Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

   

Şahane Bir Kitap


Şahane Bir Kitap

Mezar taşlarının peşinde…




Toplam oy: 332
Recaizade Mahmut Ekrem
İletişim Yayıncılık
Recaizade Mahmut Ekrem, anlayamadığımız mezar taşlarını bir kez daha enine boyuna düşünmek için elimizi güvenle uzatabileceğimiz bir yazar...

Modern romanın edebiyatımızdaki ilk örneği. Batı özentiliğinin eleştirisi… Araba Sevdası denince art arda bu iki cümleyi sıralar geçeriz, aslına bakarsanız haksızlık ederiz. Doğrudur, yanlış değildir bu tespitler; ama eksiktir. Hem de oldukça eksik. Çünkü Araba Sevdası her şeyden önce dil üzerine yazılmış bir romandır. Daha doğrusu dilsizlik üzerine...

 

Pekala biliriz ki, dile dair sorulacak soruları otorite değil edebiyat sorar ve gerekiyorsa yanıtları edebiyat verebilir ancak. Osmanlıca-Türkçe tartışmalarının giderek yükseldiği bugünlerde romanın derli toplu bir yeniden basımıyla karşılaşınca hiç duraksamadım ve Bihruz Bey'in çok dilli, çok özenti, absürd, parodik, hatta neredeyse fantastik dünyasına daldım.

 

Bihruz Bey, kibarlık özentisi, aklı bir karış havada, cahil, züppe, bencil bir mirasyedi. Bir gün Çamlıca bahçesinde tesadüf ettiği, hepi topu bir iki kelime konuştuğu Periveş Hanım'a abayı yakıyor. Bihruz Bey'in amacı da, Periveş'i bir kez daha görebilmek ve ona bu büyük, ani sevdasını bir mektupla anlatıp yeni, gerçek bir randevu koparabilmek. Bunun için kolları sıvıyor Bihruz. Ancak Batı özentiliği yüzünden Arabi, Farsi dil eğitimine pek kulak asmamış, İngilizce ve Fransızcayı da yarım yamalak anlayıp konuşabilen Bihruz'un iki kelimeyi bir araya getirip, bir sevda nağmesi yazması ne kadar da zor. Bunun için başvurduğu kaynakları bir türlü anlayamıyor, kopya edeyim dediğinde, bir erkeğe yazılan şiiri bile anlamayıp kadın güzelliğine atfediyor. Kendi dilindeki bir kelimenin anlamını çözebilmek için Redhavz'a, Fransızca sözlüklere bakacak derecede bir dil karmaşası içinde. Bihruz Bey'in dilsizliği sadece kelime anlamıyla dil üzerine de değil. Toplumsal, kültürel kodlara da yabancı. Gündelik hayatın dilini okumayı beceremiyor; bundandır ki, öncelikle arabasının şıklığından etkilenip yüksek zümreye ait olduğunu düşünür Periveş'in. Oysa ki, eline erkek eli değmemiş sandığı Periveş, bir duldur, arabası kiralıktır ve hiç de öyle yüksek zümreden falan gelmemektedir. İş bununla da bitmez. Bihruz sadece gördüklerini değil, duyduklarını da tam olarak anlama becerisinden yoksundur.

 

 

"-Bak bak Çengi Hanım yer aynası!... Görüyor musun kendini?

-Yer aynası mı?.. O da nedir? Yer elması bilirim ama yer aynası hiç işitmedimdi!

-Yaşmağını biraz sıyırır da bakarsan yer aynasının içinde iki tane yer elması da görürsün..

-Nesine bakayım, bulanık bir su… O kırmızı şeyler de zahir Amasya elması olacak..

-Ay Amasya'da elmas çıkar mıymış?.. Ben de bunu işitmedimdi.

-Elma, ayol elma! Elmas değil. Elmasın, pırlantanın İngiltere'de çıktığını bilmeyecek ne var? Sen de eğlence bulamadın da besbelli benimle eğleniyorsun…

Hanımların bu muhaveresini kemal-i dikkat ve ehemmiyetle işitmek için olduğu yerde -alafranga bir tabir ile- sera-pa guş kesilen Bihruz Bey'in 'yer aynası' teşbihi ve hususuyla 'yer aynası içinde yer elması görüleceği' telmihi münasebetleriyle kendi kendisine 'Kel espri!.. Kel fines (Ne letafet! Ne ince düşünüş!)' diyerek sarışın hanımın zarafetine hayran olup dururken en sonra İngiltere lafzını işittiği gibi bunu mücerret kendisine ait olmak üzere fırlatılmış –pırlanta kadar kıymetli- bir ufak taş olarak kabul etmek istedi."

