Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

   

Şahane Bir Kitap


Şahane Bir Kitap

Yoldan çıkanların yazarı




Toplam oy: 463
Refik Halid Karay Türkçeyi en iyi kullanan yazarlarımızdan biri. Her şey bir yana son derece sade, neredeyse cimri diyebileceğimiz bir dille böylesine etkileyici tasvirler yazdığı için bile okunmalı.

"Irmağa giden yol, kasabadan kurtulunca, göz alabildiğine uzanan sayısız şeftali bahçeleri arasından geçerdi. Haziran içinde bile taşkın dere ayaklarının çamurlu, ıslak tuttuğu bu gölgeli yerlerde otlar bütün bir yaz mevsimi yeniden yeniye sürer, kızgın güneşl, ağaçların tepelerinde meyveleri pişirirken, rutubetli toprakta birbiri arkasına yoncalar fışkırır, çayırlar kabarırdı. Suların serinliği, taze ot kokusu, gölgelik ve bereket içinde bahar bu bahçelerde ta kışa kadar uzayıp giderdi."

 

Gölgelik ve bereket içinde yazdan kışa uzayıp giden bahçelerin hatırı olduğu kadar Türkçenin de hatırı var bu nefis tasvirle başlamamda. Kime sorsanız Türkçeyi en iyi kullanan yazar, der ama okumadan, kulağa söylene söylene klişe gelen bu tanımın hakkını nasıl da verdiğini anlamak imkansızdır Refik Halid Karay'ın. Memleket Hikayeleri'nde yer alan Şeftali Bahçeleri adlı öyküsüne böyle başlar Karay. Küçük bir Anadolu kasabasına gelen tumturaklı, görev aşkıyla dolu, ve neredeyse sıkıcı bir adamın, yani yeni tahrirat müdürünün, tabiatın ve insanın, çevrenin etkisiyle nasıl da yoldan çıktığını, huy değiştirdiğini anlatır. Çünkü insan, Karay'a göre insandan ve içinde yaşadığı mekandan, coğrafyadan, zamandan ayrı düşünülemez. Çünkü edebiyat, insanı, zamanı, mekanı bir bütün olarak kavrayıp anlatmak için yapılır.

 

Elimde üç kutu, evet üç kutu, Refik Halid Karay kitabı. Birini bitirmeden diğerine geçiyor, yazarın hikaye, roman, mizah, oyun, anı türlerinde ürettiği eserlerde geziyorum. Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Karay için "Tam bir yaşam adamıdır," demiş, edebiyat adamı tanımını kendine doğru kayırarak. Ama zaman gösteriyor ki, Karay gibi yemekten içmekten, acıdan keyiften, kadından erkekten, savaştan ve aşktan anlayan bir hayat adamı olmadan edebiyat adamı da olunmuyor. Unutulmaya yüz tutmuş, ve politik nedenlerle mümkünse unutturulmaya çalışılan bir yazın dehası Refik Halid Karay.

 

Evvela politik nedenlerle başlayayım. Onun başyapıtı sayılan Memleket Hikayeleri, sürgünde yazılmış. Sürgünlüğünün nedeni de milli mücadele döneminde sergilediği muhalif tavır. Ne tuhaftır ki yazarın hangi eserine el atarsanız atın onun politik görüşüne dair net bir fikir edinmeniz imkansızdır. Çünkü Karay, iktidara kim gelirse gelsin, her dönem muhalefette kalmayı başaran, iktidarla, güçle derdi olan edebiyatçı kişiliğinden ödün vermemeyi tercih etmiştir büyük ölçüde. Sözgelimi, Osmanlı hanedanından düşmüş bir prensesi anlatan romanı Nilgün'de, kahramanı, Nilgün'den uzak durmaya çalışmasını "Koyu bir Atatürkçü görüntüsü veririm, olur biter", diyerek kendini rahatlatırken, bir yandan da Osmanlı hanedanının Cumhuriyetten sonra başına gelenleri politik olarak mesafeli ama insani olarak vicdanlı bir şekilde aktarmayı başarır. Karay, kahramanları aracılığıyla insanın sosyal ve politik değişimlerle aldığı şekle, yaşadığı dönüşüme odaklanmayı tercih etmiştir. Edebiyatının zamanın ötesine geçmesinin bir nedeni de belki buradan gelmektedir.

 

Karay'ın dünyası, bu bizim dünyamız...

