçlar üzerinde yoğunlaşılması “Davulcu Davut’u Kim Öldürdü?”nün ana eksenini katil kim sorusundan, katilin sebebi ne sorusuna kaydırıyor.

 

“Davulcu Davut’u Kim Öldürdü?” Kuzguncuk’u bilenler için küçük süprizlerle de dolu, semtin sahafından komşu hanımlara kadar tanıdık simaları yerleştirmiş hikayenin içine Aptülika. Bir de son olarak balıkçı İdris’in tezgahındaki balıklardan ressam Yusuf Katipoğlu’nun “Deniz ve İnsan” adlı sergisine geçişin hikayenin en etkileyici bölümlerinden biri olduğunu, kendisine tekrar tekrar baktırdığını söylemeden geçmek istemem.  

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Şahane Bir Kitap Yazıları

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

Bir ev düşünün... Büyük, karanlık, kasvetli; soğukla, fısıltılarla, gölgelerle ve kitaplarla dolu... Binlerce ciltli kitap düşünün; sahibi onlara kitap değil, zehir, diyor. Zehirle dolu kitaplar, erotizmle, sapkınlıkla, şehvetle dolu kitaplar... Ve bu kitapların başında iki genç kadın, birbirini seven, birbirinden nefret eden iki kadın.

Mercé Rodoreda ile tanıştınız mı? Ve onun Natalia’sıyla... Çok kıymetli ama çok geç bir tanışma olacak bu hepimiz için. Çünkü Türkçeye yeni çevrilen Güvercinler Gittiğinde, dünya edebiyatının başyapıtlarından biri. Aynı zamanda edebiyatta kadın dilini arayan yazarların yoluna ışık tutacak yetkinlikte bir dile, romanın insan ruhunu arayan doğasını kavrayan güçte bir anlatıma sahip.

Kadere başkaldırmak şüphesiz bir kahramanlıktır. Hatta kahramanlık dediğimiz şey, her şeyden önce kadere başkaldırmakla başlar belki de. Hikayelere bakacak olursak, sonu da iyi biter genellikle; kader değişir, kahraman olgunlaşır, bir anlamda mutlu son yakındır. Kahraman hem dünyayı hem de kendisini değiştirmiş olacaktır büyük ihtimalle.

Nick Hornby, küçük takıntıların, sıradan insanların sıradan hikayelerinin yazarı... Onu çağdaş dünya edebiyatı içinde erkek ruhundan anlayan ve bu ruhu en iyi kaleme alan yazarlardan biri olarak da tanıyoruz. Ancak Hornby, Türkçeleşen son kitabı Komik Kız ile bu defa kendisini tanımlayan tüm çerçevelerin dışına çıkıyor, hem de çok dışına! 

 

Söyleşi

 

Emily Gould ile söyleşi // Zeynep Şen


ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.