Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

   

Şahane Bir Kitap


Şahane Bir Kitap

Şehrazat'ın evlatları




Toplam oy: 384
Azade Seyhan, Türk romanının doğuşu ve gelişimini, romanın kendi dışındaki toplumsal ve kültürel dünyada yaşananları yansıtmak konusundaki sürekliliği çerçevesince ele alıyor.

Ne vakit Türk edebiyatının üzerine oturduğu modernleşme endişesi üzerine düşünsem, rüyalarım gelir aklıma. Sözde yetişemediğim hayati sınavlar; kaçırdığım vapurlar, otobüsler; yetiştiremediğim ödevler ve yazılarla dolu, dekoru farklı, ruhu hep aynı rüyalar... Ya da gün içinde, ortada hiçbir şey yokken, sanki yapmam gereken çok önemli bir şeyleri yapmıyormuşum hissiyle içimi dolduran sebepsiz endişe atakları... Modern insan denince, aklıma haliyle "ben" gelir, "ben" gelince de gecikmişlik, yetişememe, an'ı tutamama, an'ı, an itibariyle gerçekleşen dönüşümü yakalayamama hali. Bir tür kanıksanmış buhran yani... Ahmet Hamdi Tanpınar boşa dememiş "Türk tarihinin fatalitesi gecikme dediğimiz korkunç şeydir" diye... Modernizmin bende, modern insanda gölgelenen teşekkülü bu mu peki sadece? Değildir elbette ama, sözünü ettiğim yabana atılır bir genelgeçer hal de değildir. Bunu aslında sadece kendimden değil, romanlardan biliyorum, özellikle de Türk edebiyatının başyapıtlarından.

 

Elimde gözden kaçmaması gereken nefis bir çalışma: Modern Türk Romanı / Kesişen Yazgıların Hikayesi. Yazarı Azade Seyhan. Seyhan'ın modern Türk romanı üzerine yaptığı incelemeyi bu türden incelemelerden ayıran çok önemli bir özelliği, bir farklılığı var; Türk romanının doğuşu ve gelişimini, kavramsal kırılmalar yerine, romanın kendi dışındaki toplumsal ve kültürel dünyada yaşananları yansıtmak konusundaki sürekliliği çerçevesince ele alıyor. Çok ilginç tespitleri var Seyhan'ın. Osmanlı'nın çöküşü ve Cumhuriyetin kuruluş döneminden itibaren siyasi mücadelelerin tarihinin, edebiyat metinlerin de tarihi olduğunu söylüyor: "Geç dönem Osmanlı İmparatorluğu'nun uzun süreli reform hareketleri, en ikna edici ve ayırt edici biçimlerini edebiyat alanında bulmuştur." Düşüncesinin derinliklerinde ise edebiyatı, reformların, aydınlanma düşüncesinin en çok varlık bulduğu alan olarak tanımlıyor.

 

Osmanlı'nın son dönemleri ile Kurtuluş Savaşı'na kadar olan dönemi genel bir perspektifte inceledikten sonra "Ulusun Büyüme Ağrıları"na geçiyor Seyhan. Burada Halide Edib'in Ateşten Gömleği, Yakup Kadri'nin Yaban'ı, Reşat Nuri'nin Çalıkuşu ve Yeşil Gece'si ekseninde erken dönem Cumhuriyet romancılarının kuvvetli sezgilerinin laiklik ve İslam, halk ve aydınlanmacı Cumhuriyet elitleri arasında çıkacak sorunları nasıl önceden haber verdikleri üzerinde duruyor. Söz konusu romanlarda "bastırılmış olanın geri gelişi"ni anlatıyor. "Erken dönem Cumhuriyet romancıları baskı, korku ve cehaletin gücünün gaddarlığını anlayıp bunlarla yüzleşmenin yollarını yeniden tahayyül edebilmek için gerekli olan iradeyi gösterdiler. Kendi nesillerinin ve sonraki kuşakların farklı bir toplum yaratabilecek güçleri olduğuna inandılar. Yazdıkları, Türkiye'nin modernleşme enerjisiyle İslami mirası arasındaki çatışma ve temkinli uzlaşmanın değişken dönemlerini önceden görmüştü."

