Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi


Okan Okumuş ile söyleşi: Sınırların olmadığı bir dünya düşlemek


"Erk sahipleri tarih boyunca kendilerini haritaların merkezine oturtmuşlar, 'Uzak Doğu' gibi yakıştırmaları dünyanın geri kalanına kabul ettirmişler. Sömürgeci bir zihniyetle, çıkar ilişkilerinden doğan bu yapay coğrafi yakıştırmaların zamanla tarihten silineceğini umuyorum."

Okan Okumuş ile söyleşi: Sınırların olmadığı bir dünya düşlemek

 

Mehmet ERKURT

 

Dünya edebiyatını takip ederken çeşitli mecralardan yararlanıyoruz; yazılı basın, haber siteleri, sosyal medya hesapları… Üstelik onların sunduğu bilgiye ulaşmak için hareket etmemiz bile gerekmiyor. Öte yanda ise ham öyküler var. İnsanın ve dünyanın, tanıklık yoluyla edinilen bu ham öyküleri süzülmemiş, özetlenmemiş biçimde çıkıyor karşımıza ve her dinleyene farklı şeyler söylüyor. Onlara ulaşmak için hareket etmek, yer değiştirmek gerekiyor. İşte Okan Okumuş bu öykülerin peşine düşmüş biri... On bir ülkeyi anlattığı Latin Amerika kitabından sonra “Alternatif Gezi Rehberleri” dizisinin ikincisi de yakın bir zaman önce yayımlandı: Doğu Asya. Günümüzde gezgin olmanın hangi süreçleri içerdiğini felsefi bir yaklaşımla ele aldığı Yaşasın Sırt Çantası isimli çalışmasından da tanıdığımız Okumuş’la, gezgin olmanın günümüzdeki anlamını ve dünya vatandaşlığını konuştuk.

 

"İpleri bir tur acentasının eline bırakmayı, bir rehberin peşinden sürüklenmeyi çok acıklı buluyorum."

 

 

“Turist” ile “gezgin” arasındaki farkla başlayalım isterseniz...

 

Seyahat eden insanları “turist” veya “gezgin” diye keskin çizgilerle ikiye ayırmayı çok da doğru bulmuyorum. Bu ayrımdan ziyade, kitle turizminden kaçınmanın gerekliliğini vurgulamaya çalışıyorum. İpleri bir tur acentasının eline bırakmayı, bir rehberin peşinden sürüklenmeyi, sıkıştırılmış programlarla kentlerin ve görülecek mekanların üzerinden hızlıca geçip eve dönme hikayesini çok acıklı buluyorum. Bu koşturmacada seyahatten alınacak keyif minimuma iniyor. Esnekliği olmayan tur programlarında soğuk otel odalarında kalıp, halkın içine karışmadan, gidilen yerin kültüründen bir dem almadan eve geri dönülüyor. Seyahatlerin ardından benim ruhum zenginleşirken, turlarla gezen turistlerin sadece fotoğraf albümleri genişliyor. 

 

Gezginlik, iş hayatının ve kapitalizmin kanıksattıklarından “uyanma hali” gibi sanki... Bugünün gezginini harekete geçirmede bu uyanma arzusunun itici bir güç olduğunu söyleyebilir miyiz? 

 

Sistemin katkısı da büyük, muhakkak. Kapitalizm posanızı çıkartmakla yetinmez, ruhunuzu da söker alır. Ömrünüzün sonuna kadar çalışıp bir ev sahibi olmak bir mutluluk kaynağı olarak sunulur. Tüketmeniz, daha fazla tüketmeniz beklenir. İşte bu kahredici rutinden, yoğun iş hayatının ve kentlerdeki hızlı yaşamın yıpratıcılığından çıkmanın en kolay yoludur seyahat etmek. Farklı kültürleri tanıdığınızda, o ülkenin tarihi ve doğal zenginliklerini gördüğünüzde, dünyanın her tarafından dostlar edinmeye başladığınızda ve yollarda türlü maceralar yaşadığınızda, hayatınızın ne kadar monoton olduğu da yüzünüze çarpar. Ve dediğiniz gibi bir uyanış hali başlar ardından; başlarsınız sistemin çarklarını, yaşamın amansız koşturmacasını sorgulamaya...