 

 

Yoldan çıkmak, değişim karşısında duramamak ve çıkarları doğrultusunda kendini dönüştürmek Refik Halid'in temel izleklerinden biridir. Bugün akılda en çok kalan eserlerinden biri olan Bugünün Saraylısı da bu izlek üzerine kurulur. Bir aşk romanındır Bugünün Saraylısı ama romanın kahramanlarını, yani Ata Bey ile Ayşen'i yoldan çıkaran şey aşk değildir. Tutkuları, çıkar hesapları, nefes aldıkları her an büyük bir hızla değişen bir toplum içinde yaşamalarıdır, bunun sebebi. Taşradan ansızın gelen yeğeni Ayşen, Gedikpaşa'da mütevazı bir evde yaşayan, mütevazı bir işle uğraşan Ata Bey'in hayatına bomba gibi düşer. Taşrayla şehir, modernle geleneksel arasında ip gibi gerilir Ata Bey. Ayşen de aklını güzelliğine katarak kendine uygun bir eş, uygun bir yaşam kurma çabasındadır. Ancak tutkular, hırslar ve zaaflar "uygun" dediğimiz şeyin altını oymakta ustadır. Karay hikayesini öyle bir işler ki, Ata Bey'le Ayşen'in birbirlerine karşı duydukları hastalıklı aşk, bir noktada, toplumun ruha zerk ettiği hastalıklar karşısında masumhane bir duyguya dönüşecek hale gelir! Ata Bey, bir yandan tutkuyla severken Ayşen'i, diğer yandan kızın hayatına getirdiği zenginliği, itibarı kaybetmemek adına onu en uygun eşle evlendirmeye çalışır. Ayşen de hissiz bir zarafetle hiç sevmediği adamlar arasından en uygun kocayı bulma çabasındadır. "On gün daha... O kadar! Hatta on bile değil; dokuz! Arkasından birkaç kartpostal... Belki de dört beş satırlık mektuplar. Sonra yeni hayatının süsten, eğlenceden göz açtırmayan meşguliyetleri arasında unutulacağız. Ayda bir defa mesela esrar kaçakçısı Mümin Bey'in yazıhanesine uğrayacağım. Bu, şaşmaz. Zira ya bankaya yahut bir müesseseye emri verilmiştir, aksamadan gelir." Karay'ın dünyası, bu dünyadır; gündeliğin, basit çıkar hesaplarının aşkı her an tekrar tekrar yendiği bu bizim dünyamızdır...

 

Bugünün Saraylısı'nın sonu hazindir. İkinci Dünya Savaşı döneminin, 40'lı yılların İstanbul'u, iyiden iyiye yozlaşmaya başlamış, türedi zenginlerin cirit attığı, her türlü ahlaksızlıklarına rağmen gücü elinde tutanlara tapanların İstanbul'udur. Toplumsal değişim, çürümedir. Çürüme toplumsal olunca, bireysel kaçısın, bireysel çabanın imkanı yoktur. Ayşen de, Ata da bütün bunlardan ister istemez nasibini alacak, kendi felaketlerine hızla yaklaşacaklardır. Aşka düşmenin değil, aşka düşememenin felaketi olacaktır onlarınki. Bugünün saraylısının sonu, dünün saraylısından niye farklı olsun ki!

 

Başta da söylediğim gibi Refik Halid Karay Türkçeyi en iyi kullanan yazarlarımızdan biri. Her şey bir yana son derece sade, neredeyse cimri diyebileceğimiz bir dille böylesine etkileyici tasvirler yazdığı için bile okunmalı. Edebiyat, yaza da yeter nasıl olsa, kışa da...

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Şahane Bir Kitap Yazıları

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

Bir ev düşünün... Büyük, karanlık, kasvetli; soğukla, fısıltılarla, gölgelerle ve kitaplarla dolu... Binlerce ciltli kitap düşünün; sahibi onlara kitap değil, zehir, diyor. Zehirle dolu kitaplar, erotizmle, sapkınlıkla, şehvetle dolu kitaplar... Ve bu kitapların başında iki genç kadın, birbirini seven, birbirinden nefret eden iki kadın.

Mercé Rodoreda ile tanıştınız mı? Ve onun Natalia’sıyla... Çok kıymetli ama çok geç bir tanışma olacak bu hepimiz için. Çünkü Türkçeye yeni çevrilen Güvercinler Gittiğinde, dünya edebiyatının başyapıtlarından biri. Aynı zamanda edebiyatta kadın dilini arayan yazarların yoluna ışık tutacak yetkinlikte bir dile, romanın insan ruhunu arayan doğasını kavrayan güçte bir anlatıma sahip.

Kadere başkaldırmak şüphesiz bir kahramanlıktır. Hatta kahramanlık dediğimiz şey, her şeyden önce kadere başkaldırmakla başlar belki de. Hikayelere bakacak olursak, sonu da iyi biter genellikle; kader değişir, kahraman olgunlaşır, bir anlamda mutlu son yakındır. Kahraman hem dünyayı hem de kendisini değiştirmiş olacaktır büyük ihtimalle.

Nick Hornby, küçük takıntıların, sıradan insanların sıradan hikayelerinin yazarı... Onu çağdaş dünya edebiyatı içinde erkek ruhundan anlayan ve bu ruhu en iyi kaleme alan yazarlardan biri olarak da tanıyoruz. Ancak Hornby, Türkçeleşen son kitabı Komik Kız ile bu defa kendisini tanımlayan tüm çerçevelerin dışına çıkıyor, hem de çok dışına! 

 

Söyleşi

Tarkan Kaynar ile söyleşi:


"Hayvanlar her zaman ilacım olmuştur."


Ece KARAAĞAÇ

 

ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.