 

Böyle böyle saçma çıkarımlarla, içi boş özentilikleri, türlü züppeliliklere katarak olmayacak bir sevda masalı inşa eder Bihruz Bey. Yarattığı şey olsa olsa gülünç bir yokluktur. Öyle ki, büyük aşkını karşısında görünce tanıyamayacak kadar gülünç bir yokluk! Çünkü Recaizade Ekrem çağının kültürel karmaşasından, bir yazma ve okuma parodisi yaratmıştır. Tuhaf bir şekilde bu yaratımının, yani romanının da tür olarak yanılsama ve gerçeklik arasındaki o hiç noktasına oturduğunu bilmektedir sanki. Kitaba etkileyici bir önsöz yazan Jale Parla'ya göre, "Recaizade Ekrem'i çağdaşları arasında benzersiz kılan, tüm eylemleri eylemsizliğe, tüm öykünmeleri başarısızlığa, duyguyu abes duygusallığa ve düşü (ki yaratıcılığı da içerir) yokluğa dönüştüren bir roman yazmış olmasıdır. Recaizade Ekrem haşarı bir oğuldur."

 

Evet, Recaizade Mahmut Ekrem haşarı, eğlenceli, çok zeki bir oğul. Tanzimat döneminden günümüze edebiyatımızın işaret fişeğini yakan, doğu ile batı arasında bitmek bilmeyecek kültürel karmaşamızın adını daha çok erken bir dönemde koyan bir yazar... Anlayamadığımız mezar taşlarını bir kez daha enine boyuna düşünmek için elimizi güvenle uzatacağımız bir yazar Recaizade Mahmut Ekrem; ve sevda, Araba Sevdası...

 


 

* Görsel: Meltem Şahin

 


Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Şahane Bir Kitap Yazıları

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

Bir ev düşünün... Büyük, karanlık, kasvetli; soğukla, fısıltılarla, gölgelerle ve kitaplarla dolu... Binlerce ciltli kitap düşünün; sahibi onlara kitap değil, zehir, diyor. Zehirle dolu kitaplar, erotizmle, sapkınlıkla, şehvetle dolu kitaplar... Ve bu kitapların başında iki genç kadın, birbirini seven, birbirinden nefret eden iki kadın.

Mercé Rodoreda ile tanıştınız mı? Ve onun Natalia’sıyla... Çok kıymetli ama çok geç bir tanışma olacak bu hepimiz için. Çünkü Türkçeye yeni çevrilen Güvercinler Gittiğinde, dünya edebiyatının başyapıtlarından biri. Aynı zamanda edebiyatta kadın dilini arayan yazarların yoluna ışık tutacak yetkinlikte bir dile, romanın insan ruhunu arayan doğasını kavrayan güçte bir anlatıma sahip.

Kadere başkaldırmak şüphesiz bir kahramanlıktır. Hatta kahramanlık dediğimiz şey, her şeyden önce kadere başkaldırmakla başlar belki de. Hikayelere bakacak olursak, sonu da iyi biter genellikle; kader değişir, kahraman olgunlaşır, bir anlamda mutlu son yakındır. Kahraman hem dünyayı hem de kendisini değiştirmiş olacaktır büyük ihtimalle.

Nick Hornby, küçük takıntıların, sıradan insanların sıradan hikayelerinin yazarı... Onu çağdaş dünya edebiyatı içinde erkek ruhundan anlayan ve bu ruhu en iyi kaleme alan yazarlardan biri olarak da tanıyoruz. Ancak Hornby, Türkçeleşen son kitabı Komik Kız ile bu defa kendisini tanımlayan tüm çerçevelerin dışına çıkıyor, hem de çok dışına! 

 

Söyleşi

Tarkan Kaynar ile söyleşi:


"Hayvanlar her zaman ilacım olmuştur."


Ece KARAAĞAÇ

 

ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.