Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

			

Üye Eleştirileri


Üye Eleştirileri

Vicdanını Arayan Edebiyat

Selim İleri
Doğan Kitapçılık

Bir yazar tek başına koca bir ulusal edebiyatın vicdanı olabilir mi? Böyle örnekler dünya edebiyatında ne yazık ki çok az. Hem resmi söylemle kavga eden, hem geleneğin ne olduğunu bilen, hem de kullandığı dili geliştirmeye çalışan yazarlar, bazen tek başlarına bir ulusun vicdanı olabilirler. Yazarak sadece kendilerini değil, o dille düşünen, yazan, yaşayan herkesi arındırırlar. Bu pencereden bakıldığında dünya edebiyatında, rahatlıkla söyleyebiliriz ki Selim İleri gibi bir örnek az bulunur.

Batı edebiyatına baktığımızda gazeteciler, eleştirmenler, ya da edebiyat severler tarihin bir döneminde kendilerini edebiyata, özellikle de kendi ülke edebiyatlarına adamışlardır. Ama yazarlar, yazmak için yaşayan insanlar bunu yapamayacak kadar kendileriyle meşguldürler. Bunun için de kimse onları suçlayamaz. Bir yazar için kendi metninden daha önemli bir şey olamaz, zaten böyle olduğu için, bugün büyük bir keyifle okuduğumuz birbirinden güzel eserler çıkmıştır ortaya.

Bizim edebiyatımızda nedense yazarlar birbirleri hakkında yazmazlar. Hele son döneme geldiğimizde bu tip örnek iyice azalmıştır. Öncesinde ise yazılan yazıların büyük bir çoğunluğunun saldırma amacı güttüğü zaten ortadadır. Burada hemen bir düz mantıkla, aslında herkes kendi metnine odaklanmıştır diyebiliriz! O zaman bu denkleme göre Türk edebiyatında nitelikli ürünlerin sayısının fazla olması gerekir. Ama ne yazık ki, burada bir darboğazla karşılaşırız. Demek ki bir yerlerde üstünde durulması gereken bir yanlış vardır.

Selim İleri'nin kırk yılı aşkın yazı hayatına baktığımızda birkaç dönemden söz edebiliriz. Bu evrelerin okuyucu nezdinde farklı yansımaları da olmuştur. Parlak olduğu, geri plana çekildiği, ya da yeniden hatırlandığı dönemler... Bunları sadece kadir bilmezlik diye de açıklayamayız. Bazı yazınsal tercihlerin sonucudurlar. Ama onun her an yazdığı dilin, kültürün içinde yaşadığı gerçeğini sanırım kimse inkar edemez.

Bana bu satırları sadece Selim İleri'nin "Kar yağıyor Hayatıma" adlı yapıtı yazdırmıyor. Onun kitaplarını takip eden herkes kanımca bu düşünceleri paylaşacaklardır.

Selim İleri söz konusu kitaba, "bende iz bırakan sanatçıları yazdım" diye başlamış. Yani ortada bir vefa borcu var. İleri, tam kendisine yakışır bir şekilde son derece zarif bir biçimde ödüyor bu borcu. Kimler yok ki kitapta. Afife Jale'den Cahide Sonku'ya, Halide Edip'ten Yaşar Nabi'ye, Vedat Günyol'dan Kemal Tahir'e, Behçet Necatigil'den Oğuz Atay'a, Sevim Burak'tan Mehmet Fuat'a, Azra Erhat'tan Haldun Taner'e... Okurken hem gülümsüyoruz, hem de çok derinlerden gelen bir sızı hissediyoruz. Bir çeşit özlem. Ya da melankolik bir şaşkınlık. Tam da İleri'nin hissettiği gibi. Selim İleri'nin büyüsü de buradan geliyor zaten. Kendileri acımasız bir dürüstlükle ve bu kadar da olmaz denilen bir alçakgönüllülükle yazıyorlar. Bugünün oyunbaz post-modern edebiyatı düşünüldüğünde İleri'nin metinleri sığınılacak son kale gibiler.