 

Tam burada durup, ister istemez zamanımıza ışınlanıp Gezi ve sonrasının edebiyatımıza yansımalarını sabırsızca beklediğimiz an'a geliyoruz. Günümüzden bir yirmi yıl sonra hangi edebiyat eserlerinin Gezi'yi öngören yapıtlar olarak yorumlanacağını, hangilerinin sürecin gidişatını hissedip yönlendiren sıfatına yakıştırılacağını düşünüyoruz ister istemez. "Modern Türk edebiyatı tarihi yeterince çalışılmamış ve büyük ölçüde keşfedilmemiş muazzam bir arşivdir," diyor Seyhan, öyle geliyor ki bugün yazıp çizen, ama kendiliğinden, ama piyasa desteğiyle göz önünde olan yazarlarımız bu arşive vakıf olmadıkça, üzerinde oturdukları edebi dünyanın ayrıntılarına hakim olmadıkça Gezi sonrasında da, diğer toplumsal olguların, olayların sonrasında da incelenecek, bu anlamda masaya yatırılacak bir edebiyatımız olmayacak. Çünkü Dünya Edebiyat Bağlamında Modern Türk Romanı'nı okuma sürecinde de, bitirdikten sonra da bir kez daha anlıyoruz, siyasi geleneği yaratan zannettiğimizden de güçlü bir edebiyat mirasının üzerinde oturduğumuzu. Çünkü, bu mirasın farkına varıp ona ortak olmaktan kaçınan her türlü yazarın ve metnin, birer tüketim nesnesinden öteye, en önemlisi de bugünden sonraki güne geçemeyeceğini...

 

Ve son olarak edebiyat incelemelerinin ve eleştiri kitaplarının giderek seyrelmesi karşında buna direnen çok az yayınevi kaldığını hatırlatmak istiyorum. Bu kadar çok roman ve öykü kitabının yayımlandığı bir ortamda, ortada büyük bir boşluğun var olduğunu yani... Azade Seyhan'ın eleştiri üzerine düşünceleriyle bitirelim: "Eleştirel düşüncenin, diyaloğun ve pedagojinin gerekleri, coğrafi, tarihsel ve disipliner sınırları aşarak bizi henüz ele geçirilmemiş yollar bulmaya ve tıpkı Şehrazat gibi, henüz anlatılmamış hikayeler anlatıp pusuda bekleyen (kültürel) savaş ve ölümü uzakta tutmaya yüreklendirir."

 


 

* Görsel: Severino Baraldi

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Şahane Bir Kitap Yazıları

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

Bir ev düşünün... Büyük, karanlık, kasvetli; soğukla, fısıltılarla, gölgelerle ve kitaplarla dolu... Binlerce ciltli kitap düşünün; sahibi onlara kitap değil, zehir, diyor. Zehirle dolu kitaplar, erotizmle, sapkınlıkla, şehvetle dolu kitaplar... Ve bu kitapların başında iki genç kadın, birbirini seven, birbirinden nefret eden iki kadın.

Mercé Rodoreda ile tanıştınız mı? Ve onun Natalia’sıyla... Çok kıymetli ama çok geç bir tanışma olacak bu hepimiz için. Çünkü Türkçeye yeni çevrilen Güvercinler Gittiğinde, dünya edebiyatının başyapıtlarından biri. Aynı zamanda edebiyatta kadın dilini arayan yazarların yoluna ışık tutacak yetkinlikte bir dile, romanın insan ruhunu arayan doğasını kavrayan güçte bir anlatıma sahip.

Kadere başkaldırmak şüphesiz bir kahramanlıktır. Hatta kahramanlık dediğimiz şey, her şeyden önce kadere başkaldırmakla başlar belki de. Hikayelere bakacak olursak, sonu da iyi biter genellikle; kader değişir, kahraman olgunlaşır, bir anlamda mutlu son yakındır. Kahraman hem dünyayı hem de kendisini değiştirmiş olacaktır büyük ihtimalle.

Nick Hornby, küçük takıntıların, sıradan insanların sıradan hikayelerinin yazarı... Onu çağdaş dünya edebiyatı içinde erkek ruhundan anlayan ve bu ruhu en iyi kaleme alan yazarlardan biri olarak da tanıyoruz. Ancak Hornby, Türkçeleşen son kitabı Komik Kız ile bu defa kendisini tanımlayan tüm çerçevelerin dışına çıkıyor, hem de çok dışına! 

 

Söyleşi

Tarkan Kaynar ile söyleşi:


"Hayvanlar her zaman ilacım olmuştur."


Ece KARAAĞAÇ

 

ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.