Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi


Tolunay Bayram ile söyleşi: “Diller hakkındaki en büyük gizemlerden biri de, onların nasıl konuşulduğu.”


Eski medeniyetlerin sosyolojisini, ilkelerini, kurallarını, yaşayış tarzlarını, mitolojik hikayelerini, hatta aşklarını, edebiyatlarını ve ne yiyip içtikleri de dahil olmak üzere onlara dair bilinemeyen tüm gizemleri bu ölü diller bize ilk ağızdan açıklar.

Tolunay Bayram ile söyleşi:


“Diller hakkındaki en büyük gizemlerden biri de, onların nasıl konuşuluyor olduğu.”

 

Ece KARAAĞAÇ

Dil, edebiyatın temel taşı hiç kuşkusuz. Fakat bundan binlerce yıl evvel insanoğlu bugünkünden çok daha farklı dillerde yazıp okuyor, öyküler kuruyordu. Şimdilerde pek aşina olmadığımız (kulak aşinalığına da sahip olmadığımız) bu dilleri Arkeofili platformunun hazırladığı “Unutulmuş İmparatorluklardan Seslendirilmiş Diller” projesi sayesinde yeniden “hatırladık”; üstelik dinleyerek! İnternette Arkeofili’nin sitesi üzerinden Hitit dili, Antik Yunan dili, Sümer dili, Antik Maya dili ve diğer bazı antik dillerde yapılmış ses kayıtlarını dinlemek mümkün... İşte bu unutulmuş diller ve oldukça ilgi gören seslendirilmeleri hakkında Arkeofili’nin kurucularından, arkeolog ve tarih meraklısı Tolunay Bayram’la konuştuk.

Şimdilerde “ölü dil” olarak kabul edilen bu dillerin peşine düşme ve onları seslendirme fikri nasıl ortaya çıktı? Bu proje size mi ait?


Aslında bu fikir bir proje değil de, mevcut çalışmaların bir derlemesi. Arkeolojinin temel konularından biri bu tip ölü dillerin araştırılmasıdır. Bu ölü dillerin çözümlenmesi, kültürümüzü ve bugüne evrilen kültür tarihimizi birincil kaynaklardan öğrenmemizi sağlar. Eski medeniyetlerin sosyolojisini, ilkelerini, kurallarını, yaşayış tarzlarını, mitolojik hikayelerini, hatta aşklarını, edebiyatlarını ve ne yiyip içtikleri de dahil olmak üzere onlara dair bilinemeyen tüm gizemleri bu ölü diller bize ilk ağızdan açıklar.


Bizim bu derlemeyi yapmaktaki fikrimizin temeli de bu önem. Diller pek çok noktada bize tarihi en iyi açıklayan araçlar olmakla birlikte onlar hakkındaki en büyük gizemlerden biri de onların nasıl konuşuluyor olduğu. Bu noktada bizim için de bu dillerin nasıl seslere karşılık geldiği ve onların duyumunun nasıl olması gerektiği heyecan verici bir fikir olarak ortaya çıktı. Zaten uzun süredir pek çok araştırmacının yaptığı çalışmalar düşünüldüğünde bu verilere ulaşmak pek zor olmadı.


Seslendirmeler kimlere ait peki?

 
Diller konusunda bu ve benzeri deneysel çalışmalar sıkça yapılıyor, arkeolojiye yardımcı diğer disiplinler ile ortak çalışmalar yürütülüyor. Aslında ölü dillerin seslendirilmesi konusu bu yüzden her zaman tam olarak kanıtlanamaz olacaktır. Bizim de kaynağımız bu konu üzerine uzmanlaşmış olan kişilerin bu dillerin nasıl konuşulduğunu yorumlama teşebbüsleri. Bu yüzden biz kaynağını güvenilir olarak gördüğümüz denemelerin bir derlemesini yaptık.

Birçok dilde “okunduğu gibi yazılma” meselesi vardır. Bu dillerin hepsi okunduğu gibi yazılan diller mi mesela?
Bu soruyu kesin bir evet veya hayır ile cevaplayabilmek ne yazık ki mümkün değil. Nitekim biz arkeologların tarihten veri olarak topladığı yalnızca günümüze ulaşabilecek kadar dayanıklı nesneler. Bu yüzden tarih sahnesinde dayanıklı maddi kültür dışında kalan, simgesel dünya, ses, algı gibi kavramlar kayıptır. Ancak bu kayıp kavramları açıklamaya dair arkeolojinin ve ona yardımcı diğer bilim dallarının bazı yöntemleri mevcut elbette.