Ama bütün bunların yanında onun metinlerinde geçmişe duyulan özlemle birlikte, aynı zamanda edebi anlamda bir çeşit günah çıkarma da var. Ve yazar bunu kendi üzerinden yaparak, bir anlamda hepimizin günahını da üstlenmekte. Oğuz Atay üzerine yazdığı yazıda kendisine karşı can sıkıcı derece de acımasız. İleri, adeta o dönemin edebiyat dünyasının Atay'a karşı gösterdiği vurdumduymazlığı üstleniyor. Biz de onu okurken arınıp, kendimizi daha iyi hissediyoruz.

Sanat ne işe yarar? Bu soru Batıda özellikle 19. yy.da daha bir yüksek sesle sorulur oldu. Öyle ya, sanayi devrimi olmuş, endüstriyel şehirler inşa edilmiş, yeni ulaşım olanakları sağlanmış, maliyetler düşürülmüş. Bu noktaya gelirken sanat ne yapmış ki! Olsa olsa köstek olmuş. Burjuvazinin sanatı algılaması buydu. Bugün belki bu soru daha anlamlı gelebilir bazılarına. Oysa sanat ona bakmasını bilenler için yaşamın sağlamasıdır. Bireyin ve dolayısıyla toplumun vicdanıdır. Özellikle edebiyat.

Kanımca Selim İleri'nin Türk edebiyatındaki yeri bu açıdan değerlendirilmelidir. "Kar Yağıyor Hayatıma" her şeyden önce bir Türkiye panaromasıdır. Vicdanını arayan bir Türkiye panoraması.

Bu güzel kitabın yeni baskılar yapması dileğiyle... 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Üye Eleştirileri Yazıları

Roman hakkında bir şeyler yazmak gerektiğinde “bizde” izlenen usul, çoğunlukla yazarın dünyası ve kendisi hakkında oluşmuş genel kanaat üzerinde kanat çırpmayı gerektirmeyen bir uçuşla yazarla (ya da politik olarak mahkum edilmiş bir yazarsa “çoğunlukla”) aynı gökyüzünü paylaştığı izlenimi veren satırlar arasında süzülmektir. Ne de olsa böyle bir usulde romanı okumak da gerekmez.

Kitabın ismindeki aşkı görünce hem ilgimi çekmiş hem de romantik bir şeyler okuyacağımı düşünmüştüm. Ama kitabı okumaya başlayınca hiç de öyle olmadığını görüp, bir günde okuyup bitirdim. Çok az kitapta yaşadığım o nefessiz kalmayı yaşadım. Dostoyevski'nin Suç ve Ceza´sında ki çarpıcılığı hissettim. Tam evet tam bir aşk romanı! Aşkı en çarpıcı ve vurucu biçimde anlatmış.

Felsefe devrimsel değil birikimsel bir süreçtir ancak bu birikimli yapının bazı devrimcileri vardır. Marquis de Sade işte bu devrimci filozoflardan biridir, hatta en başta gelenlerindendir, çünkü de Sade dokunulması en güç şeye dokunmuştur, en büyük tabuyu devirmiştir.

'Hatıra' sözcüğü hep tek yumurta ikizi 'Hüzün'le gelir insanın aklına. Öyle ki, ne kadar hoş, ne kadar eğlenceli anlarınızı hatrınıza getirirseniz getirin, attığınız en şiddetli kahkahaların ardından çöküverir o hüzün üzerinize. Bir daha o günlere dönemeyecek olmanın hüznü. 'İstanbul Hatırası' da tam böyle bir kitap.

Christopher Priest’ın bol ödüllü fakat ülkemizde ancak film uyarlaması ile adını duyurabilmiş ve hala daha pek de okunmamış romanı bizi eğlencenin kanlı canlı olduğu zamanlara götürüyor.

Söyleşi

İrem Çağıl ile söyleşi:


“Bize sunulan şey ‘iyi’ olmayınca ‘iyi olanı’ bizim arayıp bulmamız gerekiyor.”


Ece KARAAĞAÇ


ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.