Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi


Kerem Yücel ile söyleşi: “İyi bir fotoğraf her zaman kendini anlatabilir.”


Kerem Yücel ile söyleşi:


“İyi bir fotoğraf her zaman kendini anlatabilir.”


Ece Karaağaç

 

Kerem Yücel bir fotoğrafçı. Fotoğrafçı olarak kalabilmek için türlü bedeller ödeyen, çoğu zaman elindekilerden vazgeçen ama yaptığı işi tutkuyla sürdüren bir fotoğrafçı. Uzun yıllar İran, Irak, Pakistan gibi ülkelerde foto muhabir olarak çalışan Kerem Yücel’i Associated Press, Reuters, Europen Photography Agency ve Atlas dergisi gibi mecralarda yer alan çalışmalarının yanı sıra yakın bir zaman önce Can Yayınları tarafından yayımlanan Misafir adlı fotoğraf kitabıyla da tanıyoruz. Kerem Yücel’le fotoğrafın hikaye anlatıcılığına dair imkanlarını ve Misafir’i konuştuk.


Konuya hikaye anlatıcılığı perspektifinden bakacak olursak; yazı karşısında fotoğrafın hikaye anlatmaktaki imkanlarını nasıl görüyorsunuz?



Bir fotoğraf yazarak anlatılmaz. İyi bir fotoğraf her zaman kendini anlatabilir çünkü. Yazı kadar güçlü, hatta bazen yazıdan daha güçlü... Fotoğraf kendine has, başka hiçbir şeyde olmayan bir duyguya ve dokuya sahip. Yazı ile karşılaştırmak yerine birbirlerini desteklemek konusunda hareket ettiklerinde daha huzurlu oluyor.



Peki siz insanları fotoğraflarken onların hikayelerine nasıl yaklaşıyorsunuz? Belli bir an, duygu ya da anıya mı yoksa hikayelerinin geneline mi odaklanıyorsunuz?

 

Mültecilerle çalışırken ya da bir coğrafyayı, kültürü bir derginin sayfalarına taşırken aynı duygu ile hareket etmiyorum. Ama hepsi için aynı seyi yapıyorum. Usulca fotoğraf makinemi kenara bırakıp kahvemi elime alıyorum. Ya şehri adımlıyorum, ya izliyorum, ya sohbet ediyorum ya da misafir oluyorum. Hemen fotoğraf makinesini çıkarıp çekmeye başlamak gibi bir fotoğrafçı refleksi olamaz. Önce bulunduğunuz yeri tanımaya, içine girmeye çabalarsınız. Ertesi gün fotoğraf makinem ile aynı yerlere, aynı sohbetlere geri dönüyorum. Onlar anlattıkça ben çekiyorum ya da şehir-kültür bana ne göstermek isterse onu alıyorum. Israrcı oluyor muyum, evet. Hem de ne ısrar! O hikayenin içine bir kez kabul edildim mi, doğru ışık, doğru mevsim, ne varsa yeniden geliyor ve yeniden tekrar tekrar çekiyorum.

 

 

(Kerem Yücel, "Gizemli Harfler", Kamerun)

 

Suriyeli mültecileri günlük hayatları içinde fotoğrafladığınız Misafir adlı bir kitabınız var. Mültecilerin hikayesini fotoğraflarla anlatma fikri nasıl doğdu?

 

Atlas
dergisi için başka bir konu çekerken kendimi Suriye’de buldum. Savaşın belli belirsiz ayak sesleri geliyordu. Sınır kapıları kapanmıştı. Derken yüzlerce insan sınır kapılarına akın ettiğinde yeniden oradaydım. Sınırın öte yanında olup gelen mültecilerin fotoğraflarını çekmek bir yere kadar devam etti. Yardım örgütlerinin kışlık ihtiyaç dağıtımlarını fotoğraflarken yavaş yavaş yüzler tanıdık gelmeye başladı. Bakışlar, duygular ve çaresizlik bana daha tanıdık geliyordu. Bu saatten sonra sınırdan geçen binlerin, yüzbinlerin değil; aynı tanıdik yüzlerin peşine düşmeye karar verdim. Onların sizden benden bir farkı olmadığını, geride bıraktıkları hayatların ne olduğunu önce anlamaya, sonra anlatmaya karar verdim.



Bir fotoğraf projesinin kitaba dönüşme süreci nasıl ilerliyor? Bu süreçte ne gibi zorluklarla karşılaştınız?



Elimde güçlü fotoğrafların ve hikayelerin olduğunu biliyordum. Aynı zamanda Türkiye’de yayınevlerinin fotoğraf kitabı basmadıklarını da biliyordum. Ben bu hikayelerin kitabevlerinde olmasını, herkes tarafından görülmesini istedim. Bir yerde basılıp kaybolmasını değil. Yayıncı bulmak oldukça zordu. Gönderdiğim Wetransfer dosyalarının indirilmediğini üzülerek gördüm. Can Yayınları ile görüştüğümde ise fotoğraf kitabı basmadıklarını, ama bana yol gösterebileceklerini söylediler. Umutsuz bir şekilde kapılarını çaldığımda sanırım dördüncü fotoğraftan sonra el sıkıştık. Can Yayınları başından sonuna kadar bu kitabın arkasında durdu. Fotoğraf kitabı renk ayrımı, kağıt kalitesi, editörlüğü ile çok daha başka bir iş. Tasarımı başlı başına bir süreç. Matbaada doğru rengi tutturabilmek için defalarca test baskısı yaptık. Tüm bu süreçte amaç fotografı fotoğraf gibi göstermek ve bu kalitede okuyucu ile buluşturmaktı.

 

 



Türkiye’de fotoğraf kitapları ilgi görüyor mu sizce gerçekten de; dünya geneliyle karşılaştırdığımızda Türkiye’deki ilgiyi nasıl yorumlarsınız?

 

Hangimiz dışarıdaki yabancı fotoğraf kitaplarının yanına yaklaşabiliyoruz ki! Sebep fiyatı. Pahalı olması ve emeğin karşılığını vermesi başka bir konu ama bu kitaplar pahalı. Bu kısmı net. Can Yayınları da, ben de bu kitabın herkes tarafından okunmasını istedik. Ve alınabilir bir fiyat ve taşınabilir bir boyutta olması Can Yayınları’nın fedakarlığı sayesinde oldu.




Toplam oy: 107

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Söyleşi

Gökhan Dumanlı ile söyleşi:



"Zarafet ölmedi, görgüsüzlük popüler oldu."


Ece KARAAĞAÇ

 

ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.