 

Gezgin olmak, bir anlamda merkezciliği de reddetmektir diyebilir miyiz? Yeni kitabınızda “Uzak Doğu” yerine “Doğu Asya” demeniz bile, baskın bir deyişin reddinden geçiyor.

 

Kitabın ismini koyarken, yaygın kullanımına rağmen, küreselleşmenin temel aktörleri tarafından dayatılan ve tamamen Avrupa odaklı bir terim olan “Uzak Doğu”yu kullanmayı tercih etmedim. Erk sahipleri tarih boyunca kendilerini haritaların merkezine oturtmuşlar, “Uzak Doğu” gibi yakıştırmaları dünyanın geri kalanına kabul ettirmişler. Sömürgeci bir zihniyetle, çıkar ilişkilerinden doğan bu yapay coğrafi yakıştırmaların zamanla tarihten silineceğini umuyorum. Bir gezgin, bir dünya vatandaşı olarak sınırların olmadığı bir dünyayı düşlediğim gibi...

 

"Sevdiğim şair ve yazarlar da benimle birlikte seyahat ettiğim yerlere geliyor. Mesela Ahmed Arif’i yanıma alıyorum ve Şili’de Pablo Neruda’yla buluşuyor, hep birlikte kültürlerin zenginliğini kutluyoruz."

 

 

Oysa sınırlar sadece savaşların değil, bu savaşlardan kaçamayışın ve dışarıda kalmanın da sebebi. Bir gezginin gözünde, “sınır” ne ifade eder?

 

Türkiyeli bir gezgin olmak kolay değil; yıllarca vize peşinde koşturmak, konsolosluklardaki davranışlar... Sınırlar yıllarca bana bu yaşadığım zorlukları hatırlattı. Sonrasında dünya vatandaşı olduk dedik ama aslında bu da sırtımızda ağır bir yük. Etiyopya’da kuraklık, Şili’de deprem, Meksika’da kartellerin yarattığı şiddet, memleketten gelen bin türlü kötü haberin üzüntüsüne ekleniyor. Şimdi de zalimler tutmuş, savaştan kaçan, evlerini terk etmiş, çaresiz insanların önüne sınırlar, setler çekiyorlar. Gözümüzün önünde dünyanın en büyük dramlarından biri yaşanıyor ve maalesef Avrupa’da insanların tek derdi malları, mülkleri. Şimdi mültecilere uygulanan bu ölesiye bencil tecrit siyasetinin önüne geçebilmek için sınırları kaldırmayalım da ne yapalım! 

 

Gezginlik, insan eliyle harap edilen dünyaya -hem doğaya, hem kültüre- karşı farklı derinlikte bir duyarlılığı da barındırıyor. Bir tür aktivizm denebilir mi gezginlik için?


Kesinlikle! Yeryüzündeki o muhteşem yerleri gördükten sonra çevre bilinciniz de koruma içgüdünüz de doğal olarak gelişiyor. Bu küreselleşme çağında sorunlar artık yerel olmaktan çıktı; köylünün, emekçinin derdi her yerde ortak. Dolayısıyla seyahat ederken “adil ticaret” ilkelerini gözeten kuruluşları tercih etmek, turizmin yıkıcı tarafı olan büyük otel/restoran zincirleri yerine yerel işletmelere destek vermek gerek. Bunun yanında, dünyayı daha iyi bir yer haline getirmek, mevcut güzellikleri korumak için bizim gibi bireysel seyahat etmeyi tercih eden gezginlere büyük rol düşüyor. Kültürler arasındaki köprüleri kuracak, seyahat edeceklerin cesaretini kıran korku ve paranoya atmosferine karşı duracak, gezdikten sonra gelip tecrübelerini kendi ülkesindeki insanlara aktaracak olanlar bizleriz. 

