Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

   

Şahane Bir Kitap


Şahane Bir Kitap

İpin ucunu kaçırmayınız!




Toplam oy: 597
Robert Fulford
Kolektif Kitap
Kanada'nın önde gelen kültür gazetecilerinden Robert Fulford, insanlığın yakın kültür tarihinde hikaye anlatma edimi ekseninde geziyor Anlatının Gücü'nde.

"Kendimiz için bir anlatı inşa ederiz ve bir günden ötekine bu ipi takip ederek ilerleriz. Kişilik bölünmesi yaşayanlar bu ipin ucunu kaçırmış olanlardır." Evet, Paul Auster özel hikayelerimizden, kişisel tarihimizi inşa edip kim olduğumuzu ortaya koymak için başta kendimize ve başkalarına anlattığımız hikayelerden söz ediyor. Çünkü bizler hikaye anlatmaya ve dinlemeye evvela kendimizden başlıyoruz. Çünkü bizi biz yapan bir hikayemiz olmadığını anlamak, varlığımızın anlamsız olduğunu fark etmek demek ve bunu kaldırmamız mümkün değil. Çünkü ancak hikaye anlatarak yaşamın korkutucu rastlantısallığını yenebilir, yaşam denen kaosa bir çeki düzen verebiliriz... Öyleyse dil varsa hikaye vardır. Hikaye varsa yaşam vardır, diyebiliriz.

 

Kanada'nın önde gelen kültür gazetecilerinden Robert Fulford, insanlığın yakın kültür tarihinde hikaye anlatma edimi ekseninde geziyor Anlatının Gücü'nde. Hikayelerden söz ederken dedikodu ve yalanı atlamak olmaz. Hatta Fulford önceliği dedikoduya ve yalana veriyor. Hikaye anlatmanın diğer ihtişamlı biçimleri gibi dedikodunun da kısmen anlayacağımız ironiler ve belirsizlikler barındırdığını, korkularımızı ve endişlerimizi ifade ettiğini ve ahlaki yagılar ortaya koyduğunu düşünürsek, Fulford bu konuya dikkat çekmekte hiç haksız sayılmaz. Üstelik yakından baktığımızda dedikodunun edebiyatı da beslediğini görürüz. Tolstoy, Flaubert, Proust ve hemen tüm büyük romancıların yapıtlarında hafif bir dedikodu havası sezmemiz mümkündür: Şimdi neler olduğuna inanamayacaksınız! Durun da anlatayım!

 

Büyük anlatı

 

Tabii işin bir de "büyük anlatı" dediğimiz kısmı var. İnsan olarak hikayeler aracılığıyla nasıl kendi benliğimizi inşa ediyorsak insanlık olarak da büyük anlatılar aracılığıyla tarihimizi inşa ediyoruz. Fulford bu noktada değişen tarih algısına ve büyük tarih yazarlarına değiniyor. Amerika'nın keşfi, Roma'nın çöküşü, Caz müziğinin tarihi, 68 kuşağının hikayesi, İkinci Dünya Savaşı, Batı medeniyetinin sonu... Şüphesiz ki listeyi uzatabiliriz. Büyük anlatılar, ikamet ettiğimiz mekanlardır diyor yazar, orada ikamet etmek isteriz. Ama gelin görün ki değişmez ve çürümez bir özgüvenle konuşan büyük anlatılar, istemedikleri halde sürekli değişim içindedirler. Üstelik buna son yıllarda iyiden iyiye gelişen ve oturaklı hale gelen büyük anlatı eleştirisi de eklenmiştir. Tarihi anlatı, gözünü büyükten küçük olana, gündelik hayata çevirmiştir iyiden iyiye. Ama bu sefer de büyük resmi gözden kaybetme tehlikesi doğmuştur. Kısacası anlatının her türüne olan ihtiyacımız baki.

 

Anlatının Gücü'nün kanımca en dikkat çekici, en parlak bölümü "Modernitenin Çatlak Aynası". Yazar özellikle 1940'lardan itibaren edebiyat sahnesinde boy göstermeye başlayan "güvenilmez anlatıcı" ekseninde modern ve postmodern eleştiriye odaklanıyor. Geçtiğimiz yüzyılın en simgesel edebi araçlarından biri görünmez anlatıcı. Nabokov'dan Agatha Chiristie'ye, Faulkner'den Fitzgerald'e pek çok büyük edebiyatçının kahramanıdır o. Güvenilmez anlatıcı aracılığıyla edebiyatçılar uzun yıllardır hikayenin ve gerçekliğin sınırlarını zorluyorlar. Dille başlayan hikayenin gerçeklere ne kadar değdiğini, değebileceğini kurcalıyorlar. Ama görünen o ki, hikayeler değişiyor, hayat yenileniyor ama gerçek dediğimiz şeyle aramızdaki mesafe hiç değişmiyor. Nabokov'la bitirelim: "Gerçekliğe git gide yaklaşabilirsin, ama asla yeterince yaklaşamazsın çünkü gerçeklik sonsuza giden basamaklardan, algı katmanlarından, yanlış temellerden oluşur, bu yüzden de... ulaşılmazdır."

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Şahane Bir Kitap Yazıları

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

Bir ev düşünün... Büyük, karanlık, kasvetli; soğukla, fısıltılarla, gölgelerle ve kitaplarla dolu... Binlerce ciltli kitap düşünün; sahibi onlara kitap değil, zehir, diyor. Zehirle dolu kitaplar, erotizmle, sapkınlıkla, şehvetle dolu kitaplar... Ve bu kitapların başında iki genç kadın, birbirini seven, birbirinden nefret eden iki kadın.

Mercé Rodoreda ile tanıştınız mı? Ve onun Natalia’sıyla... Çok kıymetli ama çok geç bir tanışma olacak bu hepimiz için. Çünkü Türkçeye yeni çevrilen Güvercinler Gittiğinde, dünya edebiyatının başyapıtlarından biri. Aynı zamanda edebiyatta kadın dilini arayan yazarların yoluna ışık tutacak yetkinlikte bir dile, romanın insan ruhunu arayan doğasını kavrayan güçte bir anlatıma sahip.

Kadere başkaldırmak şüphesiz bir kahramanlıktır. Hatta kahramanlık dediğimiz şey, her şeyden önce kadere başkaldırmakla başlar belki de. Hikayelere bakacak olursak, sonu da iyi biter genellikle; kader değişir, kahraman olgunlaşır, bir anlamda mutlu son yakındır. Kahraman hem dünyayı hem de kendisini değiştirmiş olacaktır büyük ihtimalle.

Nick Hornby, küçük takıntıların, sıradan insanların sıradan hikayelerinin yazarı... Onu çağdaş dünya edebiyatı içinde erkek ruhundan anlayan ve bu ruhu en iyi kaleme alan yazarlardan biri olarak da tanıyoruz. Ancak Hornby, Türkçeleşen son kitabı Komik Kız ile bu defa kendisini tanımlayan tüm çerçevelerin dışına çıkıyor, hem de çok dışına! 

 

Söyleşi

Serhat Tolga Yıkıcı ve Ayşegül Kirpiksiz ile söyleşi:


 “Wattpad genç okuru daha iyi anlamamıza imkan veriyor.”


Ece KARAAĞAÇ

 

ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.