Dilde sözcükler kadar vurgular da anlatımın birer aracı haline; özellikle duyguların aktarımında çoğu zaman sözcüklerin ötesine geçtiklerini de söyleyebiliriz. Hiç işitmediğimiz bir dilin vurgularını bu anlamda neye göre belirleyip seslendirebiliriz? Bu konuda yol gösterici öğeler mevcut mu?


Evet, pek çok dil için bilimsel veri elimizde mevcut. Etimolojik araştırmalar, birbiri içine geçmiş toplumsal alışverişler düşünüldüğünde diller etkin bir şekilde alışveriş içinde olan kavramlar. Vurgular da bunlar içerisindeki takip edilebilir kavramlardan biri. Kesme işaretleri, ses işaretleri, son ekler gibi veriler üzerinden vurgular kısmen yorumlanabilir. Bu vurguların anlaşılmasındaki temel sonuçlar dilin akraba diller ile benzerliklerinden yola çıkarak yapılmaktadır.


Urartu dili üzerine yapılan araştırmaları düşündüğümüzde bu dilin Asurca ile olan benzerlikleri ortaya koyuldu. Urartuca metinlerin Asur çivi yazısı ile yazıldığını ve Asurcada tanımlanmış olan işaretlerin bu anlamda Urartucada kullanıldığını biliyoruz. Bu da bize duraklar hakkında temel bir bilgi sağlamış oluyor. Bu bağlamda “kesin böyledir” diyememekle birlikte “böyle bir olasılık dilbilimsel olarak çok daha mantıklıdır” gibi bir çıkarım yapabilmemize imkan tanıyor.

Kayıtları dinlediğimizde duyduklarımızı ister istemez aşina olduğumuz dillere benzetiyoruz.

 
Ölü dillerin seslendirilmesi hakkında yöntemsel olarak şöyle genelleme yapmak mümkün:  Bu ölü diller için yapılan seslendirmeler, dil üzerine yapılmış etimolojik karşılaştırmaların, kelime benzerliklerinin, ses uyumlarının ve benzer filolojik girdilerinin ve araştırmaların sonuçlarıdır. Bu ölü dillerin seslendirilmesi, bugün yaşayan dillere olan filolojik benzerliklerinden yola çıkarak yapılmaktadır. Bu yüzden dilin mevcut diller ile akrabalığı ve benzerlikleri bu seslendirmelerin en tanımlı kaynak verileridir.

Bir yandan bazı diller bugünkü karşılıklarına çok benzerken (örneğin Latin dili kulakta İtalyanca gibi çınlıyor ya da Göktürkçede Türkçe sesler yakalıyor kulağımız) bir yandan da bazı diller aynı coğrafyalarda bugün konuşulan dillere hiç benzemiyor (örneğin Antik Yunanca ve modern Yunanca). Bu farklılaşmanın kaynağı nedir?


Sonuçların pek çok girdi ile değişkenlik gösterdiğini söylemeliyiz. Köken ve aktarım bu girdiler arasında belki de en önemli olanları; bunun içinde kültürel süreklilik, kültürel etkileşim, tarihsel bağlantı, siyasi tarih gibi dilin yapısında değişkenlikler yaratabilen başlıklar da mevcut. Göçler ve yıkımlar da dilin yapısının bozulmasında ya da doğrudan aktarımında bazı farklar doğurmuş. Bunları düşündüğümüzde ve sözcük alışverişlerinin de dile olan etkisi göz önünde bulundurulduğunda aslında bu farkların doğal süreçler olduğunu da söyleyebiliriz.


Bunun dışında araştırmanın detayları da önemli başka bir girdi. Bu dillerin seslendirmeleri birtakım araştırmaların sonuçları olarak ortaya çıkıyor olsa da araştırma toplamlarının yorumlarından ibaretler. Dili araştıranların sonuçlarından öte dili seslendirenlerin düşünceleri ve hatta anadilleri bile bu sonuçlarda etkin rol oynuyor. Bu yüzden yaşamayan bu dillerin seslendirmesi konusu pek çok girdi ile belirlenen bir tartışma konusu aslında. Araştırmaların ortaya koyduğu sonuçlara koşut olarak seslendirmeler de değişebilir ve tekrar yorumlanabilir. Bir de tabii bu seslendirme sunumlarını insanların yorumluyor olmasından kaynaklı farklılıklar gözlemlenmesi de oldukça doğal.



 


Görsel: Servet Kesmen

 




Toplam oy: 39

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Söyleşi

Tolunay Bayram ile söyleşi:


“Diller hakkındaki en büyük gizemlerden biri de, onların nasıl konuşuluyor olduğu.”

 

Ece KARAAĞAÇ

ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.