Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Dosya


Dosya

Hiç bitmesin bu hikaye...




Toplam oy: 51

M. Night Shyamalan'ın yazıp yönettiği Altıncı His filminin ilk gösterimleri sırasında, filmi izleyenlerin henüz izlemeyenlere yapabileceği en büyük gaddarlık, “Bruce Willis ölüymüş,” cümlesini yüksek sesle dile getirmeleriydi. (1999 tarihli bir film için artık bunu burada yazabiliriz sanırım!) Filmi, salona giriş-çıkışların aynı kapıdan yapılması gereken bir sinemada izleme şanssızlığını yaşayan ve o malum cümle kulağına bir şekilde çalınmış benim gibilere düşen avuntu ise, filmin nasıl sona erdiğini değil, sona nasıl gelindiğinin, konunun nasıl işlendiğinin zevkini çıkarmaya çalışmak olmuştu!
Benzer bir durum, özellikle merkezinde “katil kim?” (whodunit) sorusunun yer aldığı polisiyeler için de geçerli. Böylesi bir roman elinizdeyken, onu daha önce okumuş bir tanıdıkla o sıralar pek görüşmemek yerinde olacaktır. Ayrıca, romanın son sayfalarını karıştırmaya zorlayan ve çoğu zaman karşı konulamaz o dürtüye de yenik düşmemek gerekiyor elbette. Bu nedenle, kitapla ilgili inceleme yazıları yazanlar da “okuma keyfine halel getirmemek” için dikkatli yazmak durumunda kalırlar genellikle. Charles Dickens’ın Edwin Drood’un Gizemi adlı romanı içinse böylesi bir endişeye mahal yok... Evet, merkezinde bir cinayetin aydınlatılması olayı yer alıyor ama Dickens’ın 58 yaşında hiç beklenmedik bir anda felç geçirip hayatını kaybetmesiyle yarım kalmış bir roman Edwin Drood’un Gizemi ve bu özelliğiyle, polisiye tarihinde tek örnek olarak önümüzde duruyor. Ama genel olarak edebiyat tarihi içerisinde tek değil...

 

Bu düşünceden yola çıkarak, beşinci sayımızdan itibaren bir dönem SabitFikir’de “YarımKitaplar” köşesi yayımlamıştık. F. Scott Fitzgerald’ın Son Düş’ü, Truman Capote’nin Kabul Edilmiş Dualar’ı, Yusuf Atılgan’ın Canistan’ı, Sevim Burak’ın Ford Mach I’i... Farklı sebeplerle bir şekilde yarım kalan kitaplarla ilgili hatırlatma niteliğinde olan bu yazılar/bu köşe, yıllık döngünün tamamlanmasıyla birlikte ise özellikle yarım bırakıldı! Yoksa Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Aydaki Kadın’ı, Robert Musil’in Niteliksiz Adam’ı, Oğuz Atay’ın Eylembilim’i, Bilge Karasu’nun Lağımlaranası ya da Beyoğlu’su ya da Tezer Özlü’den Kalanlar gibi kitaplar ve diğerleri nasıl unutulabilir... Şimdi ise, farklı bir açıdan yeniden dönüyoruz bu konuya.
Dosya yazısında Abbas Bozkurt, Frank Herbert’in unutulmaz klasiği Dune serisi ile ilgili güncel bir haberden hareketle, edebiyattan sinemaya uyarlayamama öykülerini anlatıyor. Rafa kaldırılmış, sonra tekrar raftan indirilmiş, yine hayata geçirilememiş, adeta bir kişisel mücadeleye dönüşmüş filmler; gerçekten de, Kaptan Ahab’ın Moby Dick’le olan o sonsuzluğa uzayan çekişmesini hatırlatıyor çoğu...

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Biyografik metinlerin çok azı Stefan Zweig’ınkiler kadar “keyif”le okunur kanısındayım. Örneğin Nietzsche’yle ilgili cümleleri, ilk okuduğumdan bu yana hafızamdaki yerini koruyor: “Bir Alpler otelinin altı franklık bir pansiyonunda ya da Ligurya kıyılarında derme çatma bir yemekhane. Kayıtsız müşteriler, çoğu ‘small talk’ denen küçük sohbete dalmış orta yaşlı hanımlar.

Dünyanın farklı yerlerinden yazarlardan bahsedeceğim bir “küçük okumalar rehberi” için editörümle anlaşmıştım, ama Londra merkezli Granta dergisinin son sayısında (139. sayı) üçüncü kez Amerikan edebiyatının genç yazarları listesine yer verdiklerini gördüğümden, tüm yazıyı bu listede odaklamak istedim.

Günlük ritüeller dendiğinde kimimiz her sabah aynı saatte kalkmayı anlıyor, kimimiz evden muhakkak sağ ayakla çıkmak gibi daha çok takıntıya yaklaşan şeyleri. Bazı ritüellerin yaratıcılıkla bir bağı olduğu ve ritüelleri uygulamanın yaratıcılığı tetikleyebileceği de son yıllarda sıkça gündeme gelen iddialardan.

Britanyalı yazar Milo Yiannopoulos’un yeni kitabı Dangerous’ın (Tehlikeli), önümüzdeki aylarda ünlü yayınevi Simon&Schuster’dan çıkması bekleniyordu. Ancak yayınevi, Yiannopoulos’un radyoda pedofilleri savunan bir konuşma yapması üzerine kitabı basma kararından vazgeçti.

Charlotte Brontë'nin çağının sınırlarını aşan romanı Jane Eyre'yi bilmeyen yoktur. 1847 yılında yayınlanan bu roman Victoria dönemi İngiltere'sinde aralarında sınıf farkı bulunan iki karakter arasındaki aşkı anlatır.

Söyleşi

Tevfik Uyar’la söyleşi:


"Günümüz bilimkurgusu, bugünün teknolojilerini alıp daha da büyütmek şeklinde bir içeriğe sahip değil."


Ece KARAAĞAÇ

 

 

ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.