 

Birkaç söyleşide Londra’da yaşamanın seyahat etmeyi kolaylaştırdığını söylemişsiniz. Hangi açılardan?


Londra, bir biletle dünyayı dolaşabileceğiniz “Round The World” uçuşlarının başlangıç noktası sayılır. Kentin yakın çevresindeki altı havaalanından dünyanın yüzlerce noktasına ekonomik bir şekilde doğrudan uçabilirsiniz. Çalışan tüm gezginler gibi bana da tatillerim yetmiyor. Ben de Londra’nın bu avantajını kullanıyor, canım sıkıldığında sadece hafta sonu için bile bir Avrupa şehrine gidip dönebiliyorum. 

 

Kitaplarınızın sayfalarından edebiyat eksik olmuyor. Orhan Veli, Birhan Keskin, Cemal Süreya, Borges, Flaubert... Önsözlerde de belirtiyorsunuz kurgunun ve yazarın izleğinde gezmenin uyandırdığı heyecanı. Edebiyat okumak ve gezgin olmak arasına da bir köprü atalım mı?


Bir gezgin bir sonraki destinasyonunu seçerken kimi zaman edebiyatçılardan da ilham alır. Örneğin, Şili’ye gittiğimde Pablo Neruda’nın yaşadığı yerleri tek tek buldum. Valparaíso’daki evinin yatak odasından onun gibi okyanusu seyrettim, Neruda’ya o şiirleri yazdıran manzaraları içime çektim. Gabriela Mistral’in köyünü buldum, Montegrande’deki küçük ilkokulu ve mezarını ziyaret ettim. Seyahatlerimde en çok zevk aldığım şeylerden biri de Kolombiya’nın Cartagena şehrinde, Márquez romanlarının geçtiği yerleri bulmaya çalışmaktı. Bir masal şehri Cartagena; sonradan dünyada en sevdiğim yerlerden biri oldu... Sevdiğim şair ve yazarlar da benimle birlikte seyahat ettiğim yerlere geliyor. Mesela Ahmed Arif’i yanıma alıyorum ve Şili’de Pablo Neruda’yla buluşuyoruz. Nâzım Hikmet’i Nikaragua’ya götürüp Sandinistlerin arasına sokuyorum. Cemal Süreya benimle Kolombiya’ya geliyor ve Valledupar’da çok mutlu olduğum bir kahvaltıya konuk oluyor. Sonra Meksika’da Zapatistalar ve Yaşar Kemal’i buluşturuyorum, hep birlikte kültürlerin zenginliğini kutluyoruz.

 

Sınır, öteki, farklılık, mesafe gibi suni dertlerin üstesinden, birer “vatandaş” değil de “gezgin” olursak daha kolay gelir miyiz?

 

Mutlaka geliriz! Gezen kişi ne de olsa önyargılarından daha çabuk arınır, seyahat ettikçe daha kolay empati kurar. Daha fazla insan seyahat etme imkanı bulsa, dünya üzerindeki ırkçılık ve nefret suçları azalırdı. Yabancı kültürleri tanıdıkça yaşadığın yerdeki farklılıkları kusur değil bir zenginlik olarak görür, komşularını ötekileştirmekten vazgeçersin. Seyahat ederek önümüzdeki sınırları kaldırdığımızda, etrafımızla uyum içerisinde, kavga etmeden yaşamayı da becereceğiz.

 

 


 

* Görsel: Serpil Yıldız

 

 




Toplam oy: 222

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Söyleşi

İrem Çağıl ile söyleşi:


“Bize sunulan şey ‘iyi’ olmayınca ‘iyi olanı’ bizim arayıp bulmamız gerekiyor.”


Ece KARAAĞAÇ